Sohbetül hakkani_16

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 16

Sene 1941, 62 sene evvelki mesele; Erzurumî Hacı Süleyman Efendi Hz.’leri vardı yüz yaşını aşmıştı. Onun şeyhi Hacı Nûri Efendi Hz.’leri, onun da şeyhi Hacı Emîn efendiydi, kendisi kırklardandı. Erzurûmî Hacı Süleyman Efendi Hz.’leri,(S.Hilmi Tunahan değil) İstanbulda dâima uletnişin olan kimse idi. Riyâzat kuvvetiyle kendisini tamamiyle Allah yoluna verip dünyadan çekilmiş olan kimseydi. Çarşamba’da Ahşap bir evi ve mescidi vardı ki, bizi Şâm-ı şerife gönderdi ve ben onun yoluyla Şeyh Efendi hazretlerine yetiştim. Kendisi derdi ki;

 “Baharı iple çekiyorum”

 “Ne için?”

 “Büyük muharebe başlayacak, büyük muharebede o kadar insan kırılacak ki, gayretullâha dokunup Cenâb-ı Mevlâ, hazreti Mehdi a.s.’a tekbir almasını emredecek ve o tekbir ile zuhûra gelip bütün ateşli silahları durduracaktır.”

62 sene önce onu bekliyordu. Büyük harp; İkinci Cihan harbinin meselesi 1939’da  başladı, 39, 40, 41. O zaman İstanbuldaydım. Onun hânesi Çarşamba’da, o vakit biz de bekledik. Mehdi a.s.’ın haberini oradan aldım, o zaman kalbimize verdi ve ondan sonra dünya kalbimizden düştü ve o zaman bekliyordu o büyük harbi, Peygamber a.s. bildirdiği armageddon denilen melhame-i kübrâyı.

 Aradan 62 sene geçti, şimdi dünya üçüncü harbe geliyor. O zamanın silahları şimdi oyuncak gibidir. Şimdi imha silâhından bahsediyorlar. O zaman çok insan kırıldı, amma bu harpte milyon değil milyarla adam gidecek. Millet şaka şenlik zannediyor, evliyâ o zamandan bekliyor bu büyük harbi ki, onun arkasından Hz. Mehdi tekbir alınca çıkar, teknolojinin canına okuyacaktır. Teknoloji ki, Cenâb-ı Hakk kudret denizlerinden bu insanlara bir şua verdi adına “elektrik” derler. Bu elektriği görüyorsun, tutamıyorsun, değemiyorsun, mahiyeti ne olduğunu bilemiyorsun. İki asırdır izin verildi, Edison buldu şaşırttı. Çünkü iyonlar suyun içinde koşturmaya başlayınca elimi sokayım dedi, elektriğe dokundu.

Eskiden bayramlarda Lefkoşa’da bayram yerine her esnaf gelirdi. Bayram yeri evimize yakındı, üç adımda giderdik. Ben de 10-11 yaşlarındaydım. Çoluk çocuk orada bayram yapardı. Oyuncaklar, atlı karıncalar, kayıklar sallanırdı, cıncıraklar vardı. Her fesli esnaf çadırını koyar veya arabasını koyar, kendi sanatını icrâ ederdi. Meddahın oğlu Arif bey vardı, gülmez, ciddi. Ortaya cevizden bir kutu çıkarırdı. Bir tarafa tas koyar tasın içerisine bir gümüş üçlük atardı. İngilizin Gümüş parası. Kahve değirmeni gibi eli vardı, derdi ki,

“Ee gelsinler… 20 paraya 3 kuruş, gelin alın!”

Çocuklar gelip bir yevmiye bedeli olan üçlüğü gördüğü vakitte almak isterdi. Hadi bakalım ver yirmiliği deyip 20 parayı alır cebine koyar, bır bır bır diye döndürmeye başlardı,

“Çocuk al senindir şimdi al!”

 Çocuk elini atar, meğer orada ufak bir dinamocuk suya  cereyan verdiğinden elini uzatınca çarpar,

“ Eh napalım almadı 20’lik bana kaldı! İşte 3’ lük oraçta istersen al!”

 Çocuk bakar geçer gider. 20’lik cebinde sabahtan akşama böyle. Onun gibi o elektriği îcad eden baktı ne oluyor acaba suda dalgalanmaya başladı, iyonlar da akıyor ya bobinlerden yüklü geliyor. Elini soktu tepti.

 İşte vakit saat geldi ki bu cebâbirenin ahdi[1] de vakti saati de gelecek. Cebâbireyle beraber bütün kıyâmet alâmetleri meydana çıkacaktır. Kıyâmet alâmetlerinin çoğunun meydana çıkmasına o buluş vesîle oldu, uyanıklık verdi, orada açtı. Onun tasarrufuna nasıl tasarruf edeceğine ağır ağır vabtır voptur viştir saymaya başladı. Şimdiki îcadların canı, ciği bu elektriktir.

Kutbulmutasarrıf olan o zatın tasarrufuna verildi, kuvveti açtı. Şak diye şalteri açınca bütün milletlerin hepsi tasarruf etmeye başladı. Şimdi vakti gelecek bu akılsız insanlar dünyada birbirlerini yemeğe başladığında imha silahı ortaya çıkacak. Elektrik olmadan imha silahı yapamaz ki, yapsa atamaz ki, atsa nişan getiremez ki, hep ona bağlıdır. O kadar insan ölecek ki nihayet gayretullaha dokunur. Emreder ki tekbir aldığında, kutbulmutasarrıf o aşağı düşen şalteri yukarı kaldırdı mı, bitti. O insanoğluna tezhîr edilmiş yani emrine verilmiş olan bu kudret tekrar onların elinden, salahiyetinden çıktı bitti; tayyare uçmaz, roket atılmaz imha silahı zaten kullanacağını kullanmıştır, binâenaleyh donanmalar yürümez. Burada mâdenin önünde bir römorkör var, kullanılmayaraktan kaldı küflendi, onun gibi koca zıhlılar olduğu yerde kalacak. Hareket yok oldu bitti. İş şimdi oraya yetişiyor. 62 sene evvelkini söyletti bize bugün.

 Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmanirrahîm

Yani bu harp olacaktır olmayacak değil, evliyâlar kaç sene evvelinden bekliyor bunu, biz bir mesele için bunu söylüyorduk ki ondan evvel evliyâların hepsi gülhâne parkında okunan tanzimattan beri Mehdi a.s.’ı bekliyorlar.

“1300’de kalkmam 1500’e yatmam”

 Diye bir haber de var.  200 sene, işte 200 sene oldu. O zamandan itibaren Hz. Mehdi’nin zuhurunu günbegün takip ediyorlar. O zaman o zâtı, Şeyh Süleyman Erzurumî Efendiyi (Allah sırrını takdis etsin) ziyârete gittiğimde önünde rahlesi 115 yaşındaydı ve önünde Kur’ân-ı Kerîm’le beraber tefsîr-i şerifle mütalâda[2] bulunuyordu, ben soruyordum,

“Sultanım siz bu yaşta bu mütalada bulunuyorsunuz?”

“Bakıyorum, Cenâb-ı Mevlâ’ya bizi daha süratle yaklaştırabilecek Marifetullahta ileri gidip Cenâb-ı Hakk’a tâzimimizi daha yüksek arzetmek için meşgul oluyorum”

 Şimdi burada bir toplantımız vardır, bu toplantıdan asıl maksat ve garazımız Cenâb-ı Allah’ı daha ziyâde tanımaktır. Çünkü bir kimsenin azameti, kudreti ve iktidarı ne kadar bilinirse insanın ona karşı olan tâzimi ve ondan olan havk ve haşyeti ziyâde olur. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurur,

 “İnnema yahşellâhe min ıbadihil ulemâ” [3]

Cenâb-ı Allah’tan havf ve haşyet yâni ondan korkmak. Korku dediği zamanında Allah zülcelâlin merhameti, heybeti ve kudreti önünde ne kadar fazla zâhir oluyorsa, Cenâb-ı Hakk’a tâzim için Cenâb-ı Hakk’ı gücendirmeyeyim diyerekten, insana daha ziyâde korku gelir. Bir hayvan (hâşâ minel huzur) isterse üstünde binili olan kral olsun, sultan olsun, hayvanlığını yapar. Çünkü üstünde binenin kim olduğunun farkında değildir. Hayvan hayvandır; tersler de işer de,

― Ama üstünde kral var?

“Ne kralı yahu burada kral benim be! Meydanda istediğimi yaparım! Temokrasi var! Hayvanda her vakit temokrasi. Mühim bu mesele! Bizde hürriyet var, biz kral, imparator tanımayız. Bizim sınıfımız hürdür, heryerde kendi yaratılışımızın ihtizası. Madem boynumuza  arpa torbası, saman torbası takıyorlar, yediğimiz gibi tersleyeceğiz de! İster kral ister imparator olsun be! Kral ne be!”

― Bre merasim yerindeyiz askerler dizili!

“Eh, öbürlerinin bindiği de benim cinsimdendir, ben terslediğim vakitte hepsi terslesin, hürüz! Dokunacak olursa çifte teperiz, kafa da atarız. Arkamda ister kral olsun ister imparator. Eğer fazla ürkütürlerse bir defâ ürktük mü önümüzde durulmaz, hür mahlûkatız.”

İnsanoğlu marifetine göre; şimdi insanlar kralın karşısında çıkarıp şalvarı indirip destur abdestim gel! Dese kafasını kırarlar. Öbürüne zararı yok, hayvandır. Ama bu utanmaz herif, o dört ayaklıdır be, sen iki ayaklı nasıl hayvan olun be? Sana yakışır mı bu?

 Lokman hekim demiş ki “Bevl sıktığı vakitte bekleme”. Bir defâ at koşusu varmış da bir ara oğlu attan inmiş abdestini bozmuş yani (hâşâ minel huzur) işemiş tekrar binmiş. Lokman hekim uzaktan bakmış,

“Niye indin?”

“Desturun abdestim geldi,”

“Buradan oraya kadar beklettiğin sana zarardır, atın üzerindeyken çıkaracaktın fışş…”

 Hiç ona fırsat vermiyor, o kadar zararlıdır. İlle abdestin kalsın derler abdesti tuttuktan sonra o prostat oradan geliyor, bir de prostat namaz meselesine dikkati olmayanlarda da oluyor. Bir ara abdest tutayım derken  bozuyor şeyi. Onun için tembel olma abdest al, vücudun tazelensin. Tabi imparatorun karşısında çıkaracak değilsin. Bu derecedeki avanaklara bu kadar ilim yetişir, bundan fazlasını ne yapacaksınız siz. Profesörler de var ama zararı yok. Savaş iyidir, köyün muhtarıdır çok iyi geldi ona, Baba Tahsin var öğleden sonra aklı işlemez, zararı yok tembihtir. Kiro mirolar, Abdurraufun zaten türkçeden anladığı yok, havaya bakıyor.

Allah Allah Allah….Mutlak sultanın hizmetini kabul et, ona hizmet et ki, mutlak saltanatında ebedî, sermedî olan hayata kavuşasın. Eternity. Allah bizi affeylesin. El- Fatiha[4]

 

Hikâyeler

Birgün Hâce Ahmed, Türk meşâyıhı ile Bâğ-ı Evliyâ denen bağda oturmuşlardı. Dillerinden şu cümle döküldü:

“Yiğit o kişidir ki teveccüh eder de bağ raksa başlar”

Sadece bu sözü söylemekle bağ raks etmeye başladı. Hâce Ahmed Yesevî dediler ki: “Ben, sadece bir söz söyledim, o raksa başladı.”  Bağın raksı hemen durdu.

Yine birgün Ferket’te iken Hâce Zekeriyyâ-yı Fâhir’in mezarını ziyâret etmek istediler. Onlar giderken Ferket şehri de arkalarından geliyordu. Halîfe Ahmed Yesevi, “Hemen geri dön” buyurdular. Hemen döndü.

Halîfe Ahmed’in sohbetinde 22.000 müftü, 60.000 seyyidzâde, 10.000 Hârizmli imamzâde, 10.000 âlim, 90.000 velî, 8.000 abdâl ve 12.000 avcı cânver endâz vardı. Tekkelerinde kadın erkek birlikte zikir eşliğinde semâ ederlerdi. Ansızın Arap yönünden bir cemâat kırk dervişle birlikte geldiler. Halîfe Ahmed’e,

“Kadın erkek zikir ve semâ ediyorlar, bu nasıl olur?”

Diye sordular. Halîfe Ahmed bir ateşi pamuğa sardı, kutuya koyup ağzını kapattı ve onların eline verdi. Onlar kendi memleketlerine döndüler. Mısır’ın bir şehrinde, büyük câmide, kalabalık bir insan topluluğu içinde kutuyu açtılar. Gördüler ki ateş pamuğa zarar vermemiş hatta hiç tesir etmemişti. Dediler ki:

Hâce Ahmed bize bir işâret verdi yâni “bizim sohbetimizde kadın erkek işte böyledir!” Arap şeyhleri:

 “Halîfe Ahmed bizim pîrimizdir” dediler.


[1] cebâbirenin ahdi عهد  جبابره  zorbaların çağı

[2] mütalaa مطالعه : okuma,.inceleme.

[3] Fatır Sûresi;28

[4] 12 Şubat 2003/ 11 Zilhicce 1423  tarihinde yapılan sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet