Sohbetül hakkani_40

Posted on 26 Aralık 2010

0


Sohbet 40

Bismillâhirrahmanirrahîm

Pirimiz Şâh-ı Nakşibendi Hazret1eri : “Bizim yolumuz sohbet ile kaimdir, hayır da cemiyetledir” demiş. Bizim hizmetimiz, onların yoluna davet ederek ümmeti Muhammedin kullarına zikir yolunu açmaktır. Allah’ı zikrettire­rek Allah ile birlikte olmayı sağlamaktır. Bizim olduğu gibi herkesin vazîfesi de budur. Gaflette olan, uyuyan kulları uyandırmak…Bir gün herkes uyanacaktır. Lâkin çok geç olmadan bu uyanışı yakalamak mühimdir. Hz. Ali Efendimizin sözünü hatırlayacak olursak, bu bize büyük bir uyanış olabilir.

“İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar” demiş o büyük halîfe. Âhireti ve Allah’ı unutmuş olan kimse gaflet uykusundadır. Ancak ölümle karşılaşınca uyanır, fakat o zaman da çok geç olur. Çünkü onun hayatı artık son bulmuştur. Yapılacak bir şey yoktur, vakit geçmiştir. Bütün peygamberler, özellikle Efendimiz (a.s.) insanları uyandırmakla vazîfeliydiler. O büyükler:

“İnsanların uyananları uyandı, kendisini kurtardı. Uyanma­yanlar ise dünyadan giderken uyanacak, fakat ellerinden bir şey gelmeyecek” Demişlerdir.

 Kırkbir tarikat vardır. Nakşibendi Tarikatı kırkbir tarikatın en üstünü ve âlâsıdır. Allah’a şükür ve hamdederiz ki bize bu yolu nasîb etti. Kırk tarikat Hz. Ali Efendimizin havzından suvarılır, ondan kuvvet alırlar. Manevî yoldan hepsi Hz. Ali Efendimize bağlıdır­lar. Nakşibendi yolundakiler ise Hz. Ebubekir Sıddık (r.a.) Efen­dimize bağlıdır. Kırk tarikatın sonucu Nakşibendiliğin başlangıcıdır. Kırk tarikat insandaki kötü nefsi teslim almak içindir. Müslüman Allah’ın emrine kalben ve kalıben teslîm olandır. Yâni kalbiyle ve kalıbı ile teslîm olandır. Cenâb-ı Hak sesleniyor:

 “Taklitte kalmayınız, tahkike geçiniz.”

Çalışılarak kazanılan başarı ile mîras olarak devralınan başarı çok farklıdır. Zîra çalışılarak kazanılan başarının kıymeti daha makbuldür ve daha kalıcıdır. Mirâsyedi olarak kıymet bilinmeye­bilir, değerler kolay harcanabilir. Nasıl kazanıldığı bilinmediği için isrâf edilmesi kolaydır. Tıpkı soydan kalan servetin tüketil­mesi gibi. Îman ve islamda da bu aynıdır; gayreti ile islâmı bulup takdîr eden insan, müslümanlığı iyi gözetir ve ziyân etmez. İşte o insan gerçek müslümandır. Allah bizi de böyle islâmiyetin kıyme­tini hakkıyla takdîr eden ve koruyan gerçek müslümanlardan et­sin. Tarîkat huzuru tâlim eder. Huzur ilk olarak şeyhin huzurudur. Bu huzurda sana seslenilir. Sen madem ki mürid oldun, muradını buldun demektir.

— Müridin murâdı nedir?

Şeyhidir.

— Şeyhin murâdı nedir?

      Peygamberdir.

— Efendimizin muradı nedir?

Allah’tır.(Celle celâluhu)

Tarikata girip el verdin mi bileceksin ki şeyhim benimledir. Şeyhin kuvvetine göre müridleri vardır; yüz tâne, bin tâne ve­yâ milyonlarca mürîdi olanlar mevcuttur. Kırk müridi olan bir şeyh, kırkının da yanında ruhanî kuvvetini bulundurabilir. O ruhanî kuvvetiyle şeyh, kaç kişi kendisinden ders alıp bağlandıysa onların yanında hazırdır. Mürid, huzûr-u şeyh makamını gözetecektir. Mürid her zaman şunu düşünmelidir:

“Ben yalnız değilim, herbir yanımdan beni gözeten gözler var. Yani kısacası şeyhim benimle beraberdir.”

Sri Lanka’lı bir müridimiz vardı, bir gün bize geldi ve şunu itiraf etti: Her gün evimden işe çıkarken sağ tarafımdan senin nefes al­dığını hissederdim. Evet o müridimizin kalp kulağı birazcık açık gibiydi de bu hâli hissediyordu. O, ruhanî kuvvetimi alıyordu. Erkek olsun kadın olsun, onları mânen gözetmek şeyhin vazîfesidir. Uykuda olsun, uyanık olsun her haliyle şeyh müridiyle beraberdir. Müridin göze­teceği edep:

“Şeyhim benimle beraberdir” demesidir. O kişi “şeyhim görüyor, duyuyor, yaptığım her işimden haberdardır” diyebiliyorsa öyle bir makama gelir ki mürid nereye dönse, nereye baksa şeyh Efendinin yüzünü görür. O makam tamam olunca şeyhi onu alır, o makamın ötesindeki yere, yâni Efendimiz (s.a.v.)’e takdîm eder:

“Bu mürîdin terbiyesini tamamladım, şimdi sizin hizmetleri­nize yarayacağını ümîd ederim” der. Böylece şeyhinin şehâdetiyle Efendimiz de onu kabul eder ve artık o kişi Efendimizin hakîki ümmeti olur. O artık nereye baksa Efendimizin yüzünü görür ve Efendimizin kapısında durur. Onun ilerisinde Allah’ın huzuruna yetişmesi kalır. Efendimizin Allah-u Zülcelâlin huzuruna verdiği kimselerden birisi kıyâmet günü mahşer yerine gelince Cenâb-ı Mevlâ melâike-i kirâma emreder:

“Bu kulumu cennetlerime alınız”

Onlar da onu alıp cennete koyarlar, fakat o cennetten kaçıp yine oraya gelir. Tekrar nurdan zincirlerle onu cennete koyarlar, melâike-i kirâm geri dönmeden o daha önce yine kaçıp Huzurul­lah’ta hâzır olur. Tâki Cenâb-ı Allah:

“Ne istersin ey kulum? Seni cennetlerime koyuyorum niçin kaçıp geliyorsun?” deyince:

“Ey Rabbürrahîm, ey Zülcelâli velikram vel izzetülletura yâ tura… yâ Rabbenâ, ben senin için yaşadım, cennet için çalışma­dım. Karşılığım cennet değil, cenneti isteyenlere ver, ben Sen’i istedim” Der.

 O sözün üstüne bir nûr inip o kulu alıp gider. İşte o kul Efendimizin Cenâb-ı Hakk’a takdîm ettiği kuldur. Onun artık ne ismi ne cismi kalır, Allah ile birleşen, Allah ile olandır o. O kul, tevhid denizlerine dalıp kaybolmayı istedi ve Huzurullah’a daldı.

 İşte bu zamanda şeriatı bilen, anlayan kul yok ki, tarîkatı anlayabilecek olsun. Tarikat şeriatın sırrıdır. Mâlesef bu gün Türkiye’de dâhi bunu anlayıp, bilecek belki üç, belki beş kişi vardır. Diğerlerinin hepsi bundan habersizdir. Tarikat insanları mânevi terbiyeye tâbi tutup Allah’ın huzuruna yetiştiren yoldur. Al­lah’ı istersen gel buraya, dünyayı istersen git oraya. Tarikatın ha­kîkatini bilen ancak onu takdîr eder. Tarikat; ehline hitâb eder, avâm-ı nasa hitâb etmez. Tarikat mânevi terbiye ile kulu temiz­ler, süsler ve Allah’a takdim eder.Tarikata başlayıp ders alan kişiye şeyhi:

“Beni unutma! Ben sana izin verdim yanındayım hâ… Sakın istediğini yapmaya kalkma. Tokat vururum, kulağını çeker, seni bu memleketten başka yere gönderirim, daha akıllanmazsan, imzalar seni kabristana yollarım” Der.

Şeyh, tasarruf sahibidir, bütün bun­ları yapmaya muktedirdir. Şimdi tecellî değişmiştir. İnsanlara muzır olan kim varsa onlar hakkında imza edecek kutub vardır, o imzâ etti mi hemen öbür tarafa aktarılır. Zira Mehdi (a.s.)’ın gelişi yakınlaştığı için artık burada insanlar yaşayacak, vahşî hayvanlar yaşayamayacak. Herkes şaşıracak, yeryüzüne melâikeler inecek ve omuz omuza yaşanacak.

“Birbirlerini gören bu melaike mi insan mı?”

 Diye hay­rete düşecek. Hz. Mehdi (a.s.)’ın günlerinde yaşayan insanlar ondaki tecellî ile melâike gibi olup islâmın hakîkatını yaşayacak­lar, o insanlar ne kimseyi incitecekler ne de kendileri incinecek­lerdir, tıpkı melâikeler gibi…

Tarikat manevî terbiyedir, ona hor bakma. Manevî terbi­yesi olmayan hak yoluna sulûk edemez, Hak kapısından geri çev­rilir. Ona “Git terbiyeni al ve öyle gel” diye hitap gelir. Meşâyıhlar azaldı, çok azaldı. Azalır ama bitmez, arayan bulur. Ara ki tarikat divânında ismin yazılsın. İsmi yazılanın işi sonunda selâmete döner. Bu nasihatı kulağına küpe yap. Bu sohbet bu günkü tecelliye göredir. Ümidimiz odur ki bu yolda Cenâb-ı Allah bizi edeb ile sabit kılar ve kapılarını bize açar.

“Ya müfettihal eb­vab iftahlena hayrel bâb”

Bize rahmet kapılarını, cennet kapılarını, hayır kapılarını aç. Bize Futuhat, nur kapılarını, melekutun, semâvatın, ceberru­tun kapılarını, huzur-ul Resul kapılarını, Huzurullah kapılarını aç yâ Rabbi. Meşâyıhın huzur kapılarını açıp bizi tarikatın edepleriyle edeplenen kullarından eyle yâ Rabbi

Allah Allah, Aziz Allah Allah Allah, Kerim Allah

Allah Allah, Subhan Allah Allah Allah, Sultan Allah

Sultan sensin, kullar biziz Yâ Rabbi! Bize rahmet eyle, rah­metlerini yağdır! El-Fatiha

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: sohbet