Tevhid Sarayı_3

Posted on 27 Aralık 2010

0


GÜZEL AHLAK

 

   Şah-ı Nakşibendi Hz.,Nakşibendi tarikatının piridir. Allah,sırrını takdis eylesin. İnsanların sohbetle terbiye olacağına işaret ediyor. Sohbet, nasihattir aslında. Nasihat kabul etmeyen kimse,bahçıvanın verdiği aşıyı kabul etmeyen ağaca benzer. Çok ağaçlar yabani türer,aşı lazımdır. Uygun aşıyı yaptığında kökü başka,meyvesi başka olur. İnsanlarda sohbete,nasihate muhtaçtır.

   —Ne için?

   Efendimiz s.a.v. buyuruyor;

 “Ahlak ve tabiatlarınızı güzelleştirin,güzel huylu,güzel tabiatlı olun,hoyrat olmayın,kaba saba olmayın.”

   Çünkü insana kabalık ve sabalık yakışmaz. Hayvana uyar da insana yakışmaz. İnsan nazik olur,terbiyeli olur,ahlaklı olur. Ahlaksız oldu mu,insan olmak şerefinden düşer. Ahlaksız surette insandır,ama hakikatte hayvandır. İnsanlar tabiatlarını güzelleştirmekle mükelleftir. Hak’kın divanına güzel ahlak ve tabiatla geleceksin. Namaz kılmak insanların kötü huylarını temizlemek içindir,oruç gene insanların kötü tabiatlarını bıraktırmak içindir. Hangi Allah ve Peygamber emri varsa hepsi insana kemal kazandırmak için,insanı olgunlaştırmak içindir ki insan,Cenab-ı Hak’kı temsil eden mahluktur. Allah;Yeryüzünde halifemdir,ondan yüksek rütbe hiçbir mahlukat alamaz,ondan yüksek mahlukatta olamaz ve insandan başkası da alamaz onu.Hatta Melaikede alamaz. Melaikeler bizim hizmetimizdedir. Biz melaikelerin hizmetinde değiliz. Muhiddin-i Arabi Hz. öyle buyururlar;

   ”Bir lokma nimet insanın ağzına yetişinceye kadar 300 melaike hizmet eder.”   

        Sürdün,ektin,bıraktın,sonradan sen ne yapabilirsin? Çimlendirebilir misin?Ekini bitirdin mi,başağı yetiştirdin mi?Elinden bir şey gelirse yap. Cahil olan

   Büyüğüm

   Der. Sana büyüklük sattıran nedir?Dünyanın ıvır zıvırıdır,malıdır,mülküdür. işidir. Hepsi bundan ibaret. Dünyaya ait olan malların hepsi eğretidir. Ona bakıp da büyüklenen adam!Sana bir hastalık verir,beş kişi kaldıramaz.

   —Eşeğin kaldıramadığı yükü halteri falan kaldırıyordun?

   Çok büyük mesele sanki,eşekle yarışamazsın ki. Eşek iki katını kaldırır;

   —Dünyanın en hızlı koşan adamı

   Diyor,tazı onu geçer,at herhalde ondan da hızlı koşturur. Rüzgar gibi koşturan hayvanlar da var. Hızlı koşması,hızlı uçması,yükseğe çıkması,ağır kaldırması,hasılı kelam insanlar şimdi hayvanlarda olan sıfatı şeref meselesi yapıyor. Olimpiyatlarda hepsi hayvanların yaptığı iştir. Altın madalyayı tak eşeğin boynuna, takar mı hiç?Sen ağır yük taşımakta eşekliğe özeniyorsan neye yaradı o iş?Eşeğin sırtına vuracağımız yükü sana vuralım. 20.ci yüzyılda şeytan,insanoğlunu maskara etti. İnsan olma şerefini unutturup da hayvanlığa özendirdi. En ağır yük kaldıran hayvan!İnsanoğlunu öyle takdim edecek;Küre-i arzın üzerinde bundan daha ağır yük kaldıran birisi kaldı oda eşektir!Övünüyor;

   —Yeryüzünde bu araptan hızlı koşturan yok!

   Tazıyı koy da nasıl koşturacak. Uzun atlama diyor;Kanguru diye bir hayvan var ki zıplar 10 m. Süzülür iner. İnsanlık için yarışan yok,insanlık kemalini bulmak için,nasıl kamil olur?Bunu arayan yok. İnsan nasıl hayvan olur diyerekten yol arıyorlar ve adına spor diyorlar.

   ”Ahlakınızı güzelleştiriniz ve güzel ahlakta yarışınız. İnsanlık ölçüsünde yarışınız ve birbirinizle müsabaka yapınız. İnsanlık ölçülerinde,temel ölçüde başlayıp yükseliniz”

  Diyor ve bunu istiyor Cenab-ı Allah. Bizimkiler ise hayvan oldukları için hayvanlık yolunda,. Hayvanlara bakıp da özenti içerisine giriyorlar,nasıl koşturuyorlar. Yılanın eli ayağı yok ama bir koşucunun koşmasından 10 defa daha hızlı süzülüyor. İşte bu meseleye dikkat etmek lazımdır. Bu aleme,herhalde bir kemal kazanmak için geldik. Gelip gidecek olduktan sonra,bu hayatta bulunuşumuzun hikmetine varmamış demektir. Bunların hiç biri kemal kazandırmaz. Doktor olursun,avukat olursun,tüccar olursun sana kemal kazandırmaz. Dünyaya ait olan doktorluğun,mühendisliğin insanlığına katkısı nedir?Belki dünyaya olan hırsı arttı,belki büyüklenmekle azamet tavrı takındı,belki başkalarını küçük görerekten büyük günaha girdi,şeytan yolunu tuttu. Çünkü büyük mühendis olup da kemal kazanmasa şeytan yoluna girer,okur okur sonra şeytan olur. Demek ki her okuma insanı “ insan” yapmaz. Her okuyan insan olmaz,insanlık başka bir şeydir. İnsanlık bir elbisedir,herkes onu giyemez;çıplak vücuduyla kalır. Çıplak vücuduyla kaldığında ayıpları görünür,kirli görünür,hırsı,hasedi,kıskanması görünür, yalanı,tamahı,hilesi,hırsızlığı,yüzsüzlüğü görünür çünkü insanlık elbisesini giymedi. Her okuyan insanlık elbisesini giyemiyor ki! Peygamber Efendimize gönderilen Ashab-ı Kiram,belki dünyadaki en vahşi,dünyanın en kötü tabiatlı insanlarıydı ve o sohbet ede ede onları kötü hallerinden bir defa temizledi sonrada onlara güzel haller giydirdi. Onüç senede onlar temiz hale getirmeye emir olundu. Medine-i Münevvere’dekiler,takva elbisesini orada giydiler Ahlakımızı düzeltmek,insanlığımızı gösterebilmek,işimiz bu, insanlık elbisesini giyinebilmektir. Giyinebiliyor musun,ne ala. Giyemiyorsan,giydirecek bir kimse bul sana giydirsin,seni mahrum bırakmasın.

                                   BAŞ PAPAZA CEVAP

 

      Şah-ı Nakşibendi Hz.,Nakşibendi tarikatının imamıdır. Yani  ulusudur. Cenab-ı Allah’ın sevdikleri  Allah için toplanır ve Allah c.c isminin zikrine izin verir. Bir gün daha geçiverdi,gelen Cuma var mı,yok mu belli değil. Gayb olana hükmedemezsin,geçmiş olan zaten geçti. İçinde bulunduğun lahzalara dikkat edeceksin. Geçmişe mazi,gelmişe kuzu derler. Öyle tabir ederlerdi;şimdi geçti o,hükmü yok. Geleceğin ne olduğunu bilemezsin ki,senin hayatın senin yaptığı programa göre değildir. Bizim yaptığımız bir program vardır ona lokma program diyorlar. İçinde bulunduğun lahzalara sahiplik yaparsın demekle de olmaz. Güya sahiplik yapıyoruz aslı geçiyor. Süratle otomobilden geçerken,sağdan soldan geriye doğru koşuyor,biz de ileriye doğru. En yakın olan süratle geçendir. Uzakta olanlar yerinde duruyor gibidir ama değil. Bir gece daha geçmektedir. Bu gün hicret senesinin ilk ayının ilk gecesidir. Evet biz Müslümanlarız,her şeyimiz var. İslam’ın bir şahsiyeti vardır,takvimimiz vardır,gün ve gecelerimiz vardır. Yani illa bizim Avrupa veya Hristiyan aleminin takvimini takip etmeye ihtiyacımız yoktur. Takvim için bir başlangıç vardır. Hristiyan alemi İsa a.s. doğduktan sonra kendi takvimlerini tutturmuştur. Onlara göre mühim bir başlangıçtı,başladı ve bitti. Bizim de başlangıcımız,Hz. Muhammed’in hicreti münasebetiyledir. Herkes bir dine bağlıdır. İnsan istediği dine bağlanır. İstediği inanca da bağlanır,lakin bu çeşit türlü inananların arasında bir kimsenin inandığı doğrudur,hepsi olamaz. Yahudilik,Hristiyanlık,bunlar gökyüzünden inen dinlerdir. Budizm,brahmanlık gibi insanların uydura geldikleri başka din ve mezhepler de vardır. Bugün bunların içerisinde birisi doğrudur. Hepsi doğru olamaz. Önünde birkaç çizgi olsa;hepsi yamuksa,hepsi bir sayılır. Birisi bir tarafa birisi öbür tarafa gider ,yalnız içlerinden  bir tanesi doğrudur. Şimdi Hristiyanlık var,Musevilik var ve İslam vardır. Yahudilik dini    Lailaheillallah Musa Resulullah dediler. Evet ama Lailaheillallah Muhammedun Resullullah  deyinceye kadar ve Efendimizi de kabul edene kadar onların dini doğru değildir. Efendimizi kabul etmedikleri için onlar bitmiştir. Hristiyanların dinine gelince,yahudiler onu karmakarışık ettiler. Biri üç yaptılar,üçü bir yaptılar,uğraştılar,tanrıyı baba yaptılar,oğlunu tanrı yapıp aile meydana getirdiler. Hala Roma’daki papaz;

   —Cenab-ı Hak İsa ile dünyaya geldi

Diyor!

   —İnsan;bir atom insan doğurdu desek nasıl?Akıl mantık kabul eder mi?İnsan atom doğurur mu?

   Belki…Atom ile insanın arasında kaç milyon,katrilyon fark var!Lakin bir hududun içerisindedir. Düşünülürse;

   —Belki doğurdu

   Denebilir,lakin;

   —Atom, bu kainattan büyük,bu kainatı yaratandan bir oğul getirdi

 Derse ona deli derler. Hala o papaz delidir.

   —Allah,Hz. Meryem’den İsa suretinde geldi

   Diyor,işte delilik bu!

   —Kainat bir atomdan geldi dese akıl keser mi?

   Bu çok mantıksız. Yani Allah’ın büyüklüğünün haddi hesabı yok ki bütün kainat atomdan küçük olabilsin,söyledikleri yalan!

   —Allah’ın büyüklüğü İsa’da görüldü,atomdan,atomun içinden Allah göründü

   Diyor. O baş papaz kitap yazdı,bunları orada söylüyor.

                   —Ne maksatla?

   İtalyan ihvanlarımız var,bir ay önce Venedik’teydim üç bin İtalyan geldi şahadet getirdiler. Hep beyazlar giyinmişler,ayakta;

 “Lailahe illallah”

   Dediler.  Cenab-ı Hak buyurdu bunu. Ama papaz bu mitingin görülmesine izin vermedi ve

   —Kimse gidip görmesin

   Dedi. Papazın yazdığı kitabı gösterdiler,bizim gazeteler ve Zaman gazetesi de yazmıştı;

   ”Papa kitabında Cenab-ı Allah,İsa’da göründü,başka peygamberlere yaklaştı ama görünmedi,yalnız İsa A.s.’da göründü diyor!”

   Yani Hristiyanlık aklın ve mantığın dışında kaldı,bitti. Yaşayan din islam!

Ne ibadetimize,ne dünyayı yönetecek kanunlarımıza bir kabahat bulup,şurası şöyledir diyecek adam yoktur ve kimsenin haddi değildir. Meydana gelsin,yaşayan din İslam’dır. İster beğensin,ister beğenmesin. 50 sene önce ben  buraya geldim,50 sene öncesinde babalarımız vardı,camilerde genç adam yoktu. Bugün mektepteki çocuklar dinden imandan uzak yetişti ve dine düşman olarak yetiştirildi. Camilere gidenler ayıplandı,tecavüze uğradı. Gazete,mecmua ve nutuklarıyla İslam’ı hırpaladılar,hakaret ettiler,soğuttular. Dinsiz bir gençlik yetiştirmek için ellerinden ne geliyorsa yaptılar. Maşallah Türkiye’de İslam’la kabaran bir gençlik var.

   —Yaşayan din olmasa bizim burada işimiz ne?

   İngiltere’den geldiler,biz onları parayla kandırmadık,biletini kendi parasıyla aldı,geldi.

   —Bizimle bu uzak memleketin çocuğunu barıştıran nedir? Bu çocukla anlaştığımız taraf nedir?

   İngiltere’den geldi. Ben mi propaganda yaptım yoksa K.K.T.C. mi?Bu çocuk muhabbetle,imanla geliyor ki bunun arkasında Alman var!…Onlar bize özeniyor şimdi,İnşallah sizde özeneceksiniz.

 

HAKKANİ VÜCUT 

 

   Toplanışımız Allah içindir. İnsan tek başına yaşamak üzere yaratılmış değildir. İnsan,toplu yaşar. Şah-ı Nakşibendi Hz;

   “Hayır topluluktadır”

   Diyor. Her  ne takdim ederlerse bizim faydamızadır, cismani ve ruhanidir. Cenab-ı Allah’ın ilahi lütfü senin şahsınadır. Senin şahsına dediğimiz vakitte;vücudunla ruhundur. Yalnız başına mütala edilmez. Vücut ve ruh. Ruh olmasa vücudun hayatı yoktur,vücut diye bir şey kalmaz. Nitekim ruh vücudu terk ettiğinde,insanın vücudu dağılır ve asli unsuru olan toprağa döner. Sohbetin faydası,cisme ve ruhadır. Her ikisi de bundan fayda alır. Tabii cismin alacağı fayda bu dünyadadır. Ruh cismi bırakıncaya,can teni terk edinceye kadar devam eder,lakin ruhun aldığı daimidir. Ruh aldığını tutar ve ruhlar ölmediği gibi almış olduğu ne varsa o devam eder .İşte bu insanın dünyada bulunuşunun çeşit türlü hikmetlerinden biridir. Dünyada bulunuyoruz,vücudumuz hareket ediyor,sonra bir gün hareketsiz kalıyor. Ana karnında çocuk 4 ay 10 gün hareketsizdir,sonra hareketi başlar .Sebebi,ruhun gelmesiyle canlanmıştır.  Cismin hareketi ruhtan,ataleti,ruhsuz kalması ruhun onu terk etmesiyledir. Ruh geldiği anda insan vücudu anne karnında harekete başlar. Öldüğü günde,ruhun onu bıraktığı gün demektir. Ruh cismi yani can teni bıraktığında,o zaman vücut erimeye,çürümeye mahkumdur ve öyle olur.

   —Ahmaklığın son derecesi nedir?

Bu zamanın kendilerini akıllı sayan,entelektüel sınıf dedikleri,hiçbir şeye inanmayan ve bilhassa ölünün dirileceğine inanmayan kimselerdir. Demek ki bu dünyadan hiçbir şey alamamışlar. O akılsızlar ve cahiller, insanı ,yalnız bu ten için münahaza ederler. Yaşayan bir insan için;

   —Yeme içme ve fiziki bünyesi sayesinde yaşıyor

   Derler. Onun üzerine de bütün itimatları,dikkatleri bu vücudu gözetmektir. Çünkü onlara göre insanın hayatta oluşu bu tenden ibarettir. Cana ve ya ruha itibar ettikleri yoktur,Yanıldıkları nokta;

   —İnsan öldükten sonra dirilir mi?

  Diyorlar. İnsanın cismi ölür ruhu ölmez. Çünkü insan cismi,yani vücudumuz ancak sürüne sürüne bir asra kadar gidebilir bundan sonrasına insanın vücudu tahammül etmez,eriyip dökülmeye mahkumdur. Ten kafesinin kapısı açılmaya hazır olduğunda,ten kafesinden can kuşu uçar. Uçtuktan sonra ten kafesi boş kalır. O kafesin şenliği artık yoktur. Kuş gittikten sonra kafesin ne kıymeti var? At gitsin. Kafesin kıymeti kuş sayesindeydi,kuş ayakta duruyordu. Başka bir kuş o kafese giremeyince kafes atılır. İşte bu zamanın sivri akıllılarının akıllarını kullanamadıkları nokta bu noktadır ki:

   —İnsan öldü,dirilir mi?

   Diyorlar.

   —İnsan ne ile hayattadır?Cismiyle mi,ruhuyla mı?

   Elbette ki ruhuyla,cismi toplayan ruhtur. Ruh elini çekti mi toplu vücut dağılmaya başlar. Gün be gün,ay be ay,yıl be yıl o dağılmaya doğru gider.  İnsan vücudu bir müddet sonra dağılmış olur.

   —Çürümüş toprak kemikleri nasıl diriltecek?

   Onu diriltecek ruhtur. Madem ki ruh vardır,onu diriltecek bir konak vardır. O konağı bulduğu vakitte o konak yeni bir konaktır. Eski konak yıkıldığı için ona yeni konak verilir ve o konağın içinde o kimse zuhur edecektir. Yoksa o çürüyen kemikleri toplayıp bir daha icat etmenin gereği yoktur. O vazifesini gördü ve gitti. Sanatı bilen bin defa radyo yapar,on bin defa televizyon yapar,kırılan bir şey için uğraşmaz, yas tutmaz,ümitsiz olmaz. Onu tekrar çalıştıracak güç Allah’ın emriyle tayin olur. Bizim çürüyecek olan bedenimiz çürüyecektir,çürüsün zaten. Ruh ölmez,insanın cismi ölür. İnsanın cisminin de ölmesi de ruhunun onu terk etmesi ile olur. Ruh ölmediğinden can bakidir,can ölmez. Madem ki can ölmüyor,Allah c.c. kudretiyle mahşer yerine gelmeye yeni bir konak verir ve yeni cisim içerisinde onu tekrar iade eder. O kafir müşrikler gibi ellerine çürümüş kemikleri alıp geliyor ve ;

   —Bu çürümüş kemikleri nasıl diriltir?

   Yeryüzü çorak bir haldeyken,yeşil ot,yeşil yaprak bulunmaz iken,bir rahmet yağmuru yağdırır,toprağına değdiği anda ortalık yemyeşil olur. Hayat zuhur eder. Yeni bir bünyeye konuk yapacaktır ve o bünye senin toprağındandır. Ruhun yine yeni yoğrulmuş vücuda gelir ve sen mahşere gelmek için kalkarsın. Mahşerdeki muamele bittiği vakitte ki mahşere bu dünyadan nasıl çıktıysan öyle gelirsin. O raya dünyadaki suretlerimizle geliriz. Kadın kadın olarak,erkek erkek olarak,ihtiyar ihtiyar sıfatında,genç genç sıfatında ,sabi sübyanlar,gerek müslümanlarınki,gerekse diğer dinlerden olanlar,onları  Cenab-ı Allah,Mahşer yerinde toplamaz. Onlar Hz. İbrahim As.’ın ve Sara Ana’nın terbiyesindedir ve sorgusuz sualsiz cennete giderler. Annemiz babamız gelsin diye cennet kapısında bekleyip ağlaşırlar. Cennete giden kimseye sıkıntı,üzüntü,keder olamaz. Sabi sübyanların istediği anne ve babalarıdır ve feryatları artınca her şeyi bilen Allah sorar;

   —Ne istiyor bu sübyanlar?

   O zaman ilahi irade vasıl olup der ki;

   —Sabi sübyan ana babalarıyla beraber olsun!

   Ana babalarının rütbesi yüksekse  o çocukları ana babalarının cennetine gönderirler. Bizim söylediğimiz meseleye gelirsek;Mahşer yerine gelince siyah siyah halinde,kadın kadın halinde,beyaz beyaz hallerinde Sırat’tan da geçerler,cennete varmadan önce iki ırmak vardır orada yıkanırlar. Yıkanınca Cenab-ı Allah cennet ehlinin vücudunu giydirir. Dünyaya,fena mülküne ait olan cisim orada kalır,beka mülkünde daim olacak Hakkani vücut   giydirilir,Hakkani vücut ilelebettir. Onu giydirdi mi bitti,o kimselerin ölmesi yok,ihtiyarlamaları yok,bir şeye ihtiyaçları yoktur. Cennette bulunmaları sırf tenezzüz içindir. Allah’ın nimetlerinden envai çeşit zevk almak içindir. Onlar başlangıçta;

   —Subhaneke Allah’ım,Sen Subhansın,her günahtan münezzehsin,Senin bu sonsuz nimetlerine biz hayrette kalmışız,Senin azametine,izzet ve ikramına biz tahakkümde kalmışız,hayalimizin ötesinde nimetler gösterdin. Sen her ayıptan noksansın,Sen ebedisin zayi olmazsın,ezelden ebedi mutlak sahip Sen’sin

   Cennet ahalisi böyle tesbih ederler. Oradaki halkın birbirine selamı “selam”dır ve en son sözleri “Elhamdülillahirabbilalemin”dir. Oraya kadar temiz giden kimseler,onbirinci ırmakta yıkandıkları vakit cennet ehlinin libasını giyer ki onların güzellik ve zerafeti mükemmeldir. Son duaları şudur;

   —Mutlak hamdın sahibi Sen’sin

   Bunu dedikleri zaman,cennet ehlinin vücutları ebedi hayata dayanacak şekilde değişecektir. Öyleyse sen ebediyete seni taşıyacak Hakkani vücudu takviye etmeye,donatmaya dikkat etmelisin. Bu muvakkat olan vücudun arkasına o kadar düşme,çünkü sen ne kadar ihtimam göstersen,ne kadar yedirsen,içirsen,mükemmel konforlu evlerde yaşasan ,en iyi vasıtalara binsen,insan vücudunun bundan bir artacağı,genişleyeceği yoktur. Öyleyse ihtimamın Allah yoluna olsun,kazanırsın. İhtimamın dünyaya olursa çok şey kaybedersin. Ahiret için cismaniyetimizi,elbette ki toprak alıp götürecek. Ahiret için ruhlarımızın ruhaniyetini yükseltecek tecelli vardır,o da sohbet meclisleridir. Allah divanında hiç olmazsa Allah’ın veli kullarının mahiyetine kılınanlardan bizde olalım. Onların her biri Ahiret sultanıdır,bununla beraber onların cennetlerine dahil olduğumuzda orada  yine ayrı birer izzet ve ikram olacaktır ve en sonunda cennet ehli kendi menzillerine döneceklerdir.

    Hakkani vücudunu geliştirmeye bak.  Kimde Hakkani vücut varsa;onların kabrine şeytan inemez. Kimde Hakkani vücut varsa ;o kimse dünya ve ahirette ıstırap çekemez. Hasılı kelam Hakkani vücuda bu hayattayken erişmeye bak. Bir defa eline aldın mı tamam!Allah bizi affeylesin. .   

 

SEVGİ  ALLAH’TANDIR

 

    Dünya bazı defa toplar,bazı defa dağıtır. Dünyada insanlar hem toplanır hem dağılır,onun için bu toplantılar elbette ki bir gün dağılır. Başka bir toplantı gelir,burası boş kalmaz,devam eder,İnşallah. Yalnız bizim arzumuz odur ki oturmamız muhabbet üzere olsun. Sevgi için olsun. İnsan insanı sever.

    —İnsan kimdir?

   İnsanı sevendir,insanı sayandır. İnsanın insandan beklediği iki şey vardır;birisi sevgi,birisi de saygıdır. Bu insanların temel hakkı. Yalancı edepsizler hem yalancıdırlar,hem münafıktırlar. İnsan sevgi ve saygıyla yaratılmış mahluktur. Allah insanı sevip yarattı. Eğer Allah insanı sevip yaratmasa,insanda sevgi duygusu olmayacaktı,sevemeyecekti. Allah sevdi yarattı,onun için insanda sevgi vardır. İnsanda olan sevgi Allah’tandır ve sana verdiği sevginin zekatı vardır. Sana para verdiğinde o paradan 40 da bir zekat vereceksin. Sana verdiği sevgiden de zekat vereceksin. O sana verdi,sende O’na kullarına vereceksin. Paran insanlara yetişemez,ne kadar zenginde olsan insanlara papanla yetişemezsin. Multi milyarder,katrilyoner olsan gene yetişmez. Paranın hududu var,sevginin hududu yok. Sevgi,milyonlarla,katrilyonlarla sayılmaz. O hudutsuz. Sen vermek istediğin kadar Cenab-ı Hak verir. Para hududun içindedir,sayıyladır,sevgi hudutsuzdur. Para veren az alır,sevgi veren çok alır. Para dağıtan az kazanır,sevgi dağıtan hesapsız kazanır. Paranın kıymeti çok,sevginin  kıymeti çok ama insanoğlu paradan ziyade sevgiden hoşlanır. Ancak aklı çarpık olan paraya döner,aklı doğru olan sevgiye koşar. İnsanların hakları sevgi ve saygıdır. Her insanın sevgiden de saygıdan da hakkı var,öyleyse sen her insana sevgiyle saygı verdiğinde hakkını gözetmiş oluyorsun.

   —Acaba bu insanlar birbirine sevgi ve saygı dağıtsa,insanların hayatı nasıl olurdu?Dünya üzerinde harp,dövüş,söğüş,zulüm,fitne,fesat,hastalık,dert kalır mıydı?

    Eritir,yakar,tüketirdi. İnsanlar onu kaybetti,kaybettikleri cihetle,kaybettikleri kadar ıstırapları arttı,derleri çoğaldı,rahatsızlıkları,korkuları arttı,ümitleri kayboldu,istikballeri kayboldu. Sebebi;sevgi ve saygıyı tutuyor,vermiyor. Verse sevgisi artacak,kalbinde ferah artacak,ıstırabı kaybolacak. Zulmet dağılacak,şeytanın bizimle işi kalmayacak,elini çekecek. Şeytan diyecek ki;

    —Bunlar birbirlerini seviyor,yapacak işim yok,bunlar birbirini sayıyor,ne hadi kalkın askerler,çekilin!Bunlar kalenin içerisine girmişler,bunlara dokunulmaz ,elektrik var,dokundu mu teper,yaklaşma!

    Sevgi,saygıyla beraber oldu mu,şeytan dokundu mu,öbür tarafa fırlar. Şeytanın ümidini kestiren bu iki meseledir. Sevgi ve saygıdır. İnsandan insana inen sevgi ve saygı,gökyüzünden inen ilahi bir lütuftur,onu tutma ver. Sizin suretinizi ana karnında Cenab-ı Hak tasvir eder. Herkesin suretini Allah kendisi nasıl isterse,onlarda bilgisayar var,ve orda azaları,vücudunu,kadın-erkekliğini 9 ayda yapar. İstese 9 saniyede de yapar Cenab-ı Allah lakin onun işinde acele yoktur. Acele şeytandadır. 20.asır acele asırdır,çünkü şeker suya düşerse eriyecek. Cenab-ı Hak her şeyde teenni, yavaş,usul usul,orada senin suretin neyse ana karnında melaike hazırlar. Kadın veya erkek ne suretle doğacaksa ona suretini verir.

   —Onu beğendim,bunu beğenmedim

   Demeyesin diye söylüyoruz. Herkesin suretini veren Odur. Öyle beğendi öyle tasvir etti,kimisini beyaz,kimisini beyaz. Onun için fiziki bünyesine bakıp da;

   —Seviyorum,sevmiyorum

   Demek ahmaklık ve cahilliktir. Hallakul Azim!en güzel surette yaratan Allah. O’nun şanının yüceliğinin nihayeti yoktur. Onun için fiziki bünyesine bakıp da;

   —Bunu  sevdim,bunu sevmedim

   Diyerekten uğraşmak o da cahillik ve ahmaklıktır. İnsana insan olarak bakacaksın. İnsana insan olarak baktığında,kötü ahlak ve tabiatları yok edecek çare odur. ,insan insana sevgisini,saygısını takdim ettiği vakitte,ona kötülük takdim edemez. Onun için  şeytanın insanları alıştırdığı kötü tabiatlar da,sevgi saygıyla ortadan kalkar. Cenab-ı Hak,alemlerin Rabbi’dir. Cenab-ı Hak yalnız Arapların ,yalnız Türklerin değil her milletin Rabb’idir. Bizim tarikatımız Nakşibendi Tarikatı;insanlara sevgi ve saygıyı talim için ve insanlara sevgi ve saygıyı vermek için,Allah’ın resulünün razı olduğu şekilde insanları birbirine sevgili ve saygılı yetiştirmek için kurulmuş olan bir mekteptir. Kötü amele buğz edilir. Kötü ameli kötülemek iyidir,lakin insanları kötülemek iyi değildir. İnsan insanı kötülemeyecektir. Kötü ameli sen de kabul etmeyeceksin,başkaları da kabul etmeyecektir. Kötü amel sahibine nihayet;

   —Kardeşim sen saygılı ve sevgili bir kimsesin,bu kötü ameli sen niye meydana getirdin?senin insanlığına yakışır mı bu pis iş?sen bu pis işi yapmakla insanlığını feda etmişsin. Yazık sana bu yakışmazdı. İkinci defa sen bunu yapmayacaksın. Değilse bizim sevgimiz ve saygımız senden uzak kalır.  Gelen peygamberler bunu talim için geldi.

 

İNSAN-I KAMİL OLMAK

   Şah-ı Nakşibendi hz.’nin emrine ve vasiyetine tabi olalım. Her sohbette bir parça bizim benliğimiz rendelense ağır ağır düzelir  ,eğrilikler ve pürüzler ortadan kalkar ve insan-ı kamil olmaya yollar açılır. Şeyhimizin emri ve vasiyeti üzere  onu bildirelim,onun emri üzerine bu sohbete başlayalım .O ne söylerse onlar kalpten kalbe aktarırlar ve ne lazımsa onlar gönderirler. Söz dinleyen makbuldür, söz dinlemeyen matruttur.  Meclisten huzurdan kovulur. Dinleyen adamlar  ciddiye alınır da dinlemeyenler uzaklaştırılır. İnsanı Allah’a yaklaştıran, Allah’ı ve emrini dinlemektir. Bunu yapan adam Allah’a yakınlaşır ,yaklaşır. Dinlemeyen kimse uzaklaşır .Allah’a yaklaşan rahmete yaklaşır. Allah’tan uzaklaşan lanete düşer. Onun için attığın adım seni Allah’a yaklaştırıyor mu,Allah’a yakınlaştırıyor mu?Ona dikkat et. Başka bir şey istemez,uzun boylu bir mesele değil. Bir adım atarsın,

    —- Bu adımla ben Allah’a mı yaklaşıyorum yoksa  Allah’tan beni uzaklaştırıyor mu? 

   Allah’a yakınlaştırıyorsa yürü. Allah’tan uzaklaştırıyorsa Allah’tan uzaklaşan şeytana yakınlaşıyor. Dünyaya geliş hikmeti; Dünyaya bir şey kazanmak için geliyoruz.

   —Dünyada kazanılacak nedir?

   Bir dünya mafiasında olan şeydir kazanılması dünyadır .Dünyanın içinde olandır,dünyanın hazineleridir. Dünyaya ait olan ne nesne varsa insanların nefsi oraya akmaktadır,ona meyletmektedir. Onun arkasından koşmaktadır ve yetişmek ister, kazanmak ister. Dünya kazancı. Koşturdu ve kazandı. Dünyayı kazanmak insana kemal verir mi? Dünyayı kazanmak insanı olgunlaştırır mı?Zengin olan adamlar kemal sahibi mi? Zengin olan adamların en zengini yahudilerdir. Yahudilerde insanlık kemali var mıdır?En zengin onlar .Zenginlerin zenginlikleri onlara kemal kazandırmaz. Kazandırmadığında demek ki uğraştıkları boşa gitmiştir. Bu dünyadan çıktıkları vakitte bir şey kazanmadan çıkmış olurlar. Çünkü bu dünyadaki maddi kazanç Ahirete naklolunmaz. Demek ki dünyada kazanılmak istenilen mesele dünya matahı değildir. Dünya matahında insan ne kazansa ona manevi bir mertebe kazandırmış olsa ,en zenginler, en olgun  kamil kişiler olacak. Dünyada bulunuşumuzdaki  asli maksat ve gaye,kazanılması gereken, kamil bir insan olmaktır. Eğik gelip koruk halde gitmek değil. Yok,koruk halinde gelip de olgun üzüm halinde dünyadan çıkacaksın. Koruk gelip koruk çıkmayacaksın. Pişeceksin olgunlaşacaksın,insan-ı kamil olup çıkacaksın. Çünkü sen öyle bir huzura davet olundun ki,o huzur kamil kimselerin bulunabileceği bir huzurdur. Iskarta adamlar giremez. Şimdi daha başka bir tefsiri,Cumhurbaşkanının huzurunda bir davet olsa,sokaklarda dellal çağırtıp adam toplamazlar. Orada hususi ve protokolde isimleri olan kimseler vardır ki onlara mektupla davetiye gider. Yani protokolde hesaba alınmayan adam oraya çağrılmaz. Demek ki kendini hesaba alınan bir sıfata girdirmek için  burada,dünyada bulunuyoruz. Yani hesaba alınasın. Hesaba alınmanda dünya hesabı değildir. Bir köylü parçası, bir  amele, bir ırgat diye düşünürsün .Lakin Allah katında  bir kadir kıymeti vardır, hesaba alınanlardandır. Dünya ehlinin yanında hesaba alınmaz,meclislerine sokmaz,kapıya bile almazlar. Lakin Allah’ın yanında hesaba alınanlardandır ki  peygamberi vasfeder. Bakarsın üstü başı perişan ,meclislerden uzaklaştırılan öyle bir kimse olur ki Allah a yemin edip bir şey istese  Cenab-ı Allah onun yeminini gözetir, istediğini verir. Üstü başı perişan,bir şeye yaramaz görünüşü olsa da Allah’ ın yanında öyle sözü geçer ki ,Allah’tan  bir şey murat etse, istese, Allah c.c. onu isteğinde ve yemininde karşılıksız bırakmaz, istediğini verir. Ama senin yanında o hesaba alınacak adam değildir. Kimse sormaz. Sen dünya ehlinin yanında

   —Aman itibarım artsın, davet olduğunda beni de davet etsinler!

    Diye uğraşırsın ama başka ne? Demek kemal dünya malıyla değildir. Kemal meselesi başka bir şeydir. Kemal de Mısır Çarşısında ve ya Kapalı Çarşıda satılmaz. Mandaburya da hiç bulunmaz. Meyve sebze halinde hiç bulunmaz. Acaba kuyumcu dükkanlarına mı gitsek .Onda da bulunmaz .Belki kuyumcu  dükkanında senin itibarını artıracak mücevherler vardır ama o mücevherler senin elinden, ağzından,kulağından çıkarıldığı takdirde kıymetin kalmaz. Sıra sıra altınları kordon yapıp koyarlar,kadınların,kızların boyunlarında mücevherler dolu.

      —- Onu çıkardığında kıymetin nedir?

   İşte onu kazanmış o. Kazanmış ama eğreti bir şey. Öldüğü vakitte boynundan alırlar satılığa koyarlar. Sandığa sepete koyarlar , onun üzerinden alınmış boş cesedini toprağa götürürler. Demek ki bizim kazancımız manevi kemal almak için çalışmaktır. Bizimle beraber olacak şeye bak sen. Yahudiler hemen hemen dünyanın hepsine hakimdirler sahiplikleri vardır .

    —Kemalleri var mı?

  Yok . Sana;—Yahudi! Desem, mahkemeye gidip hakaret davası açabilirsin.

   —Yahudi ne için yahudi dir?Kaç teneke altınları var?Yalanları da çoktur .

   Onun için meclislerden maksat  rende göreceksin, keser bıçkı göreceksin .Cam kağıdıyla düzeltileceksin, sonra üzerine cila verilecek, baş köşeye mobilya olup konacaksın. Beleş değil .Kolayda değil Allah c.c nın huzuruna girmek. Odunları koyacak değiller oraya. Oraya çıkacaksın .Mobilyaya odun demezler. Odun der ki;

     —-O da bizim gibiydi  o da ağaçtan kesilmeyle ben de ağaçtan kesilmeyleyim,buna bu kadar itibar edersiniz de bana niye etmezsiniz?

      —-Ey akılsız, sen hiç usta eline düştün mü?keserle düzeltildin mi? rendelendin mi? cam kağıdıyla ovulup vernik çekildi mi?Sen nasıl benden farkı ne diye iddia edersin?Onun çektiklerine baksana!Onun için inanan ve salih amel işleyen adam ile inanmayan bir olur mu?Nasıl olur,ne münasebet ile?

  Odunla mobilyanın bir olması tasavvur edilemez. Lakin tebliğ görmüş,zahmetini çekmiş,mürebbiyete teslim olmuş,usta eline teslim olmuşa ne güzel zanaat derler Oduna baktıkları vakit  at bunu odunluğa derler. İnsanlar da,müslümanlar da şaşkın olmuştur şimdi. Mürebbi kabul etmiyor;

   —Biz odun kalacağız

   Diyorlar .Biz kimseye teslim olmayacağız,kendi kendimize kemal bulacağız diyorlar. Kendi kendine kemal bulacak olsan, peygamber ashabı peygambersiz yetişebilirdi. Yetişemeyecekleri için Cenab-ı Allah peygamber gönderdi, Kuran-ı Kerim i peygamberlerle beraber gönderdi. Tertibe soktu, biçimlendirdi,cilalandırdı. Parıl parıl pırıldayan Ashab-ı Kiram’ ın hepside sultandı. Teslim olmayız derler, bize ne imam,ne şeyh,ne tarikat  gerektir derler. Tarikatların her biri bir çeşit dükkandır,bir çeşit insan yetiştirir. Berbere giden berber olur. Demirciye intisap eden demirci olur,Dülgere,ayakkabıcıya,bezirgancıya…Hekime el veren hekim olur. Avukata,mühendise el veren mühendis olur. Hangi meslekte ise yetiştirir. Kırk bir tarikat vardır. İnsanları kendi kıymetlerine göre,kendi yaratılış kabiliyetlerine göre yetiştirir,hazırlar. Vahşi sıfatlarını  yani eğriliklerini düzeltip rendeler,cilalar hazırlar verir. Zannediyorlar ki camiye girip çıkmakla insan insan-ı kamil olur. Camiye girip çıkmakla insan-ı kamil olmaz. Dergaha gelip gitmekle,tekkeye gidip gelmekle,şeyhin huzurunda oturmakla,onun sohbetini dinlemekle insan-ı kamil olur. Camide olamaz camide görevini yapar .Orada farzını ifa eder. Lakin nefsinin terbiyesi orada olmaz. Camide imam gelir,başına takke ya koyar ya koymaz,görevini yapar,ya selam verir ya vermez,müsamaha da etmez,hepsi boştur der,kor cübbesini alır ayakkabısını,cemaatten önce dışarı çıkar. Çoğu da tütün belasına müptela,çıkar çıkmaz sigarasını yakacak…Sonrada kamil kimse olduklarını iddia ederler. İşte cehli mürekkep derler,iki kat cahil. Kendi cahilliğini bilmiyor ve kurtulmasına imkan yok.  Bir kısmı der ki ;

   —Cahildir bilmiyor.

   Lakin o sınıf  cahil olduğunu da kabul etmiyor,cahil mürekkep manası budur.

   —Biz biliriz

   Diyorlar. Hayır hiçbir şeyi bilmezler. Tahareti de bilmezler,uyuzluk hastalığına mağlupturlar. Peygamber Aleyhussalati Vesselam ashaba icazet verdi,talim eyledi,ashabı da sırayla insan-ı kamil yetiştirdi. Onun için bu usül kıyamete kadar devam eder. Onun için hükümetlerin hiç birisi ne kadar cami yapsalar korkuları yoktur, dergah yapalım desen korkudan alt üst olurlar. İmamlardan korkmazlar,şeyhlerden korkarlar. Ne diye korkuyorlar. İmamlardan korkmuyorlar çünkü dine çekecek bir cazibe yoktur. İnsanları şekillendirmek,insanlara bir şey vermek için bir şey yoktur. Onun için bir surette kaldıklarından,gelsin,görevini yapsın,gitsin diyorlar. Ama şeyh olduğu vakit insanlara şekil verir. Ne gibi şekil verir,Allah’ın huzuruna çıkılacağında,şeriatın tayin etmiş olduğu şekli  ve şemali verir. Şeyh kendi mertebesine göre, kendi kemaline göre,kendisinde bulunan kemali verir. Onda varsa verecek,onda yoksa neyi verebilir ki?Onun için ahir zaman hükümetleri,daha çok Müslüman hükümetlerin camilere,imamlara hiçbir itirazları yoktur. Ama tarikata gelince,şeyhlere gelince;

   —Aman sakın! bu irticadır,İslam’ın hakikatine dönüş yaptırtacak bunlar

   Diye konuşurlar. İmamları kravatlı imam yaptılar,sinekkaydı traşlı imamlar yetiştirildi. Hatta mihraba girdiklerinde takke  ile mihraba girsin diye yol verdiler Kılık kıyafetlerini her şeylerini  bozdukları için onlardan korku duymazlar. Lakin şeyhlere meram anlatamıyorlar. Tarikat yolundan gelen şeyhlerde İslam’ın cazibesi olduğundan,

   —Onlar adam toplayabilir,terbiye edebilir ve sonunda başımızı ağartır bunlar

   Diye düşünüyorlar. Öteki imamlar   bir şey yetiştiremedikleri gibi zamane Müslümanları yetiştirir,hatta onu da yetiştiremez. Allah kendi huzuruna kullarının kemal üzere gelmelerini emretmiştir. O kemali bulmak isteyen elbette ki Seyr-i sülüke girecektir .Bir kamil zatın elinden tutacaktır,arkasından gidip emrini tutacaktır ki Cenab-ı  hak kın huzuruna girmeye layık bir sıfat kazansın. İşte bu:Allah şeriatın sultanıdır.

Reklamlar
Posted in: sohbet