Sohbetül hakkani_30

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 30

Kadir ve muktedir Allah.

Karşı durulamayan, utanmaz nefis köleleri Allah’a kafa tutmaya kalkıyor. Tövbe yâ Rabbi. Kâinatın büyüklüğünün içinde,

  • Biz, biz değil,
  • Dünya, dünya değil,
  • Dünyanın var olduğu güneş sistemi o değil,
  • Bizim içinde yüzdüğümüz samanyolu galaksi, o bile sıfırlanır.

 Çünkü bizim içinde bulunduğumuz bu kerkeşanın, bu galaksinin belki on defâ büyüğü olan bir galaksi var ki, içerisinde insanların hesabıyla üçyüzmilyar yıldız vardır; herbirisi güneşten büyük, güneşler halinde yıldızlar. Buradan bakarsan bir yanar bir sönen yıldızcıktır, o kadar küçüktür. Onun birmilyon defâ büyüğü olsa, bu mesafeden bir misli daha ötede olsa, o da ötekisi gibi noktalanacaktır; bir yanar bir  söner noktacık görünecektir. Biraz daha geriye itersen, sen oturduğun yerde sabit durup çıplak gözle baksan, o görünmeyecektir.

….Ve insan cabbarlaşıyor, ne kadar kibrimiz var. Belki milyarlarla güneş, etraflarında Allah bilir bizim güneşten büyük binlerce güneş, sen oradan bu dünyaya baksan bizim bağlı olduğumuz galaksi görünmez.

Şimdi karıncaların üniversiteleri olsa, hükümetleri olsa, imtihanları olsa, nasıl, taaccübüne gelmez mi? Yâhu bunlar ne okur? Bunların arabaları caddeleri olsa, yeraltında evleri yerleri var ya, yolları üzerinde gidiş gelişlerinde trafik polisleri olsa, sürat yapanları durdursa, ne iş bu iş? Bize ne kadar garip gelir, belki onlardan yüzmilyon tanesi bir araya gelirse bir insanın vücudu olur. Biz çok taaccüp ederiz, acayip bu kadar küçücük bunların memleketleri olsun, gençleri için, ihtiyarları için, bağları, tarlaları, bahçeleri olsun, nasıl tasavvur edersin? Senin yanında onların ne ehemniyeti var?

 Eh bizim küçüklüğümüz dünyanın üstünde hesaba gelmez, kâinat mikyâsında hiç gelmez. Kaç milyarlık galaksinin hesabı gelmez. Bu insanoğlunda nedir bu cabbarlık?

 Ve ölüm peşinde koşturur. İnsanın arkasında koşturan köpek olur, ne zaman ısıracağını bilemezsin. Arkandan ağır ağır gelir ne zaman kapacak bilmen ki. Ölüm de öyle hesap olunur, adıma adım onu takip eder,

“Isır! Tut!”

 Dendiği vakit o köpek nasıl o insanı ısırırsa, yetiş diye emir geldiğinde ecel hemen tuttuğu gibi alır, orada yıkılacaktır. Vurdular mı? Birşey mi içirttiler? Sağ selâmet görüldü, ardından GÜM! Diye düştü. Ecel insana o kadar yakınken insanın büyüklük taslaması kadar gülünç bir hal yoktur. Onun için Cenâb-ı Allah buyurur ki,

 “Azamet ve kibiryâ Bana aittir, büyüklük Bana aittir, büyüklenmek Benim hakkımdır başka kimsenin değil”

 Her büyüklük Cenâb-ı Hakk’ın ezelî ebedî büyüklüğünün önünde sıfırlanmaya, kaybolmaya mahkûmdur. 21. asrın insanı dağda yetişen yabanî ağaçlara benzer, hepsi yabanî olmuş, mektepten medreseden, üniversiteden, akademiden çıkar, lâkin yabanî çıkar. Melekûtun aşısını getiren peygamberlerdir. İnsan-ı kâmil yapmak aşısını veren peygamberlerdir.

 Bizim Okyay,“İzin ver, çocuğa aşı yaptıracağız” dedi. 20. asrın insanı kadar aşıya meraklı olan insan yok. Eskiden biz de bir çiçek aşısı yaparlardı, başka bir şey yoktu. Şimdi çoluk çocuğa zûlmen yüz türlü aşı yaparlar. “Gideceğim, acele aşılamak lazım!” İnsan bunu ten kafesi için, fizîki bünyeleri için yapıyor ki sıhhatli olsun.

― Mânevi aşı arayan var mı?

 Kimse yok. Yozlaşmış, yabanileşmiş sûretinden başka insanlıkla alâkası kalmayan bir mahlûkattır. Sana melekutun aşısı lâzımdır, insan-ı kâmil olman için gökyüzünden gelen aşı lâzım sana. Temiz, pak, saf, melekûta mensup olasın, insan-ı kâmil diye göğsünde ve alnında asılı olsun. Onun için kabre meyyiti yatırdıklarında inen melâike kefeni kapalı olduğu halde bakar onu anlar, aşı adam mı yoksa yabanî mi, baktığı anında görür. Aşıdır ona göre mualemele yapar. “Aşı adam” demek melekutan gelen aşıya tâbi olmuş, insan-ı kâmil olmuş. Melekuttan gelen aşıyı almazsan yabanîsin demektir. 20. asrın insanı o melekut aşısından kaçıyor. Diyor ki,

“Kaçınız! Sakın öyle aşı almayınız, ilticadır, yanlışlarla beraber olursunuz, bizden olamazsınız!”

 Böyle telkin altında insanlar melekutun aşısından uzaklaştrırılmıştır, soğutulmuştur, nefret ettirilmiştir ve hiç bir kimsede buna bir meyil ve muhabbet kalmamıştır. Çünkü şimdi şeytanın saltanatı var. 21. asırda şeytan saltanatını sürdürüyor, insanlar onu dinliyor, gökyüzünün haberini dinlemiyor. 21. asrın insanı; Türkü, Arabı da dâhil. Bırak hrıstiyan âlemini, islam âlemi de şeytanı dinliyor, gökyüzünün habercisini dinlemiyor. Gökyüzünün habercisini dinlese bu perişanlıkta mı oluruz? Ya Kıbrısta, Türkiyede, ya Filistinde, ya Cezayirde, Mısırda, Libyada bu rezâletin içinde olamayız, şeytanı dinliyorlar gökyüzünün habercisini dilemiyorlar.

  • Bütün fitne ve fesad,
  • Rahatsızlık, huzursuzluk,
  • Derd-i iptilâ, hastalıklar,
  • Hapislikler, hastanelikler,

 Hepsi bu şeytana tâbi olmakta, onu dinlemektedir. Şeytan işini yürüttürüyor, işaret yapıyor millet arkasından gidiyor. Gökyüzünün haberi 1400 senedir gelmiştir, belki çok evlerde şimdi yoktur, tozlamıştır, eline alan olmadığından, okuyamadıklarından tozlanmıştır ve tertib edilmeye muhtaçtır. Yâni 21. asırda yaşayan müslümanlarda melekut âleminden kopmuşlardır.  Melekuttan kendilerine bir çoban gelmesini arzu etmezler, çünkü her birerleri küçük dağları ben yarattım diye bu derecede gurur hastalığı içerisindedirler.

 Lakin ümid ederiz ki zâlimler tepelenecektir. Hem tekmelenecekler ve o tekmelerle kendilerini belki bulurlar, lâkin tekmelenip gideceklerdir, tekmesiz gitmeyeceklerdir. Şeytanın davetçileri olduğu için rahat rahat gitmeyeceklerdir. Allah’la muharebe etme, aman yâ Rabbi, tövbe Estağfirullah.

Cenâb-ı Allah uyanıklık versin, uyanalım, kimin arkasında gidiyoruz önümüzde kimdir, peşine takıldığımız kimdir diye silkinip bakalım, uyanalım. İki istikamet vardır,

  •  Cenneti gösteren istikâmet,
  •  Cehennemi gösteren istikâmet,

Bir dur bak, hangi istikamette gidiyorsun. Cennet istikametindeysen Cenâb-ı Hakk’ı şükreyle ve seni bu yolda sabit kılsın diye dua et. Yok, baktın ki yâhu bu istikamet cehennem istikameti, yâ Rabbi beni geri döndür. Âhirette insanların çoğu,

 “Yâ Rabbi bizi geri döndür”

Diye çağırır da cevap alamaz. Dünyadan gitmeden önce yanlış istikametteysen, “Yâ Rabbi bizi doğru istikamete çevir, döndür”. Onun için kaybettiğini bulmak için geriye dönen bir kimse mülteci değil. Kaybettiği şeyi bulmaya geri dönüyor, ileriye niye yürüyecek? İleri yürüyen “ilerici”, geriye düşürdüğünü bulmak için giden “gerici” işte bu eşşek mantığı! 20. asrın insanındaki eşek mantığı.

 “Yahu çantayı düşürttün döndür arabayı, gidip bakalım”

 “Olamaz!”

 “Nasıl gideceğiz?”

 “Olamaz! Gerici oluruz! İleri!”

Bomboş gidiyor zaten. Bu milletin mâneviyatı alındıktan sonra neye benzer bu? Sütün kaymağını, yağını son noktasına kadar aldıktan sonra geriye kalana benzer. Türk milletinin mâneviyatı alındıktan sonra geriye moloz kalacaktır. Hiçbir işe yaramaz bir yığın kalacaktır orada. Bu milletin gösterdiği şahaber kudret ve saffet ki; Cenâb-ı Allah onların ellerine peygamber sancağını emânet etti, yüksek mâneviyatlarından dolayıdır. Sen onun tarihini yıkıp tahrib etikten sonra ne kıymeti kalacak? Askerin mâneviyatı olmadıktan sonra askere neyle moral veriyor? Kızları getiriyor çaldırıyor böyle mi? Avrupanın askeri eskiden o gibi tertiple muharebeye çıkarmış, Osmanlı elinin tersiyle vurduğu gibi soluğu Viyanada aldılar, ters yollara soktular. Moral; kız oynatmakla, çalgı çalmayla askerin morali kalmaz. Îmanın yerine o ağırlıkta birşey koyamazsın, o havadır, uydurmadır. İşte bunada dikkat et.

 Mevlâ görelim neyler, ne eylerse güzel eyler. Ve minallâhitevhîd el-Fatiha[1]


[1] 9 Nisan 1998/ 12 Zilhicce 1418 tarihli sohbettir

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet