Sohbetül hakkani_32

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 32

Elhamdülillah, üç aylar girdi, tekrar rahmet aylarına girdik. İnşallah işimiz selâmettir, müslümanların işi selâmettir. Biz yukarı doğru sayıyoruz, islâma karşı gelenler onlar geriye saymaya başladı. Onlarda ümit yok.

 Ümit, müslümanlarındır. Hiç dokunma, kendi kendilerine yıkılacak ve bitecek. Bizim işimiz yukarı doğrudur. Belki kış mevsimidir, yukarı saydığı görünmüyor ama yine yukarı sayıyoruz. Efendimiz geldiğinden itibaren biz ileri saymaktayız, müslümanlar için geri sayma diye birşey yok. Geri sayma müslümanlara düşman olanlaradır. Bitti, iflahları kesildi. Çünkü kışlık ekini arpa buğday ektiğinde, yeşerdiği vakitte çiftçinin hoşuna gelir. Boy attıkça başaklanmaya başlar, gene yeşillenmeye başlar, yine çok ferah eder. Biraz sonra sararmaya başlar, çiftçi telaşlanır,

 “Bunun yeşili ne güzeldi, ne güzel boy atıyordu, şimdi boy atması da durdu başak verdi. Başak verdiğinden itibaren buğday vermiyor, Allah Allah suyu mu eksildi? Gübresi mi?”

Gübre atar, gene sararmaya devam eder. Sular, gene sararır.

 “Ne iş yahu? Biz bu kadar dikkat ettik, güzel yeşerdi, başak ta verdi, şimdi sapsarı oldu ve kurudu!”

Eh senin ektiğin tohum mevsimliktir, sen çınar ağacı ekmedin ki, portakal, badem, ceviz ağacı, hurma dikmedin ki, senin diktiğin mevsimliktir.

“Ya? Bize bir tohum verdiler, bunun tohumu o sizin dediğiniz ağaçların tohumundan daha gösterişli. Bize bu tez yetişir dediler, ne iş bu iş? Sarardı ve bitti, kupkuru. Tarlada suyu göllendiriyoruz, yeşermiyor, bitti.”

Başak attıktan sonra buğday ve arpa  geriye saymaya başladı, biçilmek ister. Bitti. Sen böyle ektin, senin ektiğin mevsimlikti, bitti, sana ikinci bir şans yok. Yüz defâ böyle ekersen başına yüz defâ böyle gelecek.

 Peygamberin diktiği islam ağacı ilâyevmil kıyâmete kadar gider. Küfür mevsimliktir, küfür islam ile boy ölçüşemez, islâmı kaldırıpta yerine konacak birşey yoktur.

Ben buraya geleli 60 sene oluyor hâlâ hatırlarım bu câmide medreseden yetişmiş bir müderris bir de ben oturuyordum, koca câmî-i şerifte başka kimse yoktu. İstanbuldan icâzetli Abdulhâlim Efendi vardı, sağlam âlimdi (Allah rahmet eylesin). Şimdi hoca sınıfından insan yok, şimdi hepsi uydurmadır, kulaktan dolma birşey, başka bir şey yok, bomboş…

 Bu gece baktım, bu kadar insan var, bu kadar genç var diye sevindim, yâni bitseydi o zaman bitmişti. Tekrar geri geldi işte. Eskiden çoluk çocukla kaldığımız mahallede, enginar ekili bir tarlacık vardı, bu akşam geçerken onu gördüm. Mevsimi geçince onlar hep kurur, sahibi kurudukları için onları kesmiş ve arazi dümdüz olmuştu, bir ay öncesine kadar kupkuru bir kaç dalından başka hiçbir şey görünmüyordu. Bu akşam geçerken baktım da bu câmi kadar bir hasırlık yerdeki tarlada yeni baştan çıkmış. Enginarlar analarının yanında bir taneyken on tane, yirmi tane küçük yavrucuk çıkmış.

“Yahu bu nasıl olur? Biz bu kurudu zannettik, bu gün baktık çıkmış!”

Sonra kulağıma işittirdiler ki; mevsimi geldi, mevsimi geldiği için uyanacaktır. O vakit kurudu göründü ama kökü kurumadı. Meyvasını verip bitirdikten sonra uyudu, şimdi mevsimi geliyor, açılacak, yeni sene için enginarı verecek. Cenâb-ı Hakk’ın hikmetiyle bir tanenin yanında yirmi tane küçücük çıkıyor ki, oranın bahçecisi yirmi taneyi çıkaracak bir tane anayı orada bırakacak, etrafındakileri de dağıtacak. Dağıta dağıta Lefkeyi doldurur o.

 Şimdi mâlum kimseler dediler ki, “Kuruttuk! Tezâhürde islam kalmadı, müslümanlığın köküne her çeşidiyle kibrit suyu döktük.”

― Şimdi?

Demek ki mevsimiymiş ki bu gençler çıktı. Dünkü müslümanların bu günkü yavruları, torunları görünmeye başladı. Dün söndürülen islâmın güneşini kendilerince söndürdüler hesâb ettiler. Bu gün bir sürü yavru yavru müslümanlar çıktı. Yâhu biz bunların analarını babalarını tamamiyle islamdan uzaklaştırdık, bu memleketin içerisinde bitirdik, bunlar nasıl oldu? Nerden çıktı bunlar? İşte onun cevabını ben oradan aldım, o enginar kurumuş iken mevsimi geldi açılmaya başladı, bir yağmur gelse onlar gürleşecek ve ilk baharda hepsinin başında enginarlarıyla ziynet verecektir. Onun için korkma, islam batmaz, islâmı batıracaklar kendileri yetmiş defâ batacak. İslam insan uydurması değil, kendilerininki uydurmadır. Onun için söküldü, tutar tarafı kalmadı, çarçur ediyor GÜM! GÜM! Diye sesler geliyor, yıkılacak. Çünkü malzeme malzeme değil, yaptıkları binânın malzemesi en kötüsünden malzeme, mühendisliği sıfır, mimarlığı on para etmez. Şimdi gıcırdamaya sağdan soldan çatırdamaya başlıyor, içindekiler, “Acaba şimdi başımıza çökecek mi?”  Diye  korkuyor, dışarı çıkmazsan başına çökecek. Usta en azından ip çeker, bunlar onu da bilmez, su terâzisini tersine kurdular, baksa bile anlamaz. Sormaya da tenezzül etmezler ,

 “Biz biliriz, bizden iyi bilen yok, bizden akıllı yok, biziz, beniz!”

 Benlik bunları deli etti, sarhoş etti ve âlet kullanamadılar, eskidir dediler attılar. Şimdi sallanmaya başladı. Allah yapısıyla senin uydurduğun yürür mü, yaraşır mı yâhu? Tarih oku; hadis, tefsir okumazdan evvel, tarih oku. 1999’da imparatorluğun 700. senesiydi. Bu millet nasıl ayağa kalkmış. İmparatorluğu biz yıktık, sevindik ve iftihar ettik! İmparatorluk devletler kategorisinde birincidir. İmparatorluk kuran milletler tarihe nam, şan vermiş kimselerdir. Biz İmparatorluk kurmuş milletiz, kendi elleriyle yıktılar ve şimdi bizim kurduğumuz ondan daha iyidir diyorlar. Altında  kalacaklar.

“Çık dışarı orada İmparatorluk sarayı var, onu kabul et” diyorum,

“Öyle söyleme yasaktır, milleti azdırma, bizim saraya ne oldu?”

“Eh senin inşaat şantiyesi kadar hükmün yok, içerisinde beklersin.”

 Hâsılı kelâm bu seneye daha kuvvetle giriyoruz. İslam şimdi daha parlak giriyor. Bu top tüfek işi değil, gönüller top tüfekle fetholmaz. Gönülleri îman ile fethedersin. Gönlü boş olan adamların kendileri iki para etmez. Gönlünü tut, sen iki âlemde seyreyle. Bu müjdedir şaban daha kuvvetli geliyor. Lâkin doğan ay bizim için doğar, gelen yıl bizim için gelir, bize şeref, izzet, kuvvet, nur getirir, korkma. Karşı gelme, bırak, sokaklara dökülme, sana yakışmaz. İslamda sokaklara dökülme yoktur. Allah’ın kapısı vardır, kapısını bilmez mi o müslümanlar? Gir bir câmiye, mihrabın önünde dur, elini aç, Kâbenin huzurunda duruyorum de,

“Bu Kâbenin sahibi, ey kendisine yöneldiğimiz Mevlâ, bizim hâlimiz sana mâlumdur, ya bizi al, ya bunları al, ya bizim vücudumuzu yeryüzünden kaldır, ya bunları vücudunu” de, iki rekat secde kıl. Bayezid meydanında ne dolaşırsın sen? Kadın kızan sokaklarda neye dolaşır? Bu islamda yoktur, var diyen adam çıksın kitapta göstersin, ertesi gün başına yıldırım iner. Sabret, Allah’ın kapısını bil, gel, münâcat et. Ecdâdımız büyük büyük câmileri niye yaptırdılar? Sokaklarda kalmayasınız, sokaklarda çağırmayasınız diye. İçeri girdiğinde edep üzere gir, dışarıya da bağıra çağıra çıkma. Efendi efendi gir, efendiliğinle dışarı çık, seslenme. Yanlarından geç, evine git, sataşma, karışma. O zaman mü’minlerin üzerindeki heybetten onların kalbi titrer. Ne yapacaklarını şaşırırlar, “Bunlar bize selam vermedi, birşey de demedi, sessiz geçtiler!” Sessizlikte heybet var.

Yahudilerin her kötü âdetini biz alıyoruz, bize  sokaklarda bağırmamız çağırmamız yakışmaz, hele kızlara kadınlara hiç yakışmaz, kat’iyen. Onun için dikkat et. Söylediğimiz söz hak sözüdür, itibara alınsın, değilse onlara da cezâ gelecektir. Çoluk çocuğunu sokakta bırakma! Polisler arkasında koştursun, panzehirlerle arkasından su serpsin, yok!

 Peygamber a.s., ezan okununca cemaat bekler diye mü’minin sokakta hızlı yürümesine izin vermedi. “Cemaate yetişeceğim diye koşaraktan gelme” diyor. Mü’min vakarlıdır. Vakarınla yürüyeceksin, yetiştiğin yerde uyacaksın, cemaate paldır küldür koşaraktan gelme diyor, edeple, vakarla geleceksin. Bu dereceye kadar dînimiz her şeyin nîzamını göstermiştir. Ne münâsebet, hele kızlar sokaklarda çıkıp “hakkımızdır!” Diye bağırsın, çağırsın. Allah’ın hakkını gözet Allah senin hakkını özetir.

İbni Abbas Hz.’leri peygamberimizin amcası olur. Dedi ki,

 “Peygamber a.s.’ın redifindeydim, ya gulam ey oğul, sana bir vasiyet edeyim dedi, Allah’ın hakkını gözet Allah seni gözetir dedi.”

 Redif, iki kişinin bindiği vakitte hayvanın üzerine arkadakine redif denir. Bu dûstur bize yetişir, lâkin her işimiz yanlış,

  •    İslamı anlamamız yanlış,
  •    Şeriata bakışımız yanlış,
  •    Dünyaya bakışımız yanlış,

Herşeyimizde bir noksanlık var, hadisler sana edep yolunu gösterir. Allah’ı gözet. Sokakta bağırıp çağırma, Allah râzı değil, râzıdır diyen âyet getirsin, hadis getirsin. Erkekler câmiye gitsin, kadınlar evlerinde. Evine git, “yâ Rabbi Sen bilirsin” de.Ve minallâhi tevhid El-Fâtiha[1]

Hikâyeler

27 Eylül  1538 günü seher vaktinde, Osmanlı denizcilik tarihinin en büyük kumandanı Hızır Hayreddin Paşa, ya da diğer nâmıyla Barbaros Hayreddin Paşa bir rüya görür. Rüyasında:

“Yattığımız limanın kenarında sanki karada birçok ufacık sardalya balığı çıkmış, amma o ufacık balıkların içinde iki tane karnı yarık iri balık vardı. Bunları seyreder dururken, bir zat al renkli bir ata binmiş dolu dizgin yanıma geldi, atının başını çekip aniden durdu. Bir peştamal dolusu ufacık balığı elime verip:

“Al bunları yâ Hayreddin! Halife–i ruy–i zemîn olan şevketlü hünkârımız Sultan Süleyman Hân’a takdîm et”  Dedi. Sonra çıkarıp elime bir rik’a vererek kayboldu. Ben de rik’ayı açıp baktım. Gördüm ki beyaz kağıt üzerine yeşil hak ile

“Nasrun minallahi ve fethun kariyb ve beşşiri’l–mü’minine”

 Âyeti yazılı idi; Ey Muhammed müminlere müjdele ki yardım ancak Allah’tandır ve fetih yakındır. Bunu okuyup yüzüme sürdüm. Yâ İlâhe’l–Âlemin! Sana hamd–û şükürler olsun, diyerek uyandım. Bir müddet sonra da Preveze savaşı Osmanlı donanmasının galibiyetiyle neticelendi.


[1] 22 Ekim 1998/ Recep 1419 Regâip Kandili verilen sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet