Sohbetül hakkani_25

Posted on 26 Aralık 2010

0


 

Sohbet 25

Hiç bir gün öbür günün kopyası değil.

Destur ya seyyîdi, Medet yâ Ricâllalah, Destur. Desturla hareket eden kimse yanılmaz, yolu şaşırtmaz, yanlız bırakılmaz. Destursuz yola çıkan adam kurda kuşa yem olur.  

Euzûbillâhimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm…Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyul aziym

Euzûyu unutan, şeytanın ağına düşen kimsedir. Bizim gibi kimseler her gün hiç olmaza 40 defâ Euzûbillâh demeye muhtaç ve mecburdur çünkü dünya haramla dolmuştur, nereye bakarsan haram;

  •    Milletin gözü harama bakar,
  •    Eli haramla uğraşır,
  •    Ayağı harama yürür,
  •    Aklı fikri haramda

“Dünya düşünen adam var mı oğlum sizin taraflarda?” Dünya düşünmeyen değil düşünen hırla. Dünyayı düşünmeyen adam var mı?

― Herkesin arkasında koştuğu nedir?

 Dünyadır.

 “Büyüklerin, evliyâların ismini anınız ki, onların isminin anıldığı yere rahmet düşer.”

 Celâleddîni Rumî Hz.’leri (Allah sırrını takdîs etsin) Konya’da yatır. Allah’ın ve peygamberinin sevdiği kullardandır. Allah ve peygamberinin sevdiği kulun yıldızı parlar. Allah ve peygamberin sevmediği kişinin yıldızı söner, kararır, batar. Bu söz nasihat olarak yetişir. Kim, Allah ve peygamberi sevmiştir, yıldızı parıl parıl parlar, yıldızları sönmez, kandil yakmasanda sönmez, kandile ihtiyaçları yok lâkin eskiler o mübârek zatların kandillerini yakarlardı.

― Ne için?

Burada nurlu zat yatır, gafil olma, ordan geçerken bunun nurundan almaya bak diye. Vehhâbi; yolsuz ve berbat, mezhep dışı olan kimseler malesef bütün âhiret sultanlarının ve sahâbe-i kiramların kabirlerini yetiştikleri yerde yıktılar, dümdüz ettiler, Allah kendilerini dümdüz etsin, hükümleri bu senede nihayet bulsun. İnşallah hepsinin makamlarını yaptırmaya niyetlerimiz var. O mübârek zatların makamlarından geçerken “Evliyâ ölmez yerde çürümez” derler. Uyanık olasın, onlara dönesin, bir selam veresin, selâmını alırlar. Ehli sünnet vel cemaat mezhebindeniz Elhamdülillah. Ehli sünnet dışında olanlar cehennemliktir, cennet yolunda değillerdir, tâ o yolu bırakıp cennet yoluna gelinceye kadar kurtulmazlar. Elhamdülillah itikatımız, inancımız peygamber a.s. ve ashâb-ı kirâmın inancı üzerinedir, değiştirmedik, bozmadık. Kabirlere riayetimiz umumîdir, peygamberimizin emridir kabristanlar ziyâret edilir;

  •  Peygamber kabirleri var,
  •  Sahâbe-i kiram kabirleri var,
  •  Evliyâların, ulemâların,
  •  Hakîki îmana yetişen mü’milerin kabirleri var

 Kocaman İstanbulun içerisinde, İstanbulun sultanı Eyüp Sultan Hz.’lerine teneke kafalı herifler teneke üzerine: “Ölülerden meded umulmaz!” Diye yazı yazmış. Onu ne söylersin? Niye gidiyorlar Ankarada da bildikleri kimsenin karşısında defter koyuyorlar, yazıyorlar? Oraya niye yapıştırman o tenekeyi, yoksa oradaki diri mi? Diriyse ne gömdün onu? Kaldır! Türkiye’deki müslümanlar bu kadar şaşkın ve câhil oldu, başlarındaki imamları da, diyânetleri de, onlardan daha câhil oldu, koca Sultanın huzurunda gelip “Onlardan meded umulmaz!” Diye teneke yapıştırıyor. Zaten o ölü olsa bu kadar insan ziyâret etmez. İslambol elimize geleli 600 yıl oluyor, 600 yıl içerisinde, belki kaç yüz milyon insan o makamı ziyâret etti. Pâdişahlar onun huzurunda kılıç kuşandı, üç kıtaya hükmetti, saygı sevgi gösterdi, muhabbet ve râbıtasını beyân eyledi, onların makamlarında el pençe dîvan durdu. Sen bu gün iki paralık edesin, oraya önlerinde “Medet umulmaz!” Diyerekten teneke dizersin. Evet, Allah yolunda olanların Allah’ın ve peygamberin sevdiklerinin yıldızları parlaktır.  Kaç senedir ebâ Eyyub el Ensâri Hz.’leri orda yatır.

  •  1400 senedir yıldızı söndü mü?
  •  Meşale istiyor mu?
  •  Yaz çiz diyerekten orada defteri var mı?

Bu insanların şaşkınlığı nedir? Mısırdaki firavunlar ehram yaptırdı. Tepe zannedersin, içinde firavunlar yatırmış lâkin kimsenin gidipte onları ziyâret ettiği yok. Turist oraya seyir için gider. Yıldızları sönmüş. Allah ve peygamberiyle olmadıkları için yıldızları sönmüş. Sönük insanlar, dünyayı velveleye vermiş “Ben tanrıyım!” demiş. Firavun tanrıyım dedi. Nerede tanrılığı? Tanrıysa ne yaptı? Ne öldü? Tanrı ölür mü?

 Türkler yeni tanrı îcad etmiş, nerde? Eh yatır diyor, bre tanrı ölür mü? Tanrı defter mi ister, yazı mı ister? Ne iştir bu iş? Yıldızları sönmüş. Pakistanlıların da Gaidi Azam’ı var. Ben uzaktan ziyâret ettim, içeri girmedim. Onların Türklerinki gibi bir binâ değil, kubbeli basit bir binâdır, kapıda evvel zaman kıyafetiyle iki sürgülü asker durur.

“Bu askerler niye duruyor? İçeri gireni men etmek için mi yoksa içerden dışarı çıkacağımı?” dedim

“Yahu Şeyh Efendi, böyle sual işitmedik!”

“Bu bekçilerin hikmetini ben sana söyliyeyim: şimdi Pakistana hükmedenler, o içerdeki Gaidi Azam kalkar da dışarıya çıkarsa bizim elimizden hüküm gider diye korkuyorlar. Dışarı çıkartmamak için silahlı asker koydu, içerde yat diyecekler. Başka ne için durduracak, korkularından!  Gaidi Azam çıkıpta ansızdan gelip, “buranın Gaidi Azamı benim!” Diyerekten bunların hepsini hapse atacak, direğe asacak diye korkularından kapısında bekliyorlar.”

 Firavunların üzerlerinde tepe gibi ehramları var. Yâni o binânın büyüklüğü altındaki adama büyüklük vermez, bilakis sönük olduklarına işarettir. Hiç bir pâdişah böyle bir bina yapıpta  tek başına içinde yatmayı istemedi. İslam kabristanında yaptıkları câmîi şeriflerin civarında ki, o câmilere boyuna rahmet iner, o rahmetten faydalanmak için vasiyetleri bu,

“Camimizin hazîresinde bizi defnediniz ki, ezânı Muhammedi işitelim, tekbir, Kur’ân sesi işitelim, ümmeti Muhammedin namaz kılışına biz de iştirak edelim.”

Bu zamanın insanları büyüklük mânâsını anlayamamışlar, insanları gözetenin madde yükü, madde gücü olduğunu zannediyorlar. Değil.  Maddeyle, insan maddesinin çokluğuyla insan büyümez, insanın büyüklüğü Allah vergisi ile olur.

 ― Allah kime heybet verir?

 Allah ile Resulûllahın sevdiği kimselere.

― Allah ile Resulûllahın sevdiği kimseler kimlerdir?

Allah’ı ve Resulûllahı bırakmayanlardır. Allah, Allah ve Resulûllahla beraber olanlara heybet ve büyüklük libâsını giydirir, yıldızları parlar, parlar….Eksilmesi yok artması var. Bu zamanın insanları böyle şaşkın olmuş. Allah ile olmayanların yıldızları sönmüştür dedik bu kadar nemrutlar geldi, kabirleri de belli değil. Bu kadar krallar gelip geçti nerede gömülü olduklarını insanlar bilemez, ancak tarih gösterir.

 Bak Hala Sultan Hz.’leri de burada Kıbrıs’ta, bilmeyen adam var mı? Kıbrısın içinde en câhilimiz de bilir.

― Bunu nasıl biliyor?

Bu, alelâde insansa çoktan ismi de cismi de kaybolup gitmesi lâzımdı. Nasıl oluyor bu? Niye unutulmadı? Huzuruna giden edeple duruyor, gözünü yere indiriyor, sağa sola bakamıyor. Makamın heybeti, içindeki yatan zatın heybetinden dolayıdır, nûru parlar. Onun nuru parlıyor, parladığı için görünüyor. Görünen çoban yıldızı unutulur mu, batmayan yıldız, kutup yıldızı nasıl unutulacak? Bu 21. asrın insanının kaybettiği budur, mâneviyatını kaybetmiş ve madde onları ezecektir. Taptıkları madde onları eziyor, şimdi değirmenden çekecek, atacak. Değirmenin ağzına buğday dânesi değil, çelik dâneler koysan eski taş değirmen gibi değil. Şimdi çelik taşları var, çeliği de öğütür atar. Bu insanlar mâneviyattan uzak duruyorlar, mâneviyatı kabul etmiyorlar. Büyük çark çevirecek ve değirmen bunları öğütüp atacaktır. İstersen çelikten ol. İbret alan yok.

“Fa’tebiru yâ ulil ebsar”[1]

Cenâb-ı Allah: “Ey kendilerine görmek için göz verdiğim insanlar, görün ve ibret alın!” Ey hakîkatı gördüklerinin hakîkatını anlayabilmek için kendilerine akıl veridiğim insanlar, gördüklerinizden, işittiklerinizden ibret alınız, aklınızı kullanınız, Allah tüketecektir.

 Çünkü çöp oldular, zibil oldular, zibilin kıymeti yok ki. Kimse zibili evde tutmaz, dışarı döker. Dökecektir. Her gelenin şikâyeti var, her gelenin şikâyeti cebi içindir, kalbi dünyayla meşguldür, aklı fikri;

  •       Bu dünyada ne yapabilirim?
  •       İnsanlara nasıl daha fazla hükmedebilirim?
  •       Nasıl daha fazla insanları ezebilirim?

Bu ezmede bir şeref vardır sayıyor. İnsanların akıl ve fikirleri bununla meşgul oldukları için insan olmaktan çıkmışlar. Allah’a kul olmayanın insanlığı kalmaz, zaten Allah’a kul olmayan insan, insan değildir, bitti. Ne isterse giysin, onun için çağdaş insanların Allah’ın yanında itibarları hiç yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),

 “Kâfirlere benzemeyiniz” [2]

Diye buyurdu, büyük kelâm. Büyük kelâm, büyük insanın ağzından çıkar, büyük adam büyük söz söyler. Küçüklerin değil, küçükler birşey söyleyemez. Büyük söz büyük insanın sözüdür, büyük sözü büyük insan söyler, küçük insanlar söyleyemez. Onun için Efendimiz buyuruyor Kâfirlere benzemeyiniz: çünkü Allah kâfirleri zelîl etmiştir, hakir, rüsvay etmiştir, siz onlara benzerseniz sizi de zelîl eder, rüsvay eder, perîşan eder, sefil eder, alçak yapar, zibil yapar, sizi atar. Onun için kâfirlere benzemeyiniz, kafirleri de sevmeyiniz diye emir var.

  •   Kâfiri sevmek, Allah ve Resulûne muharebedir,
  •   Onlar Allah ve Resulü inkâr eden kimselerdir,
  •   Onlar Allah ve Resulûne âsidir,
  •   Onlar Allah ve Resulûne düşmandır.

Kâfirler; sen onları sevdiğin vakitinde sende onlardan olursun, senin boynuna da bir zillet halkası takılır, zelîl olur bitersin, kıymetin kalmaz, biter sıfırlanırsın.

“Fa’tebiru yâ ulil ebsar”, bizim zamanımızda bizim halimizi gören insanların gözleri baksın ve ibret alsın, kâfire benzemeyin! Bu müslümanların benzemeyen tarafı kaldı mı? Onun için çağdaş olan kimseler Allah’ın huzurunda zelildir. Onlara benzeyenlere de Allah zillet halkasını boyunlarına takar, onlara izzet yok. Ne hazırda ne gelecekte hiçbir hesapları tutmayacaktır, hesapları hep yanlış gelecektir ve onlar zilletin içerisine boğulacaklar, fakir ve zelîl kalacaklardır. Onlara gün yoktur kararacaklardır, kararıp tükeneceklerdir ve o zilletin içerisinde yok olup bitecekelerdir.

 “Müşrik olanlara, kâfir olanlara muhalefet ediniz, onlara benzemeyiniz.”

Kat’i emirdir bu benzerseniz sizin akibetiniz onların ki gibi olur. Firavuna benzersen, Allah firavunu nasıl garketti ise seni başka türlü suyla garkeder. Mûsa peygamberin kavmi geçti, cennet yolunda olanlara denizi açtı geçirdi, cehennem yolunda olanlar girdiğinde kapandı, kendilerini boğdu. Mûsa peygamberle olanlar kurtuldu firavunla beraber olanlar boğuldu. Kur’ân-ı Kerim’de;

“Fe hel mim muddekir”[3]

Düşünen var mı? Diyor Cenâb-ı Allah, Ben’im kelâmımı okuyup kelâm-ı kadîmimde bildirdiğimi düşünebilen ibret alabilen var mı? Diye soruyor.

 İşte ibret söylüyorum: günden güne zillet basamaklarından aşağıya düşüyorlar, Allah ve Resulûnu saymayanlar, biz dünyaya hükmederiz diyenler, bizden birimiz bir dünyaya bedeldir diyen kimse buyrun çıksın bir tane bakalım,“Ben dünyaya bedel adamım!” desin. Allah’ın zelîl ettiğini, Allah’ın aşağılattığını kimse aziz edemez. Onun için boyuna basamak basamak aşağıya gayya kuyusuna düşüyorlar.

Ey müslümanlar; müslüman gibi yaşa. Biz taklit noktasında olduğumuz için onlara kendimizi benzetelim diye onlara benzeme, kendini onların işlerine benzetme. Onlar seni bu faka bastırmak  için ikiyüz sene uğraştılar. Gülhânede Tanzîmat Fermânı’nı okutuncaya kadar avrupalı hristiyan dünyası ve yahudi âlemi deli oldu. Tâ ki bizdeki gafilleri aldattılar;

“Bakınız bizdeki mamurluğa, bizdeki ilerleyişe bakınız, bunlar sizde yok, bizim gibi olacaksınız ki, sizde böyle saraylarla memleketinizi donatasınız” diye akıllarına girdirdiler. Bizim hayatımızı aşağı gösterttiler, kendi pis hayatlarını üst gösterttiler ve pâdişaha “islamla yahudi birdir” diye fermân okutturdular. Hayır! İslamla yahudi bir olmaz. İslamla hristiyan birdir diye ferman okuttular. Hayır! Bir olmaz, onlar ehli zimmettir, ehli islamın yerinde hakaret üzerine duracaklar dendi. İşte bu raddeye geldikleri yer, bugün 1423 hicret yılının başlangıç günüdür. Yeni yılımızdır.

― Bugünü bilen kim? Soran kim?

Bizim şaşkınlarımız yılbaşı yapar lâkin müslüman geçinenler de yapar. Bu, Muharrem ayının birinci günüdür. Ümîd ederiz ki amu imtihac dediği islamın iz’u şerefinin zuhur edeceği yıl olsun, islamın başını kaldıracağı, müslümanların iftiharla başını kaldırabileceği yıl olsun, küfrün ve şeytanın saltanatın yıkılacağı yıl olsun, başlarına yıkılsın.

 İşte bu günkü yeni sayfa bundan başladı, bu Muharremül haramın tecellisiyle dileriz ki devam etsin, uyanıklığımıza vesîle olan  membaa bize verilsin, Cenâb-ı Allah lûtfeylesin. Ol mübarek şerefli zâtın hürmetine ki; Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda kâinatın ulusudur, kâinatın en şereflisidir, mahlûkatın serveridir, sürûrudur, iftiharıdır: Hazreti Muhammed Mustafa’ya salâtu selâm olsun..Millet nerde? Cenâb-ı Hakk’ın istediği millet nerde? Kayboldu, 80 senedir kaybettiler o milleti. 80 senedir bu milletin başında havanda döver gibi dövüyorlar,

 “Batılı olacaksın! Batılı medeniyeti çağdaş hayattır!”

Olmaz! Müslüman çağdaş oldu mu yavur olur. İster beğen, al, ister bırak git. Çağdaş müslüman diye müslüman yok. Müslüman peygamberin zamanında nasılsa bu günde aynı yolda olacaktır. Çağdaşlık mağdaşlık bu uydurmaları çok işittik, islamı batırmaktan, söndürmekten ileri bir maksat yok. Çağdaş dediği,

  •    İslamın itikatını bırak,
  •    Görünümünü, yediğini, giydiğini,
  •    Âdap ve erkânını bırak,
  •    İbâdetini bırak, ahlâkını bırak,
  •    Yerini, yurdunu, vatanını bırak, bizden ol!

Ne olacağız? Bir de eskiden “eski kafa- yeni kafa” ifâdeleri vardı, onu kaldırdı “çağdaş” diyor. Yeni kafayı eski  kafayla uyduramıyor, şimdi çağdaş olacaksınız diyor. Buyurun siz olduğunuz kadar gösterin ne olduğunuzu, nereye yetiştiniz iftihar edilecek noktadamısınız, nerdesiniz biz de ona göre bakalım.

 Yâ Rabbi tövbe Estağfirullah

Müslümanın hiç birşeyini beğenemediler 80 senedir beğendirmekte istemediler, kötü göstermek üzerine uğraştılar, lâkin Elhamdülillah onların aklına uyanların hepsi öldü gitti, şimdi yeni yetişen gençler var islâmın güzelliğini arayıp isteyen gençler görünmeye başlıyor. Öbürleri yıldızları sönüp gitmiş adamlardır. İnşallahûrahman, bu gençlerin yıldızları günden güne parlayacaktır. Onun için bu nasihata dikkat edin. El-Fâtiha.[4]

 

Hikâyeler

Ashab-ı Kiramın meşhurlarından Hz. Hanzala (r.a) anlatır:

Bir defâsında, Resulullah (s.a.v.)‘ın huzurunda idik. Çok güzel bir sohbet oldu. Gönüllerimiz yumuşadı, gözlerimizden yaşlar boşandı. Sanki dünyada değil âhiret alemindeydik. Sohbetten sonra eve varınca hanımla dünya işleri ile ilgili bazı husuları konuştum. Bu konuşma epey uzun sürdü. Bir müddet sonra, sohbetin tesiri üzerimden kalkınca kendi kendime şöyle düşündüm.:

“Biraz önce Resulullah’ın huzurunda idim. Ruhî yönden çok farklı bir vaziyette idim. Şimdi o hal, lezzet kalmadı. Acaba ben münâfık mıyım?” endişesi hakim oldu. Kendimi birden dışarı attım. Şuursuz  birşekilde sokaklarda yürümeye başladım. Dolaşırken de: “Hanzala münâfık oldu!” diye bağırıyordum. Bir ara karşıma Hz Ebû Bekir (r.a) çıktı. Benim bu hâlimi görünce, hemen yanıma geldi. Ben Hanzala münâfık oldu, diye bağırdıkça o;

“Hayır, ya Hanzala sen münâfık olmadın”

 Diye karşılık veriyordu. Beni sakinleştirmek için çok uğraştıysa da muvaffak olamadı. Ben doğruca Resulullah’ın huzuruna gittim:“Hanzala münâfık oldu” Diye feryâd ettim. Resulullah:

“Hayır, yâ Hanzala, sen münâfık olmadın!”

Buyurdu. Ben sohbetin tesirini ve sonrasındaki halimi arz ettim. Resulullah Efendimiz buyurdu ki:

“Yâ Hanzala! Eğer sizin benim sohbetimde iken yükselmiş olduğunuz mânevi haller devamlı kalsa, yollarda giderken melekler sizinle müsafaha ederler, evlerinizde iken hatta yataklarınızda iken bile sizi ziyârete gelirlerdi. Fakat bu hal dâimi değildir, geçicidir.”


[1] Haşr Sûresi ; 2

[2] Hadîs-i Şerif: Ahmed ibn-i Hanbel, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Neseî, İbn-i Mâce, İbn-i Hibbân Ebû Hüreyre r.a.’dan rivayet etmiş.

[3] Kamer Sûresi; 17

[4] 4 Mart 2003/ 1 Muharrem 1424 tarihinde verilen sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet