sohbetül hakkani_1

Posted on 26 Aralık 2010

0


 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

 

Sohbet 1

Euzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmanirrahîm

Lâ havle ve  lâ  kuvvete  illâ billâhil aliyyul azîm

™  Destur yâ Seyyidi,

™  Yâ Resullâhi, Meded,

™  Meded yâ Sultanül Enbiyâ,

™  Meded yâ Sultanül Evliyâ,

™  Meded yâ Saadâtinal Kirâm.

Tecdîdi îman edelim. “Eşheduen lâ ilâhe illâllah ve eşhedu enne Muhamneden abduhu ve Resuluhu (Sallallahu aleyhi vessellem)”

  Oh Elhamdülillah, Bir defâ daha Cenâb-ı Mevlâ bizi bu şerefle şereflendirdi.  Bizim îmanımıza tâze hayat verdi. Bahar havası ağaçlara ne gibi te’sir yaparsa bu kelime-î şahâdet getirmesi bizim mâneviyatımıza öyle kuvvet aşılar, ferahlık verir. Darda olan kimse, içi daralan, sıkılan kimse bir keli­me-î şahâdet getirsin;

“Lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasulûllah” desin ferahlanır.  Peygamber a.s. sözüdür bu. Cenâb-ı Allah bir melâike halkeyledi, kelime-î tevhîdi uzatarak söyler. “Lââ ilââââhe illâllaaahh…” tamam ettiğinde kıyâmet kopacaktır.

 Bu dünyadaki bulunuşumuz, bizim devrimiz, bu tevhîdin müddetidir. Kıyâmet kopuncaya kadar işte bir tevhîd iledir. Bu müddeti doldur. Bizim de ömrümuz bu kelime-î tevhîd ile nurlansın, süslensin. Ne kadar tevhid edersen, kıyâmet gününde senin nûrun o derecede artmış olarak gelecektir. Nûrun ziyâde olur. Bunu söyleten ve dinleten Mevlâ, inandıran Mevlâdır. Hamd-û senâ olsun.

― Amellerin en güzeli hangisidir?

Şimdi bunu bize bildiriyorlar, bu membâdan söyletiyorlar. Cenâb-ı Hakk azâmetle buyuruyor:

“Elleziy halekalmevte velhayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu ’amelen ve huvel’aziyzulğafur.” [1]

Celle ve âlâ, hayat ve ölümü halk eden Cenâb-ı Allah’dır. Hayat ve ölüm Allah’ın mahlûkudur. İnsanları bu hayat için halk eyledi, sonra ölümle de onları bu hayattan azlediyor, alıyor. Cenâb-ı Mevlâ bu hayatın, ölümün ve vücûdun hikmetini buyuyuyor:“Liyebluvekum eyyukum ahsenu amelâ”,

  • · Hanginizin en güzel amelde olduğunu meydana çıkartmak için,
  • · Sizin hakîkatınızı göstermek için yaratmıştır
  • · Size, sizin ne olduğunuzu bildirmek için yaratmıştır,

Yoksa nasıl olduğunuzu Cenâb-ı Hakk bilir. Yalnız seni sana şahit etmek için sana başka yerden şahit getirmeyecek, kendinden sana şahit verecek, sana seni gösterecek. Cenâb-ı Mevlâ kendi amelini sana gösterip,

 “İşte sen busun, bu amele şahit de sensin, hadi bakalım bu amel hakkındaki hükmünü sen ver. Bu iş sahibi olan kimse için sen hüküm ver.” Diyecektir.

Liyebluvekum ahsenu amela: Cenâb-ı Allah hayatı ve ölümü sizi imtihan için ve en güzel ameli kim takdîm edecek diye halkeyledi. Subhânallah.

― “Ahsenu amelâ” amellerin en güzeli hangisidir?

Cenâb-ı Allah yüzyirmidörtbin peygamber ve peygamberlerin içinde hâsnâ ve müstesnâ olan Efendimiz a.s.’ı gönderdi. Cenâb-ı Allah bütün peygamberlere ve bütün ümmetlerine salih amelleri tâlim buyurdu, güzel  amelleri  onlara bildirdi. Her  peygamber ümmetine göre güzel olan amelleri onlara tâlim etti. Peygamberlerin kendi ümmetlerine tâlim edişleri kendi mertebelerine göredir. Her peygamberin Cenâb-ı Hakk’a olan yakınlığı derecesinde onlar ümmetlerine salih amelleri tâlim etti. Her peygamberin ümmeti, kendilerine peygamberlerinin tâlim etmiş olduğu yoldan yürüyerek, onlarla kendi ümmetleri ve kendi peygamberlerinin mertebelerine göre rütbe kazandı.

  Bütün peygamberlerin serveri olan Efendimiz a.s.’ın kendi ümmetlerine olan tâlimi hepsinden yüksektir. Onun içindir ki bütün şeriatların içerisinde islam şeriatı ufuktur, son ufukdur, semâdır. Artık o ufukların üstünde yükselen semâdır, onun üstüne çıkılmaz. Onu geçecek bir ufuk artık yok.  Onun için Efendimiz âleyhisselâtu vesselâmın kendi hâl ve şânına göre, ümmetlerine kurbiyet makamlarına, Allah’a ve onun rızâlığına yaklaştıracak amelleri tâlim etmiştir. Biz o cihetle tâlihliyiz. O sebeptendir ki Cenâb-ı Mevlâ bu ümmeti Muhammedînin kullarına öyle fırsatlar vermiş ki, bir gecenin içerisinde yapabildiği bir ibâdetin o seneyi ihyâ etmesi: bir gecenin ihyâsı, geçmiş ümmetlerin âbidlerinin bütün ömürleri müddetinde yaptıkları ibâdete bedel oluyor. Bu şerefi Cenâb-ı Allah, habîbinin ümmetlerine baş eyledi, tahsîs etti. Amellerin güzeli dediğimiz vakitte, bu kalıpların yaptığı değil de kalplere âit olan, niyetlere âit olan hizmettir. Bizim kalben yapacağımız ibâdet onun için kıymetidir.

 Kalbin getirdigi şahâdet dilinin getirdiğinden mühimdir.

 Gönlünün kıldığı namaz, kalıbının kıldığı namazdan mühimdir.

 Kalbinin tuttuğu oruç, kalıbınla tuttuğun oruçdan mühimdir.

 Kalbinin zekâtı elinin verdiğinden mühimdir.

 Kalbinin haccı ve ziyâreti kalıbının yapacağı hacdan mühimdir.

Aralarında ne kadar fark var. Bütün bu dünyada olan her şeyi biz toz yapsak, zerreler haline getirsek; bu kalbin hizmetine verilecek olanla kalıba verilecek hizmetin karşılığı, o kadar zerrelerin içerisinden bir zerre kalıba âittir, gerisi kalbe olan hizmete âittir. İşte bu hakîkaten mühim olan bir meseledir. Biz kalıptan geçemiyoruz, mükellefiyet kalbedir. Asıl kalbi teslim alamıyoruz, kalbi teslim alsak, gönül kâbesine oturup iki rekât namaz kılsak, bütün kâinatı sen kalbinde bulursun, seyredersin.  Demek ki amellerin güzeli hangisidir dediği vakitte kalbin yaptığı amellerdir, kalbe âit olanlardır. Kalbe âit olan amel de kalbimizi evvelâ Allah’ın râzı olmadığı sıfatlardan, ahlâklardan temizlemek lâzımdır.  Sonra mâsivadan ayıklamak ve temizlemak lâzımdır ki, kalbin yalnız Allah’a âit olacaktır. Belki o vakit amelin güzel amel sayılacaktır. Elbette ki her şeyin yolu yordamı vardır. Biz köprüden geçmeyince orayı bulamayız. Oraya köprü de zâhirde bize emrolunmuş olan zâhiruşşeriâtın emri olan hizmetleri, âzâya emredip âzâmızı mükellef tutmaktır. O köprüyü sen yürümedikten sonra sen oraya varamazsın.  Dış âzâlarına sen hakimiyet tesis etmedikten sonra sen kalbini mükellef yapamazsın. Dış âzâlarımızı, kalbimize mükellef tutaraktan ilk olaraktan hizmet yaptığımızda kalbin hizmetine sıra gelecektir. Kalp hizmete başladığı vakitte ki sultânul evliyâ Hazretleri öyle derdi,

“Kalbe mükellef olan kimse, onun tek başına yapacağı ibâdetin kadr-ü kıymeti, o makama yetişmeyen bütün insanların yapacakları ibâdetten kıymetlidir.”

 Tek başına onun kalbinin yaptığı hizmet, o kadar pahalı, o kadar kıymetli olur. O makam üzerine olmayan, ne kadar ibâdet eden kimseler olduysa, ümmetler olduysa, insanlar olduysa, hepsini topla; kalbi namaz kılan adamın kıldığı iki rekât namaz, hiç şüphesiz onların hepsinin kıldığından ileridir, kıymetlidir. Kalp bu; insanın Allah yanında kıymeti sûretiyle değil, kalp iledir. Kalptir dedik ya, onu da biz hemencecik bulamayız.  Bütün peygamberler (aleyhimusselâm), o makama ümmetlerini çekmek için, mânevi kuvvetlerini sarfettiler. Lâkin onların mânevi kuvvetleri, Efendimizin denizinde bir damlaydı. O denizi Efendimiz ümmetleri için kullanıyordu. Kalplerin mâmurluğu için ve mükellefiyeti için yollarında Efendimiz tâlim etmiştir.  Binâenaleyh onun getirmiş olduğu şeriat bütün insanın hayatına şâmildir, her halimize hükmeder. Hiçbir hareketimiz şeriatin esaslarının dışında kalamaz. Onun için eskiden ilmihallerde “ef’âli mükellefin”, mükellef olan kimselerin işleri diye yazarlardı. O sekiz sınıfa ayrılır:

1.Farz, 2.Vâcip, 3. Sünnet, 4.Müstehâb, 5.Mendub, 6.Mübah, 7.Mekruh, 8. Haram.

 Yâni şeriatimiz insanın hiçbir hareketini hükümsüz koymamıştır.  Bir de müfsîd var, o da içerisindedir, o da birdir. Hiçbir hareketimiz muhmel bırakılmamıştır, ihmâl edilmemiştir. Durduğumuz, oturduğumuz, gidip geldiğimiz, işlediğimiz her işin bir kıymeti, bir değeri vardır, bir isim altındadır. Biz onlarla kalbimize yol bulacağız, onlarla kalbi mükellefiyete varacağız.  O vakit sen bu âlemden çıkarsın, Cenâb-ı Allah sana  başka âlem açar.  Sen o âlemin içerisinde yaşarsın, bu âlemde sen öyle hayyula gibi dolaşırsın lâkin asıl senin dolaşıp durduğun, yeyip içtiğin, durup kalktığın âlemin başkadır. O kalp mükellef olduğu vakitte sen bu âlemden çıkarılırsın. Zaten bu âlemde duramazsın. O kimse bu âlemde dayanamaz. Bu âlemde öyle bir kimseyi çekemez. O ona hastır. Binâenaleyh amellerin en güzeli hangisi olmuştur? Kalbin yapmış olduğu ameldir. Kalp zâhirdeki bütün âzâların yaptığını bittamâm yapar ve onların yapamadığını da yapar.  O kalpte acâyip bir sır vardır. Allah bizi de kalbi mükellefiyete ulaştırıp insana tahsîs edilmiş olan kemâl mertebelerine yetiştirsin.

 Bi hürmetil habib bi hürmetil el-Fâtiha


[1] Mülk Sûresi: 2

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet