Şeyh Nazım_Din dersleri 3

Posted on 27 Aralık 2010

0


— DÎNE HÜRMET ETMEK VE ETTİRMEK —

Dinimize hürmet etmek ve ettirmek iman alâmetidir. Namaz gibi oruç gibi dinî emirleri hak bilip doğru görmek farzdır. Dini emirlere karşı laubali olup onları ehemmiyete almamak hele yapanlara gülüp alay etmek pek büyük bir günahtır. Hem de kendimizi küçük düşürtmek demektir. Çünkü bize sorulsa Müslüman’ız diyoruz. Eğer Müslümanlığı beğenmeyen olursa o kimse Hıristiyanlığı veya Yahudiliği veya Mecusîliği kabul ettiğini veyahut ta dinsizliğini ilân edip Müslümanların işine karışmaması lâzım gelir.

—RAMAZANA HÜRMET —

On iki ayın Sultanı ve Allah yanında çok mübarek ve Kad­ri yüce olan Ramazan ayına hürmet olunması herkese farzdır. Bu ay her sene müminlere feyz-ü bereket getiren kutlu bir aydır. Bu mübarek ayın ilk on gününde Cenabı Hak mümin kullarına rahmet kapılarını açar, ikinci on gününde günahlarını bağışlar üçün­cü ve son on gününde ise bu mübarek ayın kadrini bilerek ona hürmet edip gözeten kullarına cehennemden azatlık beratlarını verir. Onun için ramazan nihayetinde müminlere hakiki bayram olur. Mübarek ramazan günlerinde oruç tutmayı Allah, gecelerinde de teravih kılmayı Efendimiz müminlere emretmişlerdir. Bir özür sebebiyle orucunu tutamayan kimse oruç tutmadığını kimseye bildirmemeli sanki oruçlu imiş gibi görünmelidir. Herkes görerek oruç yemek pek büyük bir günahtır. Bu kimse sanki Allaha karşı meydan okuyup, işte ben oruç tutmuyorum ne yapabileceksen yap diyen kimseye benzer, öyle kimselerin akıbetleri iyi olmaz.

—ORUCUN AHKÂMI —

Oruç tutmak Allah Tealâ’nın müminlere farz kılmış olduğu bir ibadettir. Her işte niyet olduğu gibi oruçta da niyet şarttır. Bir kimse isterse her gün için ayrı ayrı niyet yapar, dilerse bütün ramazan orucuna da niyet edebilir ve eğer isterse bütün ömrünce gelecek ramazanlar için de oruca niyetlenebilir. Bu niyetin faydasına gelince; bir kimse neye niyet ederse o niyetini yapmaya fırsat eline geçmese de onu yapmış gibi sevabına nail olur. Meselâ bir kimse dünyanın sonuna kadar ömrüm olsa her sene ramazan orucunu tutardım diye niyet etse kıyamet günü amel defterinde sanki dünyanın sonuna kadar ramazan orucunu tutmuş gibi sevabını bulacaktır. Onun için daima iyi güzel şeyleri düşünüp onları yapmak için niyet taşıyanlar o niyetlerini hakikat yapmak için bir kuvvet bulmasalar da yine sevabına nail olurlar. Oruç için geceden ve sabahleyin de niyet edebilir. Oruca niyet eden bir kimse ta şafaktan güneş batınıma kadar yemekten içmekten ailesine yaklaşmaktan Allah’ın emri üzere uzak durur. Oruçta insanın kendi nefsini terbiye edip onu iradesine tabi kılmak vardır. Bütün hayırları nefsine hâkim olanlar başarabilir, bilâkis bütün fenalıklar ise insanın kendi nefsine hakim olmayıp onun keyfinin arkasına yürümesinden doğar. Cenabı hak bütün ümmetlere ta Adem a.s. dan başlayıp Efendimize kadar gelen ümmetlere orucu farz kılmıştır. Çünkü nefsi yıldıran ve Allah’ın emrine tabi olmasını kolaylaştıran açlıktır. Oruç nefsin terbiyesi ve güzel ahlâklarla ahlâklanması için farz kılınmıştır.

Ramazanda oruçlu bir kimseyi iftara çağırmanın pek büyük sevabı vardır. Oruçlu olan kimse Allah için yemesini içmesini bıraktığı gibi Allah’ın haram etmiş olduğu her şeyi de terk etmeli­dir. Yalan söylemek, gıybet etmek, herkesi çekiştirmek, el ile dil ile bir kimseye zarar yapmak orucu sakatlar. Unutup da bir şey yiyenin orucu bozulmaz, iftarı tez yapmak ve sahuru geç yemekte hayır ve bereket olduğunu Efendimiz bildirmiştir.

— FİTRE VERMEK —

Oruç tutamayacak derecede hasta veya ihtiyar olan kimseler tutmadıkları her gün için fukaraya bir fitre verirler. Bir fitre de vardır ki bunu fitre vermeye gümanı olan her Müslüman ramazanda nihayet bayram namazına kadar kendisi için, ailesi, çocuk­ları ve yanındaki hizmetçileri için ve nafakaları kendi üzerine olanlar için vermesi vaciptir. Bir kimse oruç tutsun, tutmasın fitresi­ni verecektir. Fitre fukaranın hakkıdır. Fitresini gönül hoşluğu ile veren kimseler bir seneden bir seneye hem kendilerini hem de çoluk çocuklarını gelecek belâlardan, sıkıntılardan muhafaza et­miş olurlar.

Ramazan orucunu hastalık veya misafirlik gibi makbul olan bir özürle tutamayanlar, geri bıraktıkları oruçlarını gününe gün olarak kaza ederler. Bir kimse de oruca niyet ettikten sonra kasden ramazanda oruç bozarsa birbiri arkasına olmak şartıyla 61 gün oruç tutması vacib olur. Gebe veya emzikli olan kadınlarda gününe gün olarak oruçlarını kaza ederler.

— ZEKAT VERMEK —

İslâm dininde zengin olan kimselere mallarının zekâtını vermek farzdır. Namazlarını kılıp da Zekâtlarını vermeyenlerin namazlarını da Cenabı Hak kabul etmez. Fukarayı korumayan zenginleri Allah da korumaz, nihayet onların zenginlikleri ellerinden gidip onlar da başkalarına muhtaç olurlar. Zekâtını veren zenginlerin Allah zenginliklerini arttırır, gerek mallarına, gerek canları­na gelecek zarar ziyandan onları korur. Zekât senede bir defa fu­karalara dağıtılır. Parası olan parasını, tüccar olanlar sermayesinin kırkta birini Allah’ın emrine uyup zekât niyetiyle ayırır, ayı­rırken «ya Rabbi der bu zenginliği sen bana verdin, ben de Senin rızan için Senin emrini tutup fukara kullarına zekâtımı vermek için ayırdım! Sen kabul buyur ve bizi senden başkasına muhtaç bırakma» Bu edep üzere zekâtını ayırıp verenlere ya dünyada ya ahirette bir sıkıntı bir darlık olmaz. Ekip biçen kimseler de daima yetiştirdikleri mahsulün sadakasını verirlerse kazançlarında bereket olur. Hem de belâ ve afattan mahfuz kalırlar.

— HAC ETMEK —

İslâm’ın beşinci şartı da gümanı olanlara ömürlerinde yalnız bir defa olarak Hicaza gitmeleridir. Allah Teâlâ hali vakti yerinde olan kullarına ömürlerinde bir defa Kâbe-i Muazzamayı ziyaret ile tavaf etmelerini ve Arafat Dağında Vakfeye durmalarını farz kılmıştır.

— ARAFATTA VAKFE—

Hacılıktan maksat  Zilhiccenin  dokuzuncu  günü Arafat’ta Vakfeye durmaktır. O gün Arafat’ta olan Hacı olur. Çünkü Allah Teâlâ Arife gününde Arafat’ta toplanan kullarına bir defa bakar. O bakışın nuru orada hazır olan kimselerin o vakte kadar yapmış oldukları bütün günahlarını yıkayıp onları analarından yeni doğmuş gibi temize çıkartır. Haccı kabul olan kimsenin cennetlik olduğunu Efendimiz müjdelemiştir.

— HACCIN EDEPLERİ —

Hac yolunda insan bilmediği yerleri ve insanları görür, alışmadığı şeylere rast gelir, zahmet çeker, onun için hacca gidecek kimselerde her meşakkate sabır ve tahammül bulunmalıdır. Her ne kadar hac yolunda zahmet görse bile hiç şikâyet etmeden, kimseye aydınmadan haccını tamam etmelidir. Orada kimsenin ayıbını, kabahatini, kusurunu görmemeli ve kimseyi ne eliyle, ne diliyle incitmemelidir. Herkes ile çekişen, elleşen, söğüşüp dövüşen bir kimse haccın sevabından mahrum olur. Hacca gidecek kimse parasını tamam götürüp o mukaddes yerlerde istediği gibi harcayacaktır. Başkasına yük olmak yahut az para ile yola çıkmak ve vücuduna eziyet yapmak caiz değildir. Allah, haccı gümanı olan kimselere farz kılmıştır. Hac eden kadınların yalnız başlarına hicaza gitmeleri caiz değildir. Yanlarında hizmetlerini görecek bir erkekleri-ya kocaları ya evlatları ya kardeşleri yahut da yakın akrabadan bir kimse ile yola çıkmaları vaciptir. Hicaza giden bir kimsenin ta evinden çıkıp Hicaza gidinceye kadar ve oradan tekrar yerine dönünceye kadar yapmış oldukları masrafların hepsi mizanına konulacaktır. Mekke-i Mükerreme’de bir sadaka yüz bin sadaka yerine sayılır. Nitekim o mübarek makamda kılınan bir namaz yüz bin namaza, bir oruç yüz bin oruca bedeldir. Hicaza gidenler oraya Ahiret ticareti için gitmelidirler Hacca niyet ederken «ya Rabbi senin rızan için haccetmeye niyet ettim sen bunu bana kolay getir ve tamam etmeme yardım eyle» deme­lidir. Hac niyetiyle yola çıkanlar Mekke şehrine girmeden önce İhram giyerler ve memlekete öyle girerler. Mekke-i Mükerreme’ye her gelen evvelâ Kâbe-i Muazzamı ziyaret ile tavaf eder, Arife gününde de Arafat’a çıkıp vakfe yaparlar. Arafat’tan Bayram gece­si Müzdelife’ye oradan Bayram sabahı hareket edip Mina’ya konarlar. Orada kurbanlar kesilip ihramdan çıkılır, şeytan orada taşlanır. Üç gün orada bayram edilip üçüncü gün Mekke’ye dönülür, Kâbe’ye varıp ziyaret tavafını yaparlar. Safa ile Merve arasında da yedi defa SAY edip haccın farzlarını ve vaciplerini ikmal ederler.

—FAHRU KAİNAT EFENDİMİZİ ZİYARET —

Haccını tamam eden bir kimse Medine-i Münevvere ye gelip Peygamberimizi ziyaret yapar. Efendimiz ‘her kim benim kabrimi ziyaret ederse benim şefaatim ona vacib olur’ diye buyurmuştur. Ve yine Efendimizin Mescid-i Şerifinde 40 vakit namaz kılana, biri nifaktan diğeri cehennemden azatlığına dair iki berat verileceği de müjdelenmiştir.

—ÜÇÜNCÜ KİTAP—

İSLAM DÎNİNİN ESASLARI

— ELLİ DÖRT FARZ —

İslâm Dininin esaslarını bir araya toplayan 54 farz olup bun­ları bilerek ona göre yaşayışımızı tanzim etmemiz İslâm kanunu­dur. Bir cemaatin gerek dünyadaki kalkınmasını ve gerekse ahiretteki kurtuluşunu temin eden ve ferdlerin saadetine kefil olan, bu 54 farza inanıp onları yaşatmaktır.

  1. Allah Teâlâ’yı bir bilip çok zikretmek (Allah’a şirk koşmamak) Küfür etmekten sakınmak.
  2. Helâlından yiyip içmek, Ramazan orucunu tutmak.
  3. Abdest almak.
  4. Beş vakit namaz kılmak ve ehline namazla emretmek.
  5. Cünüplükten Gusül etmek. Su bulunmaz veya mazeret sebebiyle teyemmüm yapmak.
  6. Kişinin rızkına Allah Teâlâ’nın kefil olduğunu hak bil­mek.
  7. Helâlden pak elbise giymek. Taharet yapmak.
  8. Cenab-ı Hakka tevekkül etmek. Her işte Allah’a dayanmak O’na güvenmek.
  9. Allah’ın verdiğine kanaat üzere olmak. Her şeyi Mevlâ’dan istemek
  10. Allah Teâlâ’nın bize verdiği nihayetsiz nimetlerine şükür etmek.
  11. Allah Teâlâ’dan gelen kazaya razı olmak. Şikâyet etmemek.
  12. Belâlara sabretmek, kimseden aydınmamak. Her şeyde Allah’a sığınmak.
  13. Yaptığı günahlarını unutmayıp onlardan tövbe etmek
  14. Allah Teâlâ’ya karşı ihlâs ile kulluk yapmak – Halis ibadet yapmak.
  15. Şeytanı düşman bilip katiyen ona uymamak.
  16. Kur-anı azimüşşanı hüccet tutmak, Kur-anı dinlemek ve batıl söze dinlememek.
  17. Ölümü hak bilmek, ona hazırlanmak, takva ile azıklanmak. Ahireti verip dünyayı almamak
  18. Allah Teâlâ’nın sevdiğini sevip sevmediğinden kaçmak.
  19. Babaya ve anaya iyilik edip onları daima hoş tutmak. Onlara asi olmamak.
  20. İyiliği emredip fenalıktan men etmek. Dinde hürmetli olanı tahkir etmemek.
  21. Akrabayı ziyaret edip hallerini sormak, komşu hakkına riayet etmek.
  22. Emanet’e hıyanet etmemek. Hakkı gözetmek. Her yerde adalet üzere bulunmak
  23. Daima Allah Teâlâ’dan korkup dünya için refahı terk etmek.
  24. Allah Teâlâ’ya ve Resulüne itaat etmek, Hayırlı ameli
    bozmamak.
  25. Günahlardan kaçıp ibadetle meşgul olmak, ibadette ve hayırlı işlerde gösteriş yapmamak.
  26. Başta olan emir sahihlerine muti olmak.
  27. Alem’e ibret nazariyle bakmak, küfredeni dost edinmemek.
  28. Her şeyde tefekkür etmek. Düşüncesiz hareket etmemek.
  29. Dilini fuhuş kelâmdan muhafaza etmek. Ayıp ve çirkin sözler söylememek.
  30. Kalbini temiz etmek. Kalbindeki yaramaz huylarını atmak.
  31. Hiç bir kimseyi maskaralığa almamak. Kimse ile alay etmemek.
  32. Harama bakmamak. Nikâhı düşen kadınlara ve herkesin ayıplarına bakmamak.
  33. Mümin olan kimse herhalde sözüne Sadık olmak.
  34. Kulağını kötü şeyler dinlemekten men etmek. Müslüman’a eziyet etmemek.
  35. Dünya ve Ahirette kendisini kurtaracak ilim talep etmek.
  36. Kile’sini ve Terazisini hak üzere tutmak, kimseyi aldatmamak.
  37. Allah Tealâ’nın azabından emin olmayıp daima Allah’tan korkmak.
  38. Fukaraya sadaka vermek, düşkünlere yardım etmek.
  39. Her ne kadar günahkâr olsa bile yine Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek.
  40. Nefsinin havasına uymamak, kovuculuk, çalgı, ve faydasız sözden sakınmak,
  41. Allah için yemek yedirmek. Allah Teâlâ’yı ziyade sevmek.
  42. Kimseye muhtaç olmayacak derecede rızkını toplamaya çalışmak.
  43. Zengin olanlar malının zekatını vermek ve ömründe bir kere hac etmek.
  44. Hayız ve nifas halinde ailesine yakın olmamak boşanan kadının  iddetini beklemek.
  45. İşret etmemek, kumar oynamamak, faizcilik yapmamak.
  46. Zina etmemek, fuhşiyattan ve livatadan sakınmak.
  47. Kimseye karşı kibirlenmemek, kimseye iftira yapmamak, salınarak yürümemek.
  48. Yetim malı yememek, mirasta haksızlık yapmamak, kimsenin malını yememek.
  49. Bir Müslüman’ı çekiştirmemek, din kardeşinin ayıbını araştırmamak, mümine fena zanda bulunmamak, kötü ad takmamak.
  50. Ahde vefa etmemek, ahdi bozmamak, iyiliği başa kak­mamak, hak için şahitliği gizlememek, yalan yere yemin etmemek yalan şahitliği yapmamak.
  51. Harpte düşmandan kaçmamak, Allah Tealâ’nın rızası için harbe gitmek. Haksız yere bir mümini veya vatandaş bulu­nan zimmi’yi öldürmemek.
  52. Daima istikamet üzere bulunmak, dokuz azada (yani kalb, dil, göz kulak, karın, el ayak, avret, yeri ile bedende) doğruluktan ayrılmamak. Allah rızası için salih müminleri sevip kâ­fire ve aşikâre günah yapanlara buğzetmek, sihir ve fesat yapmamak, bir şeyi uğursuz saymamak.
  53. Domuz, eti kan, mundar ölmüş ve besmelesiz (yahut Allah Teala’dan başkasının adına) kesilmişi yememek, doğru söylemek, yalandan sakınmak, hırsızlık ve eşkıyalık etmemek.
  54. Günaha para harcamaktan sakınmak, (lüks, fantezi şeyleri ve sair) israfları terk etmek, Dünya ve Ahiret işlerinde eliyle kendini tehlikeye koymamak. Nikâhı haram olanları ve müşrik kadını nikahlamamak. Farzları öğrenmek, Kur’anla amel etmek ve her suretle cahillikten kaçınmak.

Bütün bunlar Kur’an-ı Kerim’de ayeti celilerle bildirilmiş olun farzlardır. Bunlarla amel edenler Allah’ın rızasını kazanıp ebedi olan saadete kavuşacaklardır. Şüphesiz ki İslâmiyet en yüksek imanı ve en yüksek ahlâkı insanlara telkin etmektedir, insan­lığı harab eden, felâketlere sürükleyen ne kadar işler varsa İslâm dininde onlar katiyen haramdır. Bilâkis insanlığın terakkisine, yükselmesine en lüzumlu olan işlerin de yapılması kat’i olarak farz kılınmıştır.

Her asırda ve her cemiyette tatbik edilebilecek, insan, insan olarak kaldıkça değişmeyecek ve bozulmayacak en uygun ve en yüksek nizamlar İslâmiyet’in getirdiği kanunlardır. Bunu hakkiyle tatbik edebilecek cemiyetlerin muhakkak kalkınacakları şüphesizdir. Bunun tecrübesi tarihen sabit olmuş bir hakikat­tir.

— KURBAN KESMEK—

Kurban Bayramında hali vakti yerinde olan kimselere HAK rızası için kurban kesmek de vacibdir. Kesilen Kurban’ın her azası, kesen insanın her azasına feda olur. Azasına bedel azası, kanına bedel kanı, canına bedel olarak da canı azad olunmuş olur. On liralık bir kurban kesmek bin liralık sadakadan efdaldir. Çünkü kurbanın ilk kanının yere düşmesinde sahibi affolunur. Kurban sahibi kadın da olsa kurbanı kesilirken geriden bakması lâzımdır. Kurbanı kendi kesemeyen erbabını vekil eder, kestirir. Kurbanı kesene yardım eden de Tekbir alıp Besmele çeker. Kurban sahibi şu dua­yı okur,

«Bismillâhirrahmanirrahim, İnne salati ve nüsuki ve manyaye ve mematilillâhi Rabbilâlemin la şerike leh vebizalike ümirtü ve ene evvelül Müslimin»

Kurban kesilirken murdar iliği ilk bıçakta – hayvan ölmeden- kesmesi ziyade mekruhtur. Hayvan ölüp dinlenmeden iliğini kesmek hayvana eziyet üstüne eziyet olacağından haramdır. Her hangi bir hayvanı da keserken o hayvan ölmeden iliğini kesmemeye çok dikkat olunmalıdır. Bazı kimseler ilik kesilmezse hayvan kolay ölmez diyerek ilk bıçakta iliği de beraber keserler. Bu doğ­ru değildir. O hayvana zulümdür. O kesenin üzerinde hakkı kalır. Kıyamet gününde o hayvan o kimseden hakkını alacaktır.

— KURBAN   KESMENİN FAYDALARI —

Kurban kesilen evde bereket olur. O sene içinde belâ görülmez. Kesenin ömrüne de berekettir. Kurban kesip de dağıtan, her sene kurban kesmeye muvaffak olur. Kurban kesip peşinden iki rekât namaz kılan kabulü için Rabbine dua eder. Kurbanın yediği, içtiği, kanı, eti, kemikleri, boynuzu, derisi yetmiş misli olarak Mizana konur. Bunun için kurbanın fazla şeyleri gömülür. Sevabını umarak kurban kesmek cehenneme perdedir.

Kurban kesmeğe iktidarı var iken kesmeyen kişiyi Efendimiz hadisi şerifte şiddetle zemmetmiştir. Bayram günü kesilen kurban başka günlerde kesilenden sevapça yüz kurbana bedeldir. Sevaplar ana, baba ruhuna bağışlanır. Kurban kesemeyen ‘param olsaydı ben de kesseydim’ dese kurban sevabını o da kazanır.

Bir hadisi şerif mucibince ‘kurban etinin üçte biri sadaka, üçte biri eve nafaka, üçte biri de ahbaba hediye olur.’

MÜBAREK GÜN VE GECELER

İslâm dininde mübarek sayılan gün ve geceler şöyle sayılır; Cuma, Arife, Bayram, Aşure, Mevlid, Recebin ilk gecesi, Regaib, Miraç, Berat, Kadir, Ramazanın üçüncü on günü ile Zilhicce’nin ve Muharrem’in ilk on günleri de sene içindeki mübarek on gün­lerdendir. Ramazan da zaten oruç tutulmaktadır. Zilhiccenin ilk dokuz gününü Muharremin de hiç olmazsa dokuzuncu ve onuncu günlerinde oruçlu bulunmakta büyük sevap vardır. Muharrem ayının ilk günü Hicrî sene başı olduğundan bugün yeni seneyi tebrik etmek bir İslâm adetidir. Buna riayet edenin o sene işinin hayırlı gitmesi umulur. Cuma günü ve gecesi Allah Teâlâ’nın kullarına rahmet kapılarını açıp onları cehennemden azad ettiği mübarek bir gün ve gecedir. Bu cuma gününe ve gecesine hürmet eden bir kimsenin o hafta içerisindeki günahları affolunur ve Cuma gününde bir icabet saati olan eşref saat vardır ki, o saatte edilen dualar muhakkak kabul olunur. Bu vakti Cenabı Hak kullarından gizlemiştir.

Arife günü zilhiccenin dokuzuncu günü olup Hüccac-ı Kiramın Arafat’a çıktıkları çok mübarek bir gündür. Allah Teâlâ sene­de bir defa bu günde bir rahmet denizi açar ve Hüccac-ı Kirama bir nazar kılar. O nazar ile oraya inen rahmetlerden bütün Hüccac-ı Kiramı günahlardan pak eder.

Bayram günleri; senenin en mübarek günleri Ramazan Bayramının ilk günü ve kurban bayramının günleridir. Bu günlerde Cenabı Hak müminlere rahmetlerini saçmakta onları azabından azad etmektedir. Bugünlere çok hürmet edilirse bu rahmetlere nail olmaya sebep olur.

Aşure günü: Muharremin onuncu günü olup pek mübarek bir gündür. Bu günde Allah Teâlâ’nın nusret ve inayetinin Enbiya ve Evliyalarına yetiştiği müminlere zafer ve galebenin müyesser ol­duğu bir kudsiyet vardır. Bu cümleden olarak Nuh aleyhisselâm Tufandan sonra sular çekilip bu günde karaya çıkmıştır. Rivayete göre gemide kalmış olan erzakın bakayasından aşure pişirip onunla iftar etmişler. Güzel dinî bir gelenek olarak halâ Aşure yapılıp fukaralara ve ahbablara dağıtılmaktadır.

Mevlid: Efendimizin âlemlere rahmet olarak dünyaya doğdukları pek kudsî ve çok mübarek bir gecedir. Bazı ulemalar bu gecenin hatta Kadir gecesinden de daha büyük ve daha kudsî olduğu­nu söylemişlerdir. Alemlere rahmet saçan, cihanı nura gark eden Efendimiz bu gecede dünyaya teşrif etmişlerdir. Her sene Allah Teâlâ Efendimizin hürmetine onun ümmetlerine sonsuz rahmetlerini açıp onları yarlıgamaktadır.

Mevlid, Müminlerin en büyük bayramlarıdır. Rebiyülevvelin on ikinci gecesinde Efendimiz cihanı nurlandırıp gurubsuz güneş olarak âlemlere doğmuştu.

Reklamlar
Posted in: sohbet