Sohbetül hakkani_18

Posted on 26 Aralık 2010

0


 

Sohbet 18

Herşeyin bir hududu var o hududa girdimi ondan ötesi yoktur biter. Devam Allah’ındır celle ve âlânındır. Devam Allah’ın, bir de Allah’ı tutanların.  Allah’ı tutmayanların devamı yoktur. Allah ile olanlar Allah dâimdir onlar da  daimdir. Devam Cenâb-ı Hakk’ındır. Allah’ı bırakanlar bitmiştir. Bir gelen misafirimiz Mısırdan mezun olup geldi, kalbine bir mesele zuhur etti, ona da söyleyelim bize de lâzımdır. Rahat oturun.

 Destur yâ Seyyidi yâ Sultanûl Evliyâ. Destur yâ Sâhibel zaman yâ  Halifetullah yâ Hâzelasır, Medet, medet,

Euzûbillâhimineşşeytanirracîm Bismillâhirrahmanirrahîm

Meclisimizin ünvanı bu olur. En büyük düşman, insanları dünyada en büyük belâya düşüren, âhirette de en şiddetli azaba düşüren ve düşürmeye uğraşan şeytandır. Yirmibirinci asrın insanının en ahbabı, en sevdikleri, en saydıkları ve adım adım takip ettikleri şeytandır. Tersliğe bak sen. Cenâb-ı Hakk bu asrın insanına buyuruyor,

“Dünyada en büyük düşmanınız şeytandır, dünyada sizi belâya düşürür, belki âhirette de sizi sonsuz azaba mahkûm etmeye sebep olur, bundan sakınınız” dediği halde yirmibirinci asrın insanı,

 “Bizim en has ahbabımız, can dostumuz, kime canımız feda? Dr. Şeytana!!”

Şeytana doktorluk ünvânı vermişler:“Şimdiye kadar dr. olamadık ama yirmibirinci asrın insanı bana külahda giydirdi Dr. ünvanı aldım” diyor.

 Şimdi bu asırda şeytana o kadar tâzimat var. “Savaş istemeyiz yok çünkü no war, no attack in ırak!”.

  •  Ne için?
  •  Acaba sebebi ne?
  •  Sizi oynatan kim?
  •  Size bunu telkin eden kim?

Şeytan diyor “Aman muharebe istemeyin!”

Çünkü şeytan melâikeye hoca oldu, dört kitabı bilir. İncil, Tevrat, Zebur ve Kuran’ı bilir; ilmi var, edebi yok.

Ehli irfan meclisinde aradım kıldım taleb

İlim en geridedir illâ edep illâ edep

Demişler. Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna ilimle yaklaşamaz. Kul, Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna edeple yaklaşır.

يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَاراً

“…Yahmiluhâ kemeselilhımarî yahmilû esfara” [1] kabilinden.

“Sırtı kitap yükletilmiş eşeğe benzer” diyor. Edebi olmadığı vakitte bu kadar ilmiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda, Cenâb-ı Hakk’a karşı “Yanlış yapıyorsun” demeye şeytan cüret etti. (Estağfirullah)

Allah’a; “Nasıl olur benim hakkımı vermezsin? Haksız bir teklif bu, şimdi yarattığın daha secdesi görünmeyen Âdeme secde etmeyi bana nasıl emredersin? Ben ki yerde gökte benim secde etmediğim bir karış yer yoktur, buna secde etmem! Nasıl? Ne ilmi bu?” böyle dedi şeytan.

 Edep olmadıktan sonra insanın kulluğu kabul değil. Şimdi böyleyken bu asrın insanı sarılmış bizim can dostumuz, anca beraber kanca beraber… cehenneme gitse de bırakmayız dostluğumuzu. Sokaklar da muharebe istemeyiz diye çağırıyorlar. Şeytan, müslümanlara da müslüman geçinenlere de çıkın sokaklara dökülün! Diyor. Kadının sesi nâmahremdir, sesini bırak sokaklarda sel gibi akan kadınlar, ellerinde bayraklar, boğazlarını yırtacak derecede yollarda bağıra bağıra nümayiş yapıyor.

― Kim bunlar?

Bağdattaki kadınlar, Iraktaki kadınlar, filân memlekettekiler. Hadi filan memlekettini anladık sen, Bağdatta olan kadın, sana yakışır mı? Müslümanların kitabında kadınlar sokaklara çıksın sokaklarda bağırsın var mıdır? Bu kadınları o sokaklarda döken  bağırtan kimdir? Bunlar Allah’ın emriyle mi çıkıyor yoksa şeytanın emriyle mi çıkıyorlar, bağırıyorlar? Biz muharebe istemeyiz, Amerikan gelsin biz ezeriz!! Bre bu sıçan deliği bin lira olacak. O zaman meydanda bir tek adam kalır mı. Bam bum yok herkes kahraman, Ellerinde silahlarla öyle bir yürüyorlar ki, şaşan kalır. Bunlar nemrudun askerinden fazla gururlu kibirli. Bir GÜM! Dese kaybolacaklar. Şeytanda ilim var dedik. Şeytan ilâ yevmiddin izinlidir. Yani mahşer gününe kadar kendisine yapacağını yap ne istersen yap sana izin var denmiştir. Lâkin şeytan biliyor ki bu muharebe olursa saltanatı yıkılacaktır, bu harbin aslında milletin dikkat etmediği aramadığı hikmet, şeytanın saltanatının yıkılmasıdır. Bundan ibârettir. Amerikana sövüyor, Amerikana ne söveceksin.

“Lâ tesübbül mülük”, hadîsi kutsîdir. “Ey kullarım sedretmeyin onların hareketlerine karışmayın, mülk üzerine melikul mülk Ben’im, istediğimi tayin ederim, istediğimi sevk ederim. Amerikayı Ben sevk ediyorum, orada Ben’im emrime aksi iş gören vardır, şer merkezi olmuştur. Onu temizletmek için, şeytan hududa geldiği için en büyük kuvveti harekete getirdim.”

 Cenâb-ı Allah başka ufak tefek devletleri oynatmadı, doğrudan doğruya dünyaya hükmeden benim deyip bu bulaşık milletlerin topluluğundan çıkıp, “Sizi hiç kaale almıyorum, sizden korktuğumda yok, sizin yardımınıza da ihtiyacım yok, ben bunun hakkından gelirim” dedi. Dedirtene bak sen! Şeytan dürtüyor,

“Yok! Irakın petrollerine gelir”

Bre ırakın petrolleri için bu kadar petrol yakar mı? Bu donanmanın yakacağı petol zaten ırakın petrolerinin hepsini yutar. Ama onlar işi karıştırmak maksadıyla uğraşıyor.

 “Bu buraya Irakın petrollerine  göz dikti, eh ne gitmez Arabistana?”

 Daha çok petrol var, Arabistandaki petroller kimin elindedir? Amerikanın elindedir, dünyadaki hangi yerleri isterse Amerikanın yeşil dolarını öpüpte alnına koymayacak millet yok, devlet yok. Doları verdikten sonra Amerikana petrol vermeyecek adam mı var? Lâkin zırva, şeytan ahbaplarına telkin yapıyor, siz karşı durun diye kalplerine verdiriyor, benim saltanatım yıkılacak demiyor.

 “Ey benim ahbaplarım, can dostlarım, sizin bu hayat rutininiz burada bitecektir onun için dikkat edin, bu hayatınız güzeldir tatlıdır, bu harp bu hayatınıza son verecektir. Bu harbi de kaldıran bu Amerikan son verecektir, onun için dayanın sokaklarda biz muharebe istemeyiz diye bağırın.”

 Bizim ahmaklar da, muharebe olmasın diyor, bu günkü hayat hoşunuza gidiyor, Türkiye’deki hayat veyâ Kıbrıs’taki veyâ Mısır’da, Irak’ta, Hicaz’da, Acem’de, Libya’da, şarkta veyâ garptaki devletlerin tabâlarına karşı yaptığı muameleler yâni bu hayat tarzınız hoşunuza geliyorsa siz de Allah’ın düşmanısınız, bu dünya küfürle yüklenmiştir. Cenâb-ı Hakk’ın kelâmı kadimi:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ

“Zaheral fesâdü fil berri vel bahri” [2]

“Karalarda ve denizde fesat zâhir oldu”, fesad manası Allah’a karşı gelenlerin yapmış olduğu kötülüklerin hepsi döküldü. Ceraat toplamış bir çıbanı dürttüğün vakitte akar. Lağımların patlayıp ortalığı pis ettiği gibi bütün dünyanın üzerinde zâhiri ve manevî bir pislikle dünya dolmuş içinde yüzüyor. Sen nasıl harp olmasın dersin? Harp bunları temizlemek için geliyor. Kesecek, temizleyecek, pislik gidecek ve temiz membaa gelecektir, bunun içindir. Millet anlamıyor bağırıyor, “Çünkü bizim en sevdiğimize sen düşmanlık yapıyorsun, şeytanın saltanatı yıkılacak!” Onun için şeytan var gücüyle devletleri birbirine kaldırıyor.

…olsundu olmasındı

…doğruydu eğriydi

…vardı yoktu

O değil. İlâhi murad, bu günkü küfür dünyasını yıkmaktır. Bu günkü dünya küfürle dönüyor. Gökyüzü istiyor ki bir infilâk etse bir patlasa da üzerinde tek insan kalmasa. Dünyanın da üzerinde yaşayanlara o kadar hıncı var ve yedikleri helâl olmasın diyor. Allah’ın lütfunu yeyip Allah’ı inkâr eden, Allah’ın nîmetini yeyip küfredenler tükensin kahrolsun diye dönüyor. Şimdi onun tesbihi o. Onun için olacaktır, çünkü insanlar yanlış yolu tuttular, hepsi şeytanın peşinde gidiyor. Devletleri, milletleri, partileri, hepsi Allah’a âsilik yolunda küfür yolunda gidiyorlar. Adını söylemeyelim 80 milyonluk bir devlet var, çıkıp onun meclislinde ben müslümanım diyebilen bir adam var mıdır? 80 milyonun % 99’u müslümandır, çıkıp o mecliste ben müslümanın diyebilir mi? Ayıp, diyebilir mi “Bu resmi kaldırın da Bismillâhirrahmanirrahîm koyalım oraya..” nasıl müslümanlık bu? Siz müslümanlığı bu kadar zelîl ettiniz. Daha bunun devamını isteyen adam demek ki kahrolup gitmeye o da müstehaktır. Eh dikkat edeceksin. Hâsılı kelâm şimdi,

أَتَى أَمْرُ اللّهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ       

“Eta emrullahî fe lâ testa’ciluh..”[3]

“Allah’ın emri geldi, yanlız acele etmeyin”

Adım adım geliyor, niyetlerinden dolayı gidecek insanların haddi hesabı yok. Bu halin devamını isteyen hastalanmıştır,

― Ne hastalığı?

 Küfür hastalığına tutulmuştur. Bir sene Londra’da bir böcek zuhur etti ulu ağaçların içerine giriyor 300-500 senelik meşe ağaçları bu gün şenlikli duruyor ertesi gün GÜM! aşağıya. Hükümet ne yapacağını şaşırdı çünkü o öyle bir böcekmiş ki, ne ilaç versen kesemezsin. Ve altı ay zarfında biz bunu önleyecek bir tedbir bulmazsak bütün İngiliz Birleşik Krallığı çöle dönecek ağaç  diye birşey kalmayacak ot kalacak diyorlardı. O ulu ağaçlar hepsi gidecekti. Arabalarla parkların arasından geçerken bir kaç yerde gördüm, ağaç gürr diye aşağıya yıkılmış. Müşevveş kurtlanmış güvey yemiş  görünüşleri var lâkin dokunduğu anda yıkılacak. Böyle kimselerle dolmuş bu dünya hepsi düşecek önüne geçilmez.

Cenâb-ı Hakk mukallibelkulûbtur, kalplere dokunur. Kalpler bu küfrü yıkmak yolunda birbirlerine mesnet vermeye başladılar şimdi toplanıyorlar. Tek adamken şimdi etrafında kaç devletlerden, biz de bu işin doğruluğunu görüyoruz diyerek kalkıyorlar. Tabi,

فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ

“…Fel hukmü lillahül aliyyikebir” [4]

Yâ Rabbî, yâ Allah, habibinin yolundan ki, onun yolu cennet yoludur, bizi ayırma. Bu dünyanın gittiği yol cennet yolu değildir, bu insanlar cennet yolunda olsa başlarına gökyüzünden ateş yağmaz. Ateş yağacak şimdi öyle tabancayla, süngüyle, martin tüfeğiyle, havan topuyla böyle şeylerle muharebe değil, attığı vakite düştüğü yerde belki milyonların hepsini tozu  da toprağa karışacak, ne kemiği kalacak, ne sâir azası, öyle temizleyecek. Tabi bunu Cenâb-ı Mevlâ’nın ,“Vezekkir” emri şerifi üzerine  söylüyoruz,

“Kullarımı uyar, yani tembihte bulun önerinde gelecek tehlikeden kendilerini uyandır ey habibim.”

 İşte bu gelecek haberleridir. Malesef şimdi herkes “din adamı” diyor aslında din adamı diye tâbir yanlıştır. Yâni mabedlerimizde, câmilerimizde hizmet gören ve müslümanlara imamlık yapan, hocalık yapan vaâzü nasihatta bulunan, hutbe okuyan kimseler bunların rütbeleri Allah tarafından verilmiştir lâkin bu zamanın insanları onları belediye işçisinden daha düşük bir seviyede tutup belediye işçisi diyor, ona da bize din adamı diyor.

― Nasıl din adamları? Din adamları nedir?

 Din adamlarının ötesindeki adamların dinle âlâkası yokmu ki, din adamı denince yanlız imam anlaşılır. Peki insanlar nedir? Hür mü hiç bir şeyle âlâkası yok mu? Din adamları için,

 “Çağdaş hayatımızı bozan herifler bitseler gitseler de kurtulsak ellerinden, çünkü  sinek küçüktür ama mide bulandırır, bunlar  midemizi bulandırıyor” diyorlar.

“Peki mideyi bulandırırsa ölüm daha çok bulandırır hem sizi kusturur. O zaman “Ölümü kaldırın” diye ne çağırır bu adamlar be? Ölecek kimselere ayrı bir yer tâyin edin!”

“Şeyh Efendi, tâyin ettik, ağırlaştımı ambulans çağırıyoruz ve evimizden gönderiyoruz, gözümüzün önünde kimse ölmesin, yattığımız yataklarımızda ölmesin, evimizde ölmesin, başka yerde ölsün, ne çarşafını tutalım ne karyolasını tutalım, dokunalım ne kendisini görelim. Orada ölsün oradan morga, taşın üzerine, taşın üzerinden yüklenip gasilhâneye. Gasilhânede ne yaparlarsa yapsınlar, cami önünde biz  bekleyelim ondan sonra arkasından yürüyelim gömsünler kaçıp gelelim. Ölüm adı anma!”

  Eskiden insanlar ölülerini evlerinin önüne, kapılarının önüne gömerlermiş. Onun için câmîi şeriflerin etraflarına gömülmeleri, islamın getirdiği güzel âdetlerimizdendir. Her câminin hazînesi vardı yâni meftâları gömecek yerleri vardı ve oralara gömdürürlerdi ki unutmasınlar. Çoğu da eski zamanda evlerinin önünde gömerler, gider gelirken Fâtiha çeker ve derlerdi ki,

Bu bizim babamızdı bu evde otururdu, bu nenemizdi, bu kardaşımızdı, bu bilmemneyimizdi. Bu konaklardan, bu saraylardan alındılar bu çukura tıkıldılar, saraylara sığmayanları ite basa tıkıverdik.

Hem çocuklar unutmaz, hem bu evden alınıp buraya gömülür diye ahireti hatırlardı. Bazı defâ genişte kazmazlar bir parça elini ayağını bükerekten içerisine korlar, hâsılı kelâm bu insanlar bu sûretle ölümü unutup, Allah’ı unutup başka bir yanlış yol tuttular ve şimdi yanlış yolun faturası ağır ödeniyor. Ödeyecekler.

Söylenecek mesele başında, Mısırda okumuş gelmiş bizim Nesîmi Hoca efendi, biz başında Destur dedik ya, onu söyliyeyim kısa olarak. Kendisi de bilir, imam Abdulvahab Şârânî Hz.’leri, o muazzam bir islam âlimi, zâhir ve bâtın zülcenâheyni ve onun şeyhi Aliyyûlhavvas Hazretleriydi. Aliyyulhavvas Hz.’leri ümmiydi. Cenâb-ı Allah’ın ona verdiği lütuflarından birisidir ki, bir gecede Kur’an-ı Kerîm’den sonra hadîsi şeriflerden imam Buharinin Buhârî şerifi, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvud, altı kütübü sitteyi, Altın hadis kitabını bir gecede mütaalâ ederdi.

 Biz altı kitap değil altı hadisi mütaalâ edemeyiz. Elimizde  hadisler kalır, Allahuekber sesleriyle sabah ezanı okunurken,

 “Yahu biz hadis bakıyorduk amma nerde kaldık daha altı hadise bakamadık sayfayı çeviremeden uyku bastırdı.”

Mübârek, İmam Şarani Hz.’leri (Allah sırrını takdis etsin ve himmetleri hâzır olsun) camilerde de ders verirdi. Şeyh efendi rivayetinde, Ezheri şerifte her gün kürsüde oturup ders verirken binlerce talebe onu yanında gibi işitirmiş. Bir kütüphane dolduracak ederi var. Deniz, umman gibi. Diyormuş ki,

“Hiç bir zaman gerek talebeye ders vermeye gerek dersiâm olarak, Destur almadan vâzünasihata oturmadım. Kimden mi destur alıyorum? Bu zamanda bu yeryüzünde Allah’ın hilâfet giydirdiği peygamberin hilâfetini taşıyan ve kutbul zaman olan kimseden ki, asıl salâhiyet onundur. Bu kullara nasihat etmek ve ders vermek için ağzımı açmadım.”

 Eh şimdi kürsüye  minbere çıkan “Ben tanrıyım” diyerekten çıkıyor, “Ben peygamberim” diye okuyor. Euzubillah! Onların edebine bak, bizim edepsizliğe bak.

 Onun için otururken “Destur, bize imdadınızı yetiştirmeseniz iki sözü üç edemeyiz, her taraf kapalıdır, bütün çeşmeler kapalıdır. İlâhi rahmet çeşmeleri sizsiniz, ilâhi imdat ve nusretin çeşmelerini açmasanız bizimki nedir? Küfür içerisinde kalanlara siz yukardan açarsanız istediği gibi dünyayı suvarırız, çölleri yeşertiriz.” Demeli.

 İşte onun için bu da bir edeptir, lâkin kibir sıfatı boş ünvanlar ile umûmileşmiş. Şimdiki dr. ünvanı alan bir sürü insan var. Lâkin böyle ince edeplere vakıf olmadıkları için iki kelimeyi üç yapamazlar ve içlerinden bir şey gelmeyince milletin kulaklarından içeri gitmiyor, giren olursa da bir kulağından girer bir kulağından çıkar. Senin huzurunda en şerefli olan en büyük olan ol zatın hürmeti, habibin hürmeti için bizi affeyle, bize sahip gönder. El Fatiha[5]


[1] Cuma Sûresi; 5

[2] Rum Suresi; 41

[3] Nahl Suresi;1

[4] Mü’min Sûresi; 12 : “Hüküm O ulu, O büyük Allah’ındır”

[5] 4 şubat 2003/ 3 Zilhicce 1423 tarihli sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet