Sohbetül hakkani_37

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 37

Destur   yâ  Seyyidi,   Medet   yâ   Sultanûl Evliyâ,

Euzûbillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmanirrahîm

“Elhamdullâhillezi hadâna lil îman vel islam ve şerefenâ binnebiyyihi seyyidinâ  Muhammedin  aleyhi  efdâlussalâti ve temmutteslîm.”

   Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun ki bizi îman ve islâma hidâyet buyurdu ve bizi Habîbinin ümmetinden olmak şerefiyle de şereflendirdi. Aleyhisselâtuvesselâm Efendimiz, her defâ ashâb-ı kirâma hitâb ederken,

“Eddînunasiha, Eddînunasiha, Eddînunasiha”

 Diye buyurmuştur.  Onun sözüne, mübârek kelâmına ittibâ edelim.   Dinleyici bir kişi de olsa gene rahmet iner.  Çok gelirlerse herkes nasîb alır. Elhamdulillah siz oturdunuz, İnşâllah size de, bize de, geçmişlerimize de bu ictimâmız rahmete vesîle olur. Geçmiş analarımıza, babalarımıza, dedelerimize, sizin sebebinizden rahmet iner. Aleyhisselâtu vesselâm Efendimiz buyurmuştur,

“Bir kimsenin  öldüğü zaman amel defteri kapanır; ancak üç kimsenin kapanmaz” [1]

Onlardan birisi de salih zürriyeti olan kimsedir. Oğlu veyâ kızı veyâ onların evlatları bulundukça; onların yapmış olduğu ibâdetlerden, dualardan, hizmetlerden, salih amellerinden, onların geçmişlerine de aynen yazılır. Onun için sizin burada bulunuşunuz sizin geçmişlerinize rahmet inmesine vesîledir. Sizin dedelerinize, atalarınıza bildirilir ki, sizin zürriyetinizden  filân kimseler ibâdet-ü taat yolundadır. Onlara olan rahmetten size de pay gelir, nasip gelir.

Cenâb-ı Hakk böyle meclislerden bizi ayırmasın. Mahrumluktur. Zaten böyle meclislerimiz hemen hemen kalmamıştır. Cumadan cumaya, belki beş-on dakîkalık bir meclis bulunur. Lâkin ondan ötede milletin suya, ekmeğe ihtiyacından fazla, bu nasihata ihtiyacı vardır; çünkü nasihat îmanı besler, islamı ayakta tutar. Nasihat olmadıktan sonra îman zayıflar, îman zayıfladığı vakitte islam ayakta duramaz. Bunun içindir ki Cenâb-ı Allah islam câmiasında nasihat müssesesinin bulunmasını  emr-u fermân buyurmuştur.

 “Veltekun minkum ümmetü yed’une ilel hayr”[2]

Kavli şerifiyle Cenâb-ı Mevlâ bize emir buyuyuyor: “Sizin içerinizden bir ümmet bulunsun, hayra dâvet eden bir cemaat bulunsun.”

Aleyhisselâtu vesselâm Efendimiz; “Âhir zaman olduğunda iş tersine dönecek”, dedi.

  •    Hayra dâvet yerine, küfre dâvet edecekler.
  •    İyilik yerine, kötülüğe dâvet edecekler.
  •   Îman ve islama dâvet yerine,  küfre dâvet edecekler.
  •    İtaate dâvet edeceklerine, azgınlığa dâvet edecekler.
  •    Onların dâvetlerine uymayanları mahkûm edecekler.

İş tersine dönecek.  Efendimiz onbeş asır önce bizim hâlimizi bildirdi. Şimdi öyle ya,

  •   Şer dellâlı çok, şerre çağıran çok.
  •   Kötülüğe çağıran çok.
  •   Îmana, islâma zıt olan görüşlere dâvet eden çok.

  Eskiden mektep Allah’ın ismi ile başlatılırdı, şimdi Allah, Paygamber ismini söyletmiyorlar. İnsan bu hayatta, Allah için yaşamaya emrolunmuştur. Allah için yaşamakla memurdur, lâkin biz onunla başlatmıyoruz, çocuklarımıza onu öğretmiyoruz. Şeytanın ismi ile başlatıyoruz Rahmanın ismi ile başlatmıyoruz. Mâdem ki şeytan ile başlayacaksınız; şeytan size rahmet okuyacak değil ya, şeytan insana ilk başından düşman olmuştur.

Şeytan Cenâb-ı Hakk’a kulluk eden bir kimse idi. Cenâb-ı Allah ona ilim verdi ve kendisini ibâdete koyverdi, ismi de Azâzil idi, izzetli şerefli bir kimse idi. Dikkat et! Cenâb-ı Allah onu melâikeye hoca yaptı.  Azâzil olduğu vakit meleklerin hocası idi.

 ― Peki nasıl oldu da şeytan oldu? Öyle bir kimse neden şeytan oldu?

İzzetli iken zillete düştü, hakarete düştü ve melâikeler onu te’dîb ettiler.  Cenâb-ı Hakk ona lânet etti.

― Nasıl oldu bu iş? Hiç düşündün mü?

 Eh bizim bildiğimiz, Cenâb-ı Hakk’ın Âdem aleyhisselâtu vesselâma secde et emrine  karşı geldi ve kovuldu.  

― Cenâb-ı Hakk’ın emrine nasıl oldu da karşı geldi? Şeytanı şeytan yapan nedir? 

 Şeytanı şeytan yapan dört sıfat:

  1. Haset: Haset, şeytanı şeytan yapan amellerin birincisidir ki ötekiler ona bağlıdır.
  2. Kibir: Haset ettiği vakitte hasedin şiddetinden  kendisine kibir  geldi, bu sefer şeytanlığı muhkemleşti, büyüklendi.
  3. Öfke: Hasedin ve kibrin verdiği hızla gazap geldi, öfke ve hiddet.  Allah’a karşı öfkelendi. Bu ne demek? Şeytanlık tamam oldu demek.
  4. İnat: (hâşâ) Allah’a öfkelendi, gerilemedi, inat  etti. Hasette,  öfkede, kibirde inat  etti. Tamamlandı. Dört başı mâmur şeytan oldu.

― İnsan ne zaman şeytan olur?

 Mühim mesele, Hacı Cemâl Efendi, insan ne zaman şeytan olur? Ya dört başı mâmur, ya yarıbuçuk, ya üçtebir, ya dörttebir şeytanlar da var. Bir hasedi varsa öbürleri de zaten beraberdir. Kıskanması olan kimsenin şeytanlığı tamamlanacaktır.  Bir kimsede şeytandaki, yâni şeytanı şeytan yapan vasıflardan hangisi bulunursa ve ne kadar bulunursa o da şeytana döner.  Şeytan….

 “ Hacı, adın ne?”

 “Mustafa”

  Mustafa Efendi, şeytan, Âdem Peygambere hâşâ tükürdü, o tükürükle Âdem peygambere bu dört sıfat sirâyet etti.  Cebrâil aleyhisselâm derhal tükürüğün düştüğü o yeri oyup attı, ama dokundu bir kere. Onun için insanlarda da:

  •  Haset var, kıskanma var,
  •  Kibir var, kibirlenmek var,
  •  İnat var, inatlaşmak var,
  •  Öfke var, öfkelenmek var,

  Şeytan ve şeytanın elinin altındakiler her sabah kapıda bekler. Hâne sahibi dışarı çıkarken tükürecek vaziyette bekler. Euzû çekmezsen “tuuuhh” tükürür, tükürdü mü o gün iş berbat gider.

  • Kim Euzû çekmeden kapıdan çıkarsa,
  • Kim secdesiz kapıdan çıkarsa,
  • Kim pis murdar kapıdan çıkarsa,
  • Kim sarhoş kapıdan çıkarsa,

Onu tükürükle yıkar, “Sen bugün bizim adam olacan, bize tâbisin!” Der. Kendine tükürtme. Şeytan Adem’e bir defâ tükürdü, eseri kaldı; yevmî günde de tükürmeye hazır. Okyay?

Kapıdan çıkarken,“Euzûbillâhimineşeytânirracîm: yâ Rabbi, şeytandan sana sığınırım,” dediği vakitte geriler, tüküremez. Secdesiz çıkan adamların hepsine tükürüp “Şimdi bizimle beraber gel!” der.

İnsanı şeytan yapan meselenin hakîkatı budur. Hacı Ali Bey, uyurken kapıdan çıkma! Aceleyle çıkma! Acele yetişeyim derken Euzûbesmele çekmeden motora binersin; o ne imam tanır, ne müezzin, ne cumhurreisi tanır, ne başvekil. Sabah sabah hepsinin kapısında bekler.

 Yâ Fettâh, Yâ Âlim.  Şeytan olma, Rahmânî ol,

 “Nedir bu hal? Millet deli gibi oldu, öfke kıyâmet, inat, haset, kıskanma, birbirini çekememe, birbirinin aleyhinde uğraşma, nedendir bu?” Diye ben mecliste sual ettiğim vakitte evliyâlardan şöyle cevap geldi,

 “O sabah sabah onlara tükürüyor”, çünkü çoğu hatta hepsi sabah sabah yıkanmadan cenâbet çıkıyor. Zaten cenâbet çıkmayan gafletle çıkıyor, onları boydan boya yıkıyor. 

“Gelin çabuk yetişin! Bu yıkanmadan çıktı, bunu biz yıkayalım” deyip yıkıyor ve o boydan boya lânetin içine düşer, nâuzubillah. O kimse Rahmân’a yaramaz, ibâdete yaramaz, o bitti, o şeytan oldu. Sakın! Uyanık ol! Mü’min uyanıktır, gâfil olmaz. Gafil olma! Câmiden çıkarkan, o câminin kapısıda da bekler.

 Evliyâlar şeytanı görür, şeytana dönen insanları da tanır. Onlar asıl şeytanı da tanır, şaytanlaşmış insanları da tanırlar. Evliyâlar, o insanın adını söylesen, kendisini görmeden şeytâni mi, rahmânî mi tanır.

― Ne için?

  •  Onlar şeytanı bilir, şeytan sıfatlarını görür,
  • İnsanlardan şeytanlaşanları asıl sûretinde görür,
  • Hangi îman derecesinde bilir,
  • İyilerin derecelerini görür,
  • Kötülerin kötülük derecelerini de bilir.

Onun için onları aldatamazsın uğraşma. Hasan! Şeytanları defetmeye bak, yoksa senin gibi avanak bulurlarsa  seni eşek yerine koyarlar, ensene binerler. Şeytanlara eşeklik yapma! Size demiyorum, şeytanlara eşek olmayınız diye bu direklere, duvarlara söylüyorum. Direkler cevap veriyor:

 “Acayip? Biz şeytanlara eşeklik yapmayız, insanlar yapıyor.”

Beyazıdî Bestâmi Hazretleri (âlâ sâkini efdâlussalâtu ve temmutteslîm), Medine-î Münevvere’de bâb-ı mescidden, kapıdan çıkıyormuş. Hacı Sabahaddin Efendi, bakmış ki şeytan duruyor, iki kolunda, omuzlarında hayvan yularlan var. Siz gem dersiniz, bizimkiler yular der.

“Ne duruyorsun burada?” demiş

“Benim eşeklerim geliyor, onlara yular takacağım, binip götüreceğim onun için bekliyorum.”

  “Onlar kimlerdir?”

“Haremi şerifte namazı kılıp kapıdan çıkar çıkmaz cebinden paketi çıkarıp tütün yakan, cigara yakan hepsi şeytana eşek oluyor. Haremi şerife gidip, Mekke-i mükeremeye gidip, Harem hududuna gidip hâlâ cebinde tütün götüren adam, şeytanların eşeğidir. O içinceya kadar biri iner biri biner,

 “Sen bindin, sen in, bu defâ biraz da biz binelim! Ben de geleyim ikincisini yak yahu! Yak üçüncüsünü!”

 Der, etrafında cemiyet olur, bırakmazlar.Yularlanma! Ve dünyayı bu hâle getirdiler, cemiyetleri, insanları bu hâle düşürdüler. İnsanlar gafletlerinden dolayı şeytanların maskarası oldu. Şeytanlar insanları “moda” ile maskara ediyor, sonra geçip çok güzel oldunuz diye gülüyor. Ne kılıklarında ne de kıyafetlerinde hayır kalmadı; şeytanlar zevksiz, tatsız, pis kıyâfetlere sokuyor, sonra cippana çalıp onlarla alay edip gülüyorlar. Ey mü’min, gafil olma! Şeytan da olma!

“minelcinneti vennâs” [3]

İşte mühim olan nokta bu, çünkü insanlardan da şeytan olan var.  İnsan yaratıldı sonra şeytana döndü. İnsanlığını fedâ etme, şeytan olma. Cenâb-ı Hakk seni insan yarattı, şeytan yaratmadı.

  •   Ne için şeytana dönersin ?
  •   Ne için şeytana fırsat verirsin?
  •   Ne için onlar gibi olmak istersin?

Câmide olsun dışarıda olsun seni bırakmaz, dikkat et. Rahmâni ol, Cenâb-ı Hakk’a mensup kullarından ol. Şeytâni olma, şeytanın kölelerinden olma. Saadet bu yoldadır. İnsanlık tersine gidiyor, insanlık şeytanın arkasından gidiyor. Bütün dünyanın takip ettiği yol şeytâni yoldur,  Rahmâni değildir. Bütün dünyanın bütün ülkelerin takip ettiği şeytâni yoldur. Rahmâni yola giren yok. 

Allah beni dolaştırdı, dört aydır bütün dünyayı bir baştan bir başa desdeyirmi döndürdü. İslam memleketleri diye söylenen ne kadar ülkeler dolaştık, her memleket şeytanın yolunda gidiyor.  Onun için her memleket,

  •  Rahatsız, huzursuz, ıstıraplı,
  •  Dirliksiz, sıkıntının içerisinde,
  •  Dertli, gamlı, kasavetli,

 ― Neden?

 Baktım, hepsinin tuttuğu yol aynı. Deve katarı gibi bağlı, hep aynı istikamette gidiyorlar,

 “Bu şeytanın yolu, bu gittiğiniz taraf şeytan tarafı, Rahmana doğru dönün!”

 “Ee dönebilirmiyiz? Bağlıyız!”

 Bağı kopart, Allah’a, rahmâni olan tarafa dön. Selâmet istersen Allah’a dön, istemezsen sen bilirsin. Onun için insanlığın şeytanlaştığı derecede çekeceği vardır.  Şeytanlığı bırak ve insanlığa dön. Bu kadar yetişir.

…Ve minâllahutevfik, bi hürmetil habib bi hürmetil el-Fâtiha.

Hacı Efendi işi aceleye koştu. Baş imam Ali beye bile,

 “Tuvaletli gez; saçını başını tara, güzel görün, başına takke de koyma” Diye emrediyor.

“Ne yapalım?”  Onu  dinleme, Îmâmı âzam kisvesini taşı!

“Fatiha çektin mi? Nerelisin bakalım?”

“Türkiyeden geldim. .. ”

“Yok canım bende aydan geldin sandım”[4]

Hikâyeler

Bir gün bir veliyyullah ile bir fakir, yol arkadaşı olmak istemişler. O kalbi merhametle dolu ulu veli, yol arkadaşı ihtiyar fakirin, arkasında ağır bir heybe, ayağında eski bir çizmesi olduğunu görünce ona;

“Benimle yol arkadaşlığı yapmak istiyorsan, bana teslîm olacak ve her sözümü tutacaksın. Yoksa benden ayrılıp gidersin,”

 Demiş, fakir de teslîm olmuş, bir arkadaş olacağına söz ve karar vermiş. O cömert kalpli ulu velî de hemen ihtiyarın eski çizmesiyle kendi yeni çizmesini değiştirmiş ve ağır heybesini yüklenerek yola koyulmuşlar.

Her veli, karşılaştığı kimselere muhakkak böyle muamelede bulunur. Çünkü onların kalpleri, muhabbet denizi, vahdet ve birlik yuvasıdır.


[1] Hadîs-i Şerif: Ebû Hureyre r.a’den rivâyet edilmiştir. Müslim, Vasiyyet 14

[2] Âli İmran Sûresi: 104

[3] Nas Sûresi:  6

[4] 9 Aralık 1991 ( 4 Rebiyyülâhir 1412) Pazartesi G.Magosa, Lâlâ Mustafa Paşa Câmii – İkindi namazından sonra verilen sohbettir.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet