Sohbetül hakkani_17

Posted on 26 Aralık 2010

0


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

 

Sohbet 17

Kıbrıslılar mezhebi değiştirdiler,Türkiyeliler de camileri bırakıp putların karşısında merasim yaptığı için, şimdi çekecekleri var. Peygamber a.s.

 “Benim ümmmetlerim tekrar puta tapmadan kıyâmet kopmaz”[1]

Dedi. Yukarıya defter de koydular, sizi idare eden en büyük adamlarınız deftere gider yazı yazar. Bu belânın nerden geldiğini kimse sormuyor. Durduğu yerde kimseye belâ gelmez. Belâ gelmez kul azmayınca. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Türkiye şimdi gayet tehlikeli bir vaziyettedir, bu Kıbrıs meselesi solda sıfır meseledir. Türkiyenin haritada yeri kalacak mı kalmayacak mı diye düşünen yok. Kıbrısı düşünürler, Kıbrıs ne ki, Kıbrıs solda sıfır olan şeydir. Yüz-yüzellibin kişinin değil 80 milyonun akibeti ne olacak diye düşünen yok.

  • Elimizde silahımız yok,
  • Paramız yok,
  • Kuvvetimiz,
  • Direncimiz yok,
  • Îmanımız sıfır noktasına indi.

 Hiç onu soran eden yok. İki ateşin arasında Rus yukardan bastıracak, bu aşağıdaki Irak aşağıdan bastıracak, İran bir taraftan, tam ateşin ortasına aldılar şimdi çevirdiler. Kımıldayacak haliniz yoktur, ancak Allah’a kaçtığınız vakitte. Mâdem her tarafı donattılar buna tapın diyorlar, saygıyı buna gösterin, bunun emrini tutun, bunun yolunu gözetin, işte yolunu gözete gözete buraya geldiniz.

 Bu milletin ataları islama çok hizmet etti, lâkin sonunu getiremedi. Biz onların mirasını taşıyamadık, mirasını kör-çar ettik. Peygamberin hilâfetini ki islamın baş tâcı ettiği makamdır, tekmeleyip attık, memleketten o şerefi sormadık 80 senedir. Allah uyumaz ve Allah unutmaz. Şimdi kendilerini getirdi bastırdı iki ateşin arasına soktu, onun için ona dikkat edin.  Namazı gözetin, biz 80 senedir bunlarla değiliz de, demezsen sen de gidersin.

 Yirmibirinci asrın içerisinde ne icraat yaptılarsa hiçbirisine râzı değilim. Münkerdir senin emrine karşıdırlar yâ Rabbi, Sen’in emrini dışarı attılar, uydurmaca iş yaptılar, en büyük makamı yıktılar, islamın makamını yıktılar. Osmanlının şerefi olan Ayasofya câmisini müzeye çevirdiler. Çok câmiyi yıktılar, medreseleri kapattılar, îman aşılayan îman merkezi dergâhlarımızı, tekkelerimizi kapattılar,yıktılar, içindekilerini astılar, kestiler, Allah diyenlere muharebe yaptılar. Onun için Allahu zülcelâl sırasını getirdi kendilerini dara soktu. Kurtuluş yok, ya geri dönecek Osmanlının hattına girecekler, değilse bitti. Bizi ne Amerikan tayyaresi kurtarır, ne Amerikan donanması kurtarır, ne Amerikan askeri, ne Amerikan doları kurtarır bizi. Bu bombardıman Türkler için yetişir.

 Bir adam ayının inine girmiş, ayı arkasından yetişmiş millet arkasından ayının kuyruğunu tutmuşlar, ayı tepinip duruyor. Tepindikçe içerde toz duman. Ayının inindeki herif bağırıyormuş,

“Yahu çok tozarttınız be toz dumandan durulmuyor bunun içinde!”

“Ağa! Şimdi toz dumandan şikayet edersin, ayının kuyruğu koptuğu vakitte göreceksin toz dumanı!”

Şimdi millet, “Aman şudur, budur…”

Bre daha ayının kuyruğu kopmadı ki, koptuğu vakit görecek gününü

  •  ya Türkiye, ya Kıbrıs, ya Irak, ya İran,
  •  ya Hicaz, ya Mısır, ya Libya, ya Cezayir,
  •  ya Sudan, ya Rus, ya Çin, ya Fransız, ya Alaman…

 Hepsine tayin olunmuş. Çünkü Cenâb-ı Hakk gazap ettiği vakitte gazâb-ı ilâhi geldiğinde istediği kulunu kullanır. İsrailoğulları Cenâb-ı Hakk’ın çeşit türlü lûtfuna mazhar kıldığı kıymetli kullar olduğu halde, işi taşırdılar, azgınlaştılar üzerine ıraktan Buhtunnasırı gönderdi.

بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ  فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ

…Beasna aleyküm ibadel lena uli be’sin şediydin fe casu hilâled diyâr” [2]

Buhtunnasır, Asurîlerin yıldıza ve güneşe tapan krallarını askerleriyle beraber gönderdi. İkibin sene evvel Mezapotomya da Bâbil ülkelerinde hükmederlerdi. Bir orduyla geldi ki ulibesin şedîd diyor yâni çok kuvvetli. Allah’ın ulibesin şedîd dediği tarif yâni durdukları yerde karşı gelecek kuvvet yok, israiloğullarını terbiye etmek için üzerlerine öyle şiddetli kuvvetler gönderdim. Önüne gelenleri kestiler. Memleketlerin içerisinde sokaklarda canlı kimi buldularsa kestiler. İlâhi gazaptan Allah’a sığındık. Allah gazap etti mi…

فَلَمَّا آسَفُونَا انتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ

Felemma asefununtekamna minhüm fe ağraknahüm ecmeiyn”  [3]  

“Bizim ilâhi gazabımızı onlar üzerlerine çektiği vakite ilâhi intikamımız yetişir, ezeriz. ”

Dünya şeytan pazarı oldu, selâmet bir yer yok. Her yerde şeytanın pazarı var, batasıca dünya diyorum, bir yer yok ki şeytanın sözü geçmesin, orada şeytan sözünü yürütmesin. Bu islam ülkelerinde,

  •        Sakalın var içeriye koymuyor,
  •        Sarığın var gezdirmiyor,
  •        Allah! Dersin hapsediyor,

 Üzerlerine ilâhi intikamı çekiyor, onun için şeytanın hükmetmediği yer yok. Şeytan pazarı oldu dünya, söyle bir yer. 20 sene evvel huzûr-u Resulullah’a (s.a.v) girdim, mu’ace-i şerifte değil de, müezzin mahfilinde direğinde, kıbleye karşı meyilli durup dua ediyorum. Bir şeytan geldi dedi ki,

“Bunları arkana ne toplan!!!”

“Bunları ben mi topladım yoksa kendileri geldi?” Dedim

Ben dua yaptığım vakit benim arkamda âmin çeker diye Peygamber huzurunda bana musallat olan şeytan, demek hükmetmediği yer yok. Mısırda beş-on ihvan var, arkasında hafiyeleri, bu kimseleri itham ederekten, şeytanları arkasında. Türkiyede üç kişi toplansa arkasından hükümetin  askeri gelip onlara,

“Ne yapıyorsun burada yahu?”

Ne yapıyor be? “Allah” diyor, ne yapıyor? Hangi yere gidelim? Nereye gidelim diye şaşırıp kalıyoruz. Bu şeytan pazarından Allah intikam alacak. Akşama kalmasınlar diye beddua ediyorum, ikindiye de kalmasınlar, öyle bir şiddet var içerimde ki hiç sorma gitsin. Eh bazıları gelir “filan zamanda böyle yapalım” ..yâhu bırak bu şahsî işleri, bırak. Bizim işlerimiz şimdi tüm dünyanın üzerinedir, ben şimdi senin işini doğrultmaya uğraşmam. Bir sürü insanların; birinin biter, birinin başlar. Hey dünya, kıyâmeti bırak ebedî gidecek olsa senin biter, öbürü gelir, öbürü biter, öbürü gelir, sürüp gider. Kesileceği yok.

“yıl; oniki ay kış olmaz, oniki ay bahar olmaz” vakti var.

Haccacı zâlim minbere çıkmış. Halife onu, Iraklılar Basra’da çok azgınlık yapınca onların hakkından gelip terbiyelerini versin diye göndermişti,

“Velînimetim olan Emirül Mü’minin oklarını önüne koydu, size atmak için  içlerinden en zehirlisini, en acılısından bir tanesini seçti. O, benim, sizi terbiyeye geldim”  dedi.

“Ey gulam, ey uşak, kalk ve halîfenin menşurunu, beni buraya gönderdiğine dâir olan fermânını oku!”

Halîfe kalktı, ırak ahalisine selamla başladı, ırak ahalisi çok öfkeli. Bu herifi niye bize gönderdi diye halifeye öfkelendiler. Fermanı kaldırdı selam söyledi, hiçkimse ve aleykûmselam demedi, tınmadılar bile. Dedi ki,

“Dikkat edin ey Irak ahâlisi, siz çok terbiyesiz ve edepsiz yetiştirildiniz. Sizi öyle bir sûretle terbiye edeceğim ki, dünya da şaşsın ve beğensin. Ağaçlardaki meyveler gibi yetişmiş kafalar görüyorum. Toplanmaya hazır kelleler görüyorum, sizin içerinizde sizi öyle bir terbiye yapacağım ki unutulmasın! Şimdi bir daha oku, tekrar oku!” dedi

 Gene ağası ayağa kalkıp okudu, ayağa kalkıpta selam almayacak bir tanesi kalmadı. Cenâb-ı Allah isterse bir kuluna bir heybet giydirir, bitirir. Onun gibi şimdi dünya üzerinde toplanmaya hazır olan kelle çok. Harp ölümle gelir, olgun kelleleri toplamak için gelir. Lâkin bu harbin başka hususiyeti var, şeytan mesleğini tutan insanları toplamak, tüketmek içindir. Bu dünyayı şeytanın pisliğinden temizlemek için. Dedik ya dünya şeytan pazarı oldu, heryerde onu bulursun. Ona karşı birşey deyemezsin. Vakti saati geldi de onun için. Bağırıyor muharebe istemem!..

  • Ne muharebe istemezsin be?
  • Sen hangi yoldasın?
  • Biz hangi yoldayız?

 Bugün Lefkoşada toplanıp sokaklara dökülmüşler, hâlimize şükredelim oturalım veyâ şikâyetimiz varsa câmiye gidelim diyen yok. Girne kapısında dikili bir şey var oraya yetişelim, oraya yetişip orada bağırıyorlar. Eh o duymaz ki, ne duyar, ne görür, ne işitir, ne söyler, ne yapabilir. Bir heykeldir o, simbol. Simbolden fayda olmayınca sana ne var. Simbolün ne faydası var herkese? Ortalığı kaldırıp oturtuyorlar, kimden yardım istersin? Annaya mannaya gösterelim.. İki nefesin arasına mahkûm bir adamsın. Kıbrıs hapisâne oldu, sen sebep oldun, sebepsiz bir kimse bir adamı tutup hapse koymaz. Bütün Kıbrıslılar azıttı, azdı, kızdı, Alllah’ın nîmetini reddetti, şükretmedi, iyilerin arkasına değil de, kötülerin arkasına düştü. Kendilerini bu güne getirdiler, şimdi ne yapacağız köprü yıkık diye bağırıp çağırıyorlar. Geridekiler,

“Yürüyün!”

“Eh köprü yıkık!”

  “Yok yürüyeceksiniz! Düşen düşecek, sayıyla değil ya bu düşecek, düşsün!”

“Başka yol?”

“Başka yol yok! Yolunuz bu, siz bu yolu seçtiniz, bu yoldan gideceksiniz.”

 Ne yapabileceksiniz hapishânede? Hapishâneye girdikten sonra kaç sene mahkûmiyeti varsa ondan sonra kapıyı açarlar. Onun için Allah yapacağını biliyor. İlâhi adalet var ve,

“Menlem yerhemna yurham:Merhamet etmeyene merhamet edilemez.”[4]

 Irak ahalisi ehlibeyt-i Resulullaha (s.a.v.) merhamet  etmedi, küçük büyük onları keserken merhamet etmedi. Bağdat sokaklarında onların mübârek vücutlarını arabaların arkasında sürüklerken onlar heşâhet kopardı. Bunların büyükleri yaptı o işi ve merhamet etmedikleri için merhamet olunmayacaklar. Baştaki cabbar kendi ahalisini, zehirli hastalık bombalarıyla yüzbin kişileri telef etti, merhamet etmedi, kendi etrafındakilere merhamet etmedi, sayısız insanların kanına girdi. Merhamet etmediği vakitte, kimse ona merhamet edecek değildir. Şimdi o kendini emniyette zanneder, emniyette değil. En yakınında duran kafasına vurur onun işini bitirir. Hindistandaki gandinin karısını veya kızını muhafazı vurdu. Kimde ne var kimse bilemez, ilâhi takdir nasıl yürüyecek kimsenin haberi yoktur. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Merhametsiz iş yaptı. Kıbrıslılar çok acımasız işler de yaptılar, onun için yaptıklarını çekeceklerdir. Yolun cennet yolu olursa kurtulursun,  cehennem yolunda ısrar edersen düşeceksin, bitti. Allah’ın emri âyeti kerime;

فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُوراً

“… Fe la yüsrif fil katl innehu kane mensura”[5]

Efendimiz a.s. “Herşeyde israf vardır” dedi. Abdestte de israf var, başka her şeydede israf var. İsraf,

La tüsrifu innehu la yühibbül müsrifin”[6]

“Allah, israf eden kimseleri sevmez.” Abdeste bile, abdeste yetişecek kadar su kullanılır. Bir kiloluk su abdeste yetişir, bir ibriklik su gusül için yetişir. Fazlası israf sayılır ancak mübalağayla temizlik yapıldığında kullanılacak su başkadır. Lâkin ibadet için abdest alacağın suyu idareyle kullanmak gerekir. İstanbul camilerinin çeşmeleri küçücüktür, burada şırr diye dere gibi su akıtır. Be ufak koy, bu su parayla döner, ufak çeşme koy. İdareli. Eskiden evlerimizde ufacık çeşmeli teneke vardı, elimizi yüzümüzü onla yıkar abdestimizi onla alırdık. Şimdi desturun abdeste giren çıkan bir ton su dökecek. Modern çağdaş abdesthâne! Hay içine edeyim çağdaş abdesthânenin be! Tövbe Estağfirullah. Herşey çağdaş olacak! Bir metreküp su yetişmez, her gün içeri girip çıktıkça bunun için israf üzerine batıyor. Bir de Cenâb-ı Allah,

 “Ölüme mahkûm olan kimseler hakkında da mahkûm olandan başkasına dokunmayın. Bir kabileden bir kimse hata yaptığı vakitte o kimseden hangisine kısas olacaksa ona dokunun, ondan fazlasına siz kılıç çekmeyin” Buyurmasına rağmen girdikleri memleketlerde öldürmede kılıçlarını çok işlettiler ve insan kanı dökmekte çok israf ettiler. İnsan, muhteremdir. Sen insanın kıymetini sinek kadar saymadığın vakitte sen nasıl insan sınıfından yazılırsın? Allah’ın emri “Öldürmede israf etmeyin” diyor. Müstehak olan kim ise ona, müstehak olmayanlara dokunma. Emir böyle. Eh öyle şimdi “Elimde imha silahı var, atacağım!” dersen Allah sana izin verir mi? Sen erkeksen kara askerini sür, Amerikanda kara askerini sürsün, cephede kim ölürse onlara ölmek hak. Cephe gerisinde olan kimselere sen silah atamazsın, islamda yasaktır. Allah yasak etmiştir. Sen bir memlekete bomba yağdıramazsın, sivil ahaliyi vuramazsın, sivil ahaliyi vurmayı bırak “Havayı zehirleyeceğim!” diyor, bir kaç saatin içerisinde karınca da kalmaz. Sana o salahiyeti kim verdi be? Kimden aldın o izni sen? Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Onun için yakacak şimdi Irakı.

― Başka?

Onlara arka çıkanları da yakacak. Aynı kafada olan ne kadar insan varsa onlarında kafasına tak vuracak. Hiç kurtuluş yok. Bu bana bugünkü talimattır. Kimyevî silah, atom silahı bunları ilk kim kullanırsa onun başına gelecek vardır. İlâhi emir bu. Onun için ilâhi gazap üzerlerine indiği vakitte hesapsız adam gider. Sonunda tâ ki intikam alınacaklar biter o zaman Mehdi a.s. Allahuekber der.

 Şimdi Allah’ın yolundan çıkanlarda merhamet arama, insaf arama, adalet arama, dîni bırakanlarda taşa puta tapanlarda insanlık arama, yoktur. Îman, din yoktur, üzerlerine hep belâyı çekerler. [7]

— Ya deprem?

Allah kullarına bakıyor:

  •    Kulum beni hatırlıyor mu? Kulum ne yapıyor?
  •    Ne haldedir? Bana sığınıyor mu?
  •    Benden yardım istiyor mu?

Deprem bir ilâhi gazap netîcesidir. Bir lütuf tecellisi değil, kahır tecellisidir. Onun için ilk yapılacak şey tövbe istiğfardır. Oturulamayacak evleri sağlam eve nakletmek veyâ evi tâmir etmek zâhiri bir tedbirdir. Bir memleketten başka memlekete kaçıp gitmek ise doğru olmaz. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de Bakara sûresinde anlatılır: Bir beldenin ahalisi ölüm tehlikesi var diye oradan kaçmışlar fakat ölüm hepsini yolda yakalamış. Kapıdan girince Besmele çekin, Âyet-el Kûrsî okuyun.

“Ey gökleri üzerimize düşmeden tutan Allah’ım, Ey ayağımızın altındaki toprağı kaydırmayan Allah’ım, Sana teslîmiz, biz ne yapalım? Tövbe ettik, yâ Rabbi, sen bağışla” deyin ve birbirinize, “Namaz kıldın mı?” diye sorun. Evde secdesiz kimse olmasın. Bir de, evde kaç kişi varsa, her biri için imkâna göre, beşbin lira bile olsa sadaka verin. Çocuklar masumdur. Onun için çocuklarla beraber oturup:

  •  100 kere Yâ Latîf
  •  100 tane Bismillâhirrahmanirrahîm
  •  100 tane Salavat getirin.

Bu tertip şimdilik yetişir. Herkes kendi hizmet ve vazîfesine devam etsin. Gece temiz olarak yatmaya dikkat edin, sizi himâye edecek melâike-i kiram müvekkel olur. Kapıların üzerine,

 “Bismillahirrahmanirrahim, yâ Mâlikel Mülk: Biz Müslümanız”

Yazın. Bu, gelen melâikeye ihbardır. Onlar evinize bakıp, “Bu hânede müslüman var” derler. İçinde müslüman olan haneler ve “Mülk senindir yâ Rabbi, biz senin mülkünde duruyoruz” diye ikrâr eden kimseler mahfuzdur, onlara birşey olmaz. Dünya sallansa onlar sallanmaz, rahmet onların üzerine iner. Bir şiddet görülürse veya korku anında, abdest alıp seccâdeyi serip kıbleye karşı diz üstü oturun, oraya buraya kaçmayın. Yâ Latîf çekin, olursa yüz defâdan üçyüz defâya kadar yâ Vedûd çekin. Çünkü Allah denen yerler yıkılmaz. Evin içerisinde Allah’ın gazabına mucib olacak resim, heykel, yazı, sigara, içki varsa bunlardan siz mesulsunuz. Allah’ın sevmediği kimselerin resmini koymayın. Evin içinde çoluk çocuk herkes şeriat üzerine giyinin, avret yerlerinizi kapalı tutun. Erkekler göbekten diz altına kapalı olun, hanımlar baş açık gezmeyin, bağırlarınızı, kollarınızı, bacaklarınızı örtün, mümkün mertebe vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde elbise giymeye dikkat edin. Evin dört bir köşesine yedişer Âyet-el Kürsî okuyun ve yatarken de yirmibir Besmele çekin. Bunların hepsi tedbirdir, Allah’ın gazabını geri çevirmeye sebeptir. Bunlara dikkat etmeyenleri, evleri yıkılmasa da, Allah korkutur ve bütün bunlara riayet edenlerin bereketine Allah aynı binada kalan diğer insanları da gözetir


[1] Hâdis-i Şerif: Müslim, 4/2215. Ebu Davud.

[2] Isra Suresi; 5

[3] Zuhruf Suresi; 55

[4] Hadis-i şerif: Buharî, Edeb, 18

[5] İsrâ Sûresi; 33: …kim haksız yere öldürülürse, velisine hakkını arama hususunda tam bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin; çünkü o, yardıma eriştirilmiştir.

[6] En’am Suresi; 141

[7] 27 Şubat 2003/ 26 Zilhicce 1423 tarihli sohbetten yazıya aktarılmıştır.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet