Sohbetül hakkani_39

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 39

Allah câhilden bizi azâd eylesin! Cehennem ateşinden Allah bizi muhafaza eylesin! Ateş azabı büyük azaptır. Resulullah s.a.v. buyurdu ki;

 “Ateşle ile aranıza mesafe koyunuz, kendinizi ateşten saklayınız! Yarım hurmayla da olsa, kendinizi ateşten sakınınız! ” [1]

Hicaz memleketinde o zamanlar şimdiki gibi bolluk değildi, kıtlık seneleri de olmuştu. O zamanda bir günde bir hurma bulan da olurdu, bulmayan da olurdu. Binâenaleyh bir hurma bulup, o hurmanın yarısını yerken bir kimse gelse, sizden sadaka istese, o yarım hurmayı da ona ver. O zamanın insanı:

“Yâ Rabbi! Bu sadakanın hürmetine cehennemden beni azab eyle!”

 Diye Cenâb-ı Hakk’a yalvarırdı ki; o yarım hurma seninle cehennem arasına bir mesafe koyar, ateşten uzaklaştırır. Aslında her iyilik seninle cehennem arasına bir mesâfe koyar, her kötülük te o mesafeyi kısaltır, cehenneme seni yaklaştırır.

  • İyilik cennete yaklaştırır,cehennemden uzaklaştırır
  • Kötülük cehenneme yaklaştırır, cennetten uzaklaştırır.

İslamda sadaka, aldığı sevaba göre, beşe ayrılır:

  •   Haram paradan verilen sadaka: sevâbı bire birdir.
  •   Kapıya gelene, yolda dilenene sadaka: sevâbı bire ondur.
  •   Muhtaç komşuya verilen sadaka: sevâbı bire yetmiştir.
  •   Muhtaç akrabaya verilen sadaka: sevâbı bire yediyüzdür.
  •   Allah yolunda verilen sadaka: sevâbı hesapsızdır.

 İyilik ufak olsun büyük olsun, aynı kategoride hesâb olunur. İyiliği Allah için yap! İnsanlara iyilik yap amma insanların hatırı için değil, Allah için yap! İnsanlar acayiptir, bir iyilik yaparlar, sonra o iyilik yaptığı kimseden bir acı söz işitse, bir aksi hareket görse, darılırsa ve kalbine gelse ki:

“Bu adama ben bu kadar iyilik yaptım, bu bana nankörlük yapıyor” dese, o yaptığı iyilik boşuna gider. Boşuna gider mânâsı, yani o iyilikle o adamdan bir karşılık bekleyipte yapmış gibi olur.

 Öyle ya, ben ona iyililik yaptım, o da bana böyle kötü muamelede bulundu, yaptığım iyiliği unuttu. O  insandır. Unutmayan Allah’tır. Onun için yaptığın iyiliği Allah için yap ki; Allah unutmaz, insan unutur. İnsan için yaptığında, onun muamelesi senin kalbine ağır gelir. O hastalıktır, iyilik yaptımda bana nankörlük yaptı diye düşünmek seni hasta yapar.  Sen iyililiği Allah için yap, isterse nankörlük yapsın, isterse yapmasın. Unutmayan için yaptığında hiç korkma!

  1. İyilik yap
  2. Karşılık bekleme

 Kul sana ne karşılık yapabilir? Binâenaleyh bir iyiliği yaptığında Allah için yap ki; Allah’ın yanında zâyi olmaz, kulun yanında zâyi olur ve karşılık bekleme! Kötülük sana yakışmaz, kötülük insan olana yakışmaz. İnsan kötülük yaptığı anda, insan olmak şerefini kaybeder. İnsanın kötülük yapması şerefiyle mütenâsip değildir, hemen dereceden düşer. Kötülük, insanı insanlık derecesinden aşağıya düşürür.

  • Sen, iyilik yapmakla emrolundun,
  • Kötülük yapmamakla emroludun,

Ufak olsun, büyük olsun eline gelen iyiliği elinden kaçırma! Küçüktür deme, çünkü Allah’ın kulunun hangi amelinden râzı olacağı bilinmez. Sen küçük dersin, Allah yanında büyük sayılır. Sen büyük zannedersin, Allah yanında küçük sayılır. Hz. Ömer efendimiz r.a., âhirete teşrif ettiklerinde, sahâbe efendilerimizden biri zuhûratında görmüş ve ona demiş ki:

“Yâ Ömer, Cenâb-ı Hakk sana ne muamelede bulundu?”

“Rabbim beni bağışladı, çok bana rahmet etti.”

Demek ki bağışlanmak mânâsı, mahkûmiyetten âzâd mânâsıdır. Bir insan mahkûm olursa hakim bağışladım diyebilir.

“Rabbim seni neyle bağışladı?”

“Cenâb-ı Hakk bana dedi ki: Yâ Ömer! Yâ Abdî! Ey kulum! Hatırlar mısın? Sen falan gün Medînenin sokaklarında dolaşırken bir takım çocuklar gördün. O çocukların ellerinde bir serçe yavrusu vardı, o serçe yavrusunu ayağından bir sicimle bağlamışlar ve onu pır pır uçurturlar ve tekrar alırlar, tekrar uçurturlar ve tekrar alırlardı. O hayvancağızın ayağı bağlı kaçmak istese de kaçamazdı çünkü tekrar çekerlerdi. Sen o günü hatırladın mı?”

 Hz. Ömer hatırlıyor ve herşeyi gözünün önünde görüyordu.

“Bak, sen o çocuklarla o kuş için ne muamele işledin. Sen o çocukların yanına yaklaştığında; Bu kuşcağızı bana verir misiniz? Ben size bu kadar para vereyim, yiyecek alırsınız dedin. Sen o çocukları bir akçe verip râzı ettin, ellerinden kuşu aldın, ayağından ipi çözdün ve âzâd ettin. O benim yarattığım mahlûktu. Ona sen rahmet ettin, yâni merhamet ettin, acıdın ve âzâd ettin. Ben’im yarattığım mahlûka karşı şefkat ve rahmet gösterdiğinden, sana rahmet eyledim, seni bağışladım yâ Ömer.”

 Hz. Ömer r.a., kırkıncı müslüman olup islâma gece gündüz hizmet eden, Peygamber-i zişânın hayatındaki vezîri, hayatından âhirete teşrîfinden sonra da islam halîfesi, Emîr-ül Mü’minin ikinci halîfesi, magripten maşrıka islâmın nurûnun yetişmesine hizmet eden, adaletiyle dünyayı dolduran, adaleti kuşa, kurda kadar yetişen halîfe idi. Namazıyla, niyazıyla, orucuyla her türlü ibâdetiyle Efendimize her türlü hizmet ve tâzimiyle, islâmın nurunu, islâmın risâletini tâ Hind, Çin, Mâçinden Atlas Okyanusuna kadar açılmasına hizmet eden, bu kadar hizmetlerle beraber, Cenâb-ı Hakk, Hz. Ömer efendimize onların hiçbirisini zikretmemiş. Cenâb-ı Hakk buyurmuş ki:

“Ya Ömer, o aşur kuşu, serçe kuşuna sen acıdın ya, o gün âzâd ettin, bende seni âzâd ederim.”

Cenâb-ı Hakk’ın ne yüzden bir kuluna rahmetini yetiştireceği, onu ne yüzden bağışlayacağı belli degildir. Merhamet, merhameti çeker. Merhametsiz insan Allah’ın rahmetinden uzaktır. Merhameti ne kadar çoksa, Allah’a yakınlığı o kadar çoktur. Yüce Peygamber (s.a.v.) diyor ki;

“Yeryüzündekilere merhamet ediniz, gökyüzünde mülk ve melekûtun sahibi olan Allah da size rahmet etsin.”[2]

 Allah’ın rahmetini istersen, mahlûkuna acı, şefkatle muamele et. Kalbi katı olan adam Allah’ın rahmetinden uzaktır. Kâfirler Allah’ın rahmetinden uzaktır, kalplerinde merhamet yoktur. Herhangi bir iyiliğin ufak olduğunu aklından bile geçirme. Hz. Ömer, o iyiliği yaptığı vakit o kadar itibar kazanacağını aklına fikrine bile getirmediydi. Herhalde ümîdi,

  • ™Peygamber Efendimizle bu kadar hizmetler yapması,
  • ™Müşriklere karşı mücadelelerde hep hâzır olması,
  • ™İslâmın bu kadar yayılmasına hizmet etmesi,
  • ™Adaletle yeryüzünü doldurmasıydı.

İki  çoban varmış. Biri bir gün demiş ki:

“Ya âhi! Ey kardeşim! Peygamberin halifesi Emirül mü’minin Hz. Ömer’de dünyadan göçtü.”   Öbür çoban:

“Nerden bildin? Nereden haber aldın?”

“Bu güne kadar bu sürülerden bir kurt giripte bir hayvan alıp götürmüş değildi. Bak! Kurt şimdi girdi, bir kuzu kaptı, kaçıyor.” Demiş.

Hz. Ömer’in heybetinden ve adaletinden dolayı kurt sürüye hücum edemez, kapamazdı. Adaleti o kadar mîsal olmuştu. Hakîkaten sonradan, Peygamber Halîfesi Emir-ül mü’minin Hz. Ömer dünyadan âhirete yöneldi diye bir haber işitildi. Bu kadar adalet eyledi.

 Allahû Tealâ hiç birisini zikir etmemiş, buyurmuş ki,

 “Yâ Ömer! Sen o serçe kuşuna acıdığın için, ben de sana rahmetimle muamele ederim. Ben de seni bağışladım, hiçbir amelini hesaba çekmem, sen bağışlandın.”

Ufak deme, büyük deme, elinden geldi mi iyilik yap.

“Yâ Rabbi, bana iyilik kapılarını aç iyilik yapayım. Fırsat ver, bir iyilik yapayım.” Diye dua edip akşam olduğunda da kendini muhasebe et, kendini bir hesâba çek:

 Kime iyilik ettim?

 Hiç kimseye!

“Tuuh” sana!

 Diyerekten yüzüne tükür, nefsine tükür. Kendini muhasebeye çek. Kendi nefsine de ki,

“Ulan haydut! Bütün gün bir Allah’ın kuluna iyilik yapamadın. Nasıl insansın sen? Hayvanın bile insanoğluna hizmeti var, sen kime hizmet yaptın? Yazıklar olsun sana, yediğin haram olsun! Bugün bir kimseye hiç bir yardımın olmadı mı? Bugün Allah’ın dînine bir hizmetin olmadı mı?”

Sabahleyin de ki:

“Ey bütün kapıları açan Mevlâm! Bütün hayır kapılarını açan Sen’sin, bana iyilik kapılarını aç, iyilik yapayım.”

Akşamleyin de kime iyilik yaptım diye kendini hesâba çek. Hiç kimseye iyilik yapmadıysan kendini affetmeyeceksin. İyilik yapıyorsan Allah için yapacaksın, bir kimse için yapmayacaksın. Bu çok mühim bir esastır.

  •   İyilik yapacaksın
  •  Nefsine karşı geleceksin
  •   Fenâlık yapmayacaksın

Allah için iyilik yapmazsan sonra şeytan gelir, musallat olur, hemen vesvese verir,

“Eh bak, iyilik yaptın da bilmedi, bundan böyle kimseye iyilik yapma!” Diye nasihat eder, nasihatı ters verir. İyiliği yapacaksan Allah için yap, meşhur ata sözüdür,

“İyiliği yap denize at, balık bilmez ise Hâlık bilir”

 Urfa´ya gittiğimizde Seyyidinâ İbrahim a.s.’ın gölünün içinde balıklar vardır. Yem attıklarında, balıklar yemleri kapışırlar. Sen kendisine yemek attın diye balığın ayaküstü durup sana teşekkür etmesini bekleyemezsin. Ona attığın yiyecek için karşılık beklemezsin ve o da insan haline gelip sana teşekkür edemez. Orada attığın Allah içindir. Tabî kendini bilen oraya Allah için atıyor, o balıklar sebepleniyor, sevâbı Cenâb-ı Hakk veriyor. Orada, “Aman bu balıklar beni tanısınlar, bana teşekkür etsinler diye onlara yiyecek atıyorum” diyen adam yoktur. Onların yemesinden zevk aldığı için atıyor. İnsan bir insana hizmet edip karşılık görürse teşekkür etsin ki, bu kul bu hizmeti takdîr etti. Bize de teşekkür etti, iyilik ettin sen ama o teşekkür etmedi, yapmadı, dönüp selâmda vermedi. Belki de: “Bunu yapmaya mecbursun” dedi. Öyleleri de var, mecbursun! Yapacaksın! Diyor. Darılmayacaksın, kırılmayacaksın, gücenmeyeceksin, diyeceksin ki,

“Evet yapıyorum, mecburum, Allah’a olan îmânım beni mecbur ediyor. Sen değerini bilmesende ben sana iyiliği yapıyorum. Çünkü Allah bundan hoşnut oluyor. Allah sevgisinden sana yapıyorum. Yalnız, balıklara yem atar gibi sana bunları atıyorum, senden bir ücret beklemiyorum. Ondan ötede de ben ödeniyorum, senden ödenmeyi beklemiyorum, senin ödeyeceğin işe yaramaz, Rabbim bana ödüyor. Sen bil, bilme, zararı yok.”

İyilik cennetle aradaki mesâfeyi yaklaştırır, kötülük cehennemle arayı yaklaştırır. Yarım hurma da cehennemle aranızı açar, mesâfe koyar,  yarım hurmayla bile iyilik yapın deniyor. Yarım hurmayla ne olacak deme, yeri gelir yarım hurmanın büyük işi olur.

― Sahâbe-i Kirâm bu dünyayı ne gibi gözle gördüler?

Onlar bu dünyanın hakaretini gördüler, fakir birşey olduğunu bildiler. Bir gün bir çöplükte durdular ve Efendimiz (s.a.v.) sahâbelere gösterdi:

“İşte dünya!” dedi.

Orada üzerinden etleri gitmiş kemikler ve paçarva hâline gelmiş güzel elbiseler bir de pislik vardı. Paçavra olmuş kulanılmaz hâle gelmiş güzel elbiseler, etleri yendikden sonra atılmış kemikler ki üstündeki etler, kebap ve köfteler dünyanın en tatlı en güzel yemeği idi. Onlar yendikden sonra kuru kemikler kaldı, o kemikler de o çöplüğe atıldı ve def-i hâcetle gelen pislikler de oradaydı. İşte dünyanın neticesi de bu, arkasında koştuğumuz işte bu.

 “Sizin dünyanız burada, bu çöplükte” yâni kıymetli ömrü dünya için yatırmağa değmez, ömrümüzün netîcesi bu olacak. Kıymetli ömrünüzü dünya için ziyân etmeyin, ebedî olan ve çöplüğe dönmeyecek olan, çöplüğe atılmayacak olan, nîmetlerle dolanmış olan ebedî âhiret için, ebedi cennetler için ömrünüzü kullanın, O yolda ömrünüzü geçirin!

― O zamandan bu zamana vaziyet değişti mi?

Bazı şaşkın dörtköşe boş kafalılar lakırdı söylüyorlar: İslam modern hayata uymazmış. Modern hayata uymayan bir yolmuş islam. Bu mankafaları bu dörtköşe kafalı mongol tipleri kulağından tutup bu çöplüğün başına getireceksin ve soracaksın;

  •   Modern yaşayan adamın dünyası başka mı?
  •   Modern hayat nedir?
  •   Modern hayatta ne var?
  •   Bizim hayatımızdan farklı olan ne var?
  •   Modern hayatın insanlığa getirdiği nedir?
  •   Yemeyi, içmeyi kaldırdı mı?
  •   Giyim kuşamı kaldırdı mı?
  •   Tuvalete gitmeyi kaldırıyor mu?

O da insan biz de insanız. Altın arabaya binse, gümüş tekerleri olsa, içerisinde kuş tüyünden yatakları olsa, her türlü konforlu araba insanın tabiatını değiştiriyor mu? Modern hayat ne yaptı insanlara? Bin sene veyâ beşbin sene evvelki insanın neyini değiştirdi? Lâkin (hâşâ minel huzur) iki ayaklı eşşek çok,“Modern hayat için islam uygun değildir” diyor. Bre! Modern hayatı tarif et, nedir? Modern hayattaki insan melâike mi oldu? İslâmın uymadığı nedir? Bu akılsız, dörtköşe kafalı, iki ayaklı katırlar, bunların akılları kısır, bilgileri kısır, anlayışları kısır, akılları yok! İslam modern hayata uymaz.

 ― Modern hayat neyi değiştirdi?

Namus ve şeref mevhumunu kaldırdı. Ondan ötede başka bir şey yok. “Modern hayat” diye islâmın içerisine de islâmın reddetmiş olduğu pislikleri sokacaklar. Olamaz, islam temiz paktır, nezihdir. İşte dünya, dünyadır, ünvânını değiştirmekle dünya değişmiyor. İslam şerefli hayattır, temiz hayattır, nezih hayattır

  •  Bu zaman ne gibi bir zamandır?
  •  Alâmet-i fârikası nedir?
  •  Onu sâir asırlardan ayırd eden vasfı nedir?
  •  Öteki asırlarlar arasında nasıl bir fark var?

Her asırda elbetteki doğru yanlış ile çatışmış ve çarpışmıştır. Doğru ile yanlışın çatışmadığı, çarpışmadığı zaman geçmemiştir.

  •  20. asır deccalları barındırır, deccalı temsîl eder.
  • 20. asrın içerisindeki her iş küfüre götüren iştir.
  •  20. asrın içerisindeki herşey şerri temsîl eder.
  •  20. asırdaki herşey şeytanın hizmetindedir.

 Ve 20. asrın içindeki her iş: küfürü kızıştırmak, şerri çoğaltmak, fitneyi arttırmak, fesâdı körüklemek içindir. Yanlız ümîdimiz var. Tabî 20. asır islâmi asır olmadığı için ben ona çatıyorum. 21. asır yaklaşıyor, değişecek, hepsi değişecek. Onun için şimdi şer hayra yol vermiyor, geçit vermiyor. Lâkin vakit yaklaştığı için simdi önüne set çekmişler. Suyu zapt etsinler diye baraj yapmışlardır, su arttı, simdi barajı aşmak üzere. Şimdi hayrı önlemek ister, lâkin gelen asır îman asrı olduğu için şerri zorlamaya başlıyor. Binâenaleyh şer ya az az, ya da birdenbire hayrı hapseden, hayra geçit vermeyen bir setti amma yıkılıp geçilecektir.

 “Biz şer kuvvetleri olarak hayrı mağlup etmişiz, geçsin diye hayra yol vermeyiz, biz kimseyi islâhiyete bırakmayız ama bozacak adama yardım ederiz.” Diyerek doksanbeş senedir hayra yol vermedi, geçit vermedi. Allah sırını takdis etsin, Büyük Şeyh Efendi derdi ki:

“Bir kimse hayır yoluna bir adım atmak için niyet etse, hayır yolunda bir adım atsa, doksandokuz şeytan onun adımını geri attırmak için üzerine hücûm eder.”

 Dünya üzerinde hayra yürümek yasaktır. Yürüyen kaçak yürüyor, resmen yasaktır. Dünyada “doğruluk” resmen yasaktır. Onun için en zor zaman bu zamandır. Hayra adım attırmazlar, hayra adım atmak istersen bu kadar şeytan senin üzerine çullanır:

 “Bu adımı niye attın? Geri çek! Çekmezsen senin adını, şânını sileriz, vücudunu ortadan kaldırırız, ısrar etme ayağını çek!”

 Efendimiz buyurdu ki;

 “Âhir zamanda din tutan elinde ateş tutan gibi olur.”[3]

 Ateş tutmak ne kadar zahmet ise, din tutmak yâni hayır yolunu tutmak o kadar zor ve zahmetlidir. Bununla beraber Cenâb-ı Hakk herşeye bir hudut koymuş, o hudûda kadar bekleyen bekleyecek, beklemeyen geçip gidecektir. Hudut çizilmiştir, bu hudûa kadar azgınlığınızı icrâ edin, lâkin biliniz ki; bu huduttan ötede sizin yapmış olduğunuz düşmanlık ve yapmış olduğunuz tahrîbat yanınıza kalacak değildir. Bu hududa kadar yapacağınızı yapın! Bu huduttan sonra işi devredeceğim. Ben Cenâb-ı Hakk’a yalvarırken:

“Yâ Rabbi, çobanları değiştir” diyorum. Çobanların değişmesi için de Hazret bana cevap veriyor;

“Çobanların değişmesi için vaktin sahibi olan Mehdi a.s.’ın gelmesi lâzım.”

Vaktin sahibi gelecek ki, tecellî değişsin, çobanların hepsi değişecek. İsmimiz muslih olan kimselerin dîvanında yazılsın. Muslih, ıslah edici demektir. Eğer kendin ıslah edemiyorsan, ıslah edicilerin arkasına düş! Islah edici kim varsa onun arkasına düş. Islah etmek elinden gelmezse, hiç olmazsa ıslah edenlere yamaklık yap, onun etrafında görün,

“Bu muslih olan adamın etrafında milyonlarca adam var.” desinler.

 Bu, fesat sahiplerini ürküten bir kalabalıktır. Kalabalık gördüler mi onların dizlerinin bağı çözülür, yürekleri ağızlarına gelir. Islah edemiyorsan, ıslah edenlerle beraber dur, “biz de bunlarla beraberiz” de. Islah edicileri yalnız bırakma, ıslah edici tek adam olsa bile Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla o yürür, lâkin bize fazîlet olsun diye emir var.

 “Siz ıslah eden kullarla beraber yürüyünüz!”

 Sen birşey yapmamışsan bile kalabalık gösterirsin. Bunun arkasında bu kadar insan var dendi mi şeytanlar ürker. Şeytanlar müslüman kalabalığından ürker. Şimdiki çobanlar düzeltmeye, ıslah etmeye değil bozmaya yarayan çobanlardır, bunlar yapmaya değil yıkmaya memurdur. Her zaman için insanlar ya ıslah edici olmuş ya da ifsâd edici olmuştur. Ya düzeltir, ya bozup berbâd eder. ıslah etmeye uğraşan kimseye ne mutlu. Yapamasak bile niyetimiz ıslah etmektir. Ona göre karşılık alırız.  Veminallahutevfik el-Fâtiha


[1] Hadis-i şerif. Ravi: Adiy İbnu Hâtim (ra.): Buhârî, Rikâk 49, 51, Tevhid 36, 24, Zekât 9, Menâkıb 25, Edeb 34; Müslim, Zekât 67, (1016); Timizî, Kıyamet 1, (2427).

[2] Hadis-i şerif: İbn Amr r.a.’dan rivayet  edilmiştir.Tirmizî, Birr, 16

[3] Hadîs-i Şerif: Tirmizî, bâb 73

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet