Sohbetül hakkani_24

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 24

 “Eddînu nasiha” diye buyurdu Efendimiz; “Din nasihattır”. Ama tutar ama tutmaz bizden vebal gider. Herkes dünyada kendi yanlızlığında yaşar, kabrinde de yanlız yatır. Bundan sonra olacak harplerin, garplerin içerisinde de öyle kabir bulacak azdır. Çünkü millet bu havada giderse bu azgınlıkta nerede kabir bulacak, kabirin içindekileri de darmadağın edip onları da sürüp atacaklar. Canlı insan kalmadıktan sonra mezarlıkları da deşip atacaklar, dünyayı dümdüz edecekler. Azgınlığın sonu bu. Peygamberimizîşân buyurdu,

“Allahümme in ezhelüke ilmen nâfia” [1]

“Yâ Rabbi senden menfaat verecek ilim isterim, bana yarayacak dünyayı dünyadaki hayatımı helal yolundan kazanmaya, şerefli olarak yaşamaya vesîle olan bilgiyi bana lûtfeyle” dedi. Başka hadîsinde de,

“Allahümme inni  eüzübike min ilmilla yenfa” [2]

“Faydasız okumadan, faydasız ilimdende sana sığınırım”

 İkisi de var,

  •   İnsanlara zehir veren de var
  •   İnsanlara kuvvet veren şifâ veren de var.

 Bu müslümanlar şimdi bu tercihi yapamıyor “okuyalım” diyor.

― Bre ne okusun?

Bu okuman dünyaya mı fayda veriyor, söyle bakayım. Cenâb-ı Allah kıyâmet gününde sana soracak,

“Öğrendiğinden ne fayda elde ettin?”

Dört meseleden sorulmadan kabrin başında durdurulur mahşere adım attırılmaz. Birinci olarak, ne öğrendin? Dünyada ne öğrendin de buraya geldin?

― Dünyada en evvel öğrenilecek mesele nedir? En evvel insanların öğrenmesi lâzım gelen nedir? Biliyor musun?

İnsanın ilk öğreneceği,“Beni bu âleme kim getirdi? Beni kim yarattı?”

Bu sualin cevâbı istenecek. Öğrendin mi? Haa öğrendim yâ Rabbi…Öğrendikten sonra,“Rabbin senden ne istedi öğrendin mi, öğrendiğinle ne amel ettin bakalım, bildiğinle ne iş işledin?”

Onun için melâikenin soracağı “Rabbin kimdir?” sualidir. Rabbini bilemeden giden adam hakîkaten bedbaht insandır, perîşan insandır, kabirin içerisinde apışıp kalırsa Rabbin kimdir sualine cevap veremezse çok perîşanlıktır, çok büyük bir zillettir. O zaman melâikeyi kiram lillâhi gazap giyer,

“Sen bu kadar dünya üzerinde bulundun ve Rabbini tanımadın mı? Dünyaya biz seni bir şey olasın diye gönderdik, ey şerefsiz, ey alçak kimse! Sana insan demekte câiz değildir!” Diyerek ona azap edeceklerdir. Demek ki  ilk öğrenilmesi îcap eden “Rabbin kimdir?” onu öğreneceksin, çünkü kabirdeki imtihanda sorulacak ilk sorudur.

  1.   Rabbin kimdir?
  2.  Nebîn kimdir?
  3.   Kitabın nedir?
  4. Kıblen nereyedir?

Ve kabrinden kalktığı vakitinde,

  • Dünyada sen ne öğrendin?
  • Öğrendiğinle ne amel ettin?
  • Allah’a yarar ne işte bulundun?
  • Peygamberine yarar ne işte bulundun?
  • İslama, insanlara yarar ne işte bulundun?
  • Kendine yarar ne işte bulundun?
  • Çoluk çocuğuna yarar ne işte bulundun?
  • Öğrendiğinde sen ne yaptın ?
  • Dünyada ne kazandın?
  • Bu kazandığını ne yolda sarfettin?
  • Bunu nefsin için mi? Allah için mi?
  • Şeytan için mi, Rahman için mi kullandın?
  • Cevap ver!

Yaramayan şeyleri öğrendiyse çekeceği var. Önümüzde kıyâmet günü geliyor yaklaşıyor. Şimdi bu delikanlı 22 yaşındadır, ne kazandı? Bu daha birşey kazanmadı. 22 yaşında bir kimsenin dağı devirecek gücü olur, ebûl Fetih, Sultan Mehmet Hân (cennet mekân firdevs âşiyandır) 20 yaşında dünyayı yıktı, çünkü Bizans o zaman bütün küfür âlemini temsîl eden en kuvvetli sayılan devletti. Dünya üzerinde onun kalesinin surları gibi aşınılamayacak hisar başka memlekette mevcut değildi. Çünkü üç tarafı surla çevrili olduğu için kara tarafındaki surlar aşılamayacak haldeydi. 20 yaşında dünyayı yıktı. Demek ki bu insanda 20 yaşında öyle dağı yıkabilecek bir kuvvet var, enerji vardır. Bu efendi gibi daha çay parasını anasından babasından alan milyonla genç vardır, “Bir milyon ver de çayhâneye çıkayım” diye ana-babasını zorlar. Bu ayıptır. Günahını bırak, cemiyet için ayıptır ki bu milleti çay parasına muhtaç bırakıyorlar.

 Genç mânâsı, kenz manasınadır, kenz mânâsı hazîne demektir. Define yâni devlet hazînesi, pâdişah hazînesi dediğimizde, içinde en kıymetli cevherlerin ve altınların bulunduğu yer demektir. İnsanın enerjik zamanı bu yaşa kadar olan zamandır.  14-15 yaşından  itibaren açıla açıla 25 yaşına kadar veya 30 yaşına kadar gelir, tam enerjinin üstündedir. Dağı yıkabilecek enerjileri varken bunları sıfırlıyorlar. Allah’tan korkmayanlar bu gençliği berbat ediyor. Bu genç gidecek anasından babasından çay parası alacak! Bu zamanda kazanamasa hangi zamanda kazanacak. Bu enerjisi üstündeyken zamanını geçirtti, bunun üzerinden geçeli 12 sene var. Bunun gibi milyonla gencimiz vardır ki âtıl ve  bâtındır, işleri yok, güçleri yok, sıfırlanmışlar. Bir okuma belasının arkasına düşürülmüşerdir ki;

 “En enerjik zamanınızda sesinizi çıkartmayın! O enerjik zamanınız okuma sevdasının arkasında geçsin ve ondan sonra sizin ateşiniz küllenmeye başlar. Biz size hükmedebiliriz yanlız bizim istediğimiz bu gençlik devresi 25 yaşına veyâ 30 yaşına kadar olan zamanda sizi bu okuma oltasına alalım, ondan sonra sizinle işimiz kolay”

― Yemleri ne bunların?

 Kız talebeler olmasa bunlar gider mi? Şeytan şaşırdı, şeytan dedi ki, “Ben “dr.” rütbesini alamadım ama şeytanlıkta bu yahudilere benzeyenler aldı, beni geçti. Benim düşünemediklerimi yaptılar, ben bir söylersem o bir şeyi bin yapıyorlar berbâd ediyorlar” diyor..Kız talebe olmasa bu çocuklar okumaz. Londra’da Gils-Boys diye ayrı kaç mektep  gördüm, karma okuma yoktu: Kız mektebi-oğlan mektebi karıştırdılar ahlâk bitti, kuvvetleri her günde kaç defa boşaltır bunlar. İlikleri de boşanır bunların, cinsî cazibe ne kızlarda kalıyor, ne oğlanlarında kalıyor, sıfırlanıyorlar. Âdi şeytan diyor ki,

 “Bu kadar şeytanlığı ben düşünemedim bu 20. asrın filozofları, sapık liderleri, önderleri bunu düşündü, bunu yaptı, bir kalemde bu kadınları evlerinden dışarı çıkarttı, hayata düşürttü, kız çocuklarını erkek çocuklarıyla beraber oynaştırdı, bunu ben düşünemedim, bu kadar asırlar boyunca yapamadım. Gayemdi ama bu gayeye erişemedim tâ ki 20. asırdaki sapıklar buna yetişsin!”

Şimdi sokaklarda “Harp istemeyiz, savaşa hayır!” Diye bağırıyorlar. Savaşa hazırlayan, savaş sebeplerini hazırlayan sensin. Savaşı siz hazırladınız, fitilini de yaktınız, sönecek yerden artık geçti, tünele girdiniz. İşte bu perişanlık, fesat ve cebâbire zamanının hususiyetleridir, onların alâmetleridir, onların pislikleridir, binâenaleyh bu harp olmadıktan sonra bu pislikter temizlenmez. Hepsi temizlenecek. İnsanların çoğu uyuzlaşmış veyâ kuduzlaşmıştır. İkisinin de tükenmesi lâzım ki temiz insanlık meydana gelsin. Allah bizi onlardan etmesin, Allah bizi cennet yolundan ayırmasın, sapık yollara düşenleri de cennet yoluna  gönderecek aslanlarını, çobanlarını göndersin. Ol zat hürmetine ki huzuru ilâhide ondan büyüğü ondan şereflisi yoktur, Habîbullahın hürmeti için ve bir hürmeti el-Fatiha.[3]

Hikâyeler

Behlül Dânâ Hazretleri, bir mezarlıkta bulduğu üç kurukafayı zembiline koymuş ve pazara getirip satıyorum diye bağırmaya başlamış.

“Satıyorum, alan var mı?”

Meraklılar başına toplanıp fiyatını sormuşlar:

“Birincisi parasız, ikincisi ise sudan ucuzdur, demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın… O, ağırlığınca paradır.”

Sebebini merak etmişler. Birincisini gösterip:

“Bu gördüğünüz taşkafadır demiş, nasihata bile yanaşmazdı. O yüzden beş para etmez. İkincisi de boşkafadır, nasîhat istemesine rağmen onları tutmazdı; üç-beş kuruş verenin elinde kalır. Üçüncüsü ise hoşkafadır ki, buna kâmil kafada diyebiliriz. Hem ameli, hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızâsıydı. O yüzden kurusu bile Altın değerindedir.”


[1] Hâdîs-i Şerif: Tirmizî, Daavât, 128

[2] Hâdîs-i Şerif: Tirmizî, Daavât, 68

[3] 29 Ocak 2003/ 27 Zilkâde 1423 tarihli sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet