Tevhid Sarayı_4

Posted on 27 Aralık 2010

0


Bismillahirrahmanirrahim

MANEVİ GÜÇLER

   Her sohbette  bizim bir parça benliğimiz rendelense,ağır ağır düzelir ve eğrilikler ortadan kalkar. Destur,destur alalım ki meclise hükmeder,meclise hükmetmese faydası yok. Meclise hüküm,kalplere hükümdür. Hazır olan kimselerin kalbine hükmederse o zaman söylenen sözde bir fayda hasıl olur. Mensup kimse,onda o kuvvet görünmeye başlar ve meclise hükmeder ve inayet inzal olur. İlahi inayet ve yardım yeryüzüne iner ve o kimselere yetişir. Hüküm,evvel ve ahir Cenab-ı Hak’kındır. Kısa diye düşünürsün uzun boylu söyletir. Evvela bu bir sohbettir. Mecburi olarak herkese söylediğimizi kabul ettirmek fikrinde değiliz lakin söylenen söz sana yarayacak bir şeyse,nefsin tarafını tutma,ona sahiplik etmeye bak. Çünkü bu bir ticarettir,Ahirete ait olan bir ticarettir ve Ahirette sana yarayacaktır. Kıyamet gününde arayacaksın,çünkü Allah için aradığın kısmetleri aradığın zaman,Ahirette bulacaksın. Sana o Allah için yaptığın amel fayda verecektir. Bulamazsan satın almaya imkan yok. Başkasının defterinden senin defterine yazılması da yok. Dünyada olan mükellefiyetini ihmal etmeye çalışacaksın. Allah için hizmet yaptığında;Allah sana hizmetine karşılık zahiri kuvvetlerden başka manevi kuvvetler de verecek. İnsan manevi güç almaya başladı mı,vücudun zafiyeti gider. Manevi güç,yemekten gelen güce benzemez. Çok yiyen insan olur lakin bir işe yaramaz. Çok raziyet olur,nefsini toylayamaz,ruhaniyetiyle ayakta durmaz. Sen,ruhaniyetiyle ayakta duranlardan olmaya bak. Yeme içmeyle olmaz. Yeme içme kuvvetiyle hayat,hayvan hayatıdır. Hayvanlardaki hayat,yemeden içmeden gelen kuvvetle olur. Sen yeme içmenin dışında sana kuvvet verecek,sana şevket verecek,saadet getirecek,heybet giydirecek,afiyet giydirecek amele bak. Mevcut ruhaniyet,maddi olan gücü daima mahkum eder,yener. Yeme içme hastası olma. İnsan yeme içme hastası oldu mu;vücudu yük altına koyar demektir. Yeme içme hastası kendi vücudunu kendisi ezer ve manevi cihetten de ona bir destek olmaz. Boyuna cismani vücudu çalıştırır ve yıpranır,ruhaniyette de yoktur. Zahirde yıpranmaya başlayan vücudu ayakta tutacak ruhaniyet de olmayınca hemen aşağıya iner. Onun için çok dikkat edilecek meseledir ki 20. Asrın  insanı onu çok ihmal etmiştir. 20. Asrın insanı yaşamı, yeme içmeye bağlamıştır. Yiyeceksin,içeceksin,ayakta duracaksın lakin ruhani olan gücünü takviye edemeyen,ruhani olan gücünü beslemeyen kimse;cismani vücudunun yeme içmekten alacağı kuvveti ters tüketir. Ters tükendi mi o adam zaten ters tükenir,çöker,göçer,gider. Onun için az yiyip,zikir kuvvetiyle işi dengeye alan ve vücudunu manevi gücüyle taşıyan kimse olmaya dikkat edeceksin. Manevi gücü almayan adam bir müddet sonra;

   —Vay başım,vay kıçım,vay karnım,vay ciğerim,vay bağırsağım, vay kalbim demeye başlayacak. O zaman hekimler diyecek ki,

   —Bunu yeme,bunu içme,buna banma,haşlanmış,kaynamış pilici haçala ye,yağ yiyemezsin,tuz yiyemezsin,meyve bu yenir,bu yenmez.

   Sayısız nimetleri birkaç taneye indirir. O vücut artık teleme olur. Manevi güç de onu desteklesin,bir de doğru kabir yoluna. Az yiyip,manevi gücü çalıştıran kimse,o az yemeyi manevi gücüyle telafi eder,geçinip gider. Ruhaniyeti olan adamın 100 fırın ekmek yemiş gibi kuvveti olur. Zahiri yeme içmeye kendini adamış olan adam100 fırın ekmek yese,alacağı kuvveti 24 saat zarfında ruhani kuvvetten alır. Ferdi ayakta tutan ruhani kuvvettir. İnsan topluluklarını da ayakta tutan,manevi güçtür. Maneviyatı inkar ettiysen sıfırlanacaksın. Manevi gücü inkar eden toplumlar sıfırlandı. Şimdi millet din dedin mi, maskaraya alıyor,namaz niyaz dedin mi küfür ediyor. Yani din ve maneviyata ait ne söylesen,ne kadar evirip çevirip fayda söylesen,hikmet söylesen,gene de eşek hoşaftan anlamaz,gene küfür eder,gene şeytanın dediğini söyler. Onun için namazsız,niyazsız,dinsiz imansızların konuştuklarına dikkat et,hepsi kaset gibi birbirlerinin aynıdır,fark etmez. Hepsi o üç kelimenin içerisinde gezerler. Manevi gücü inkar eden adamda hayır kalmaz. Öyle insanı yanında da çalıştırma çünkü hebadır,o seni ezer. Senin tükenmene de sebep olur. İbadeti inkar edeni kabul etme. Kulluğu reddedeni kapına uğratma,Faydası yoktur,zararı vardır. Yasak iş yaptığından onun uğursuzluğu senin üzerine iner,ezer,geçer. Zaruret miktarından fazla onlarla oturma. Manevi gücü olmayan adamlarla oturdukça,senin manevi gücün de o çeker. O güçten almaya çalışır. Onlarla düşüp kalkma tehlikelidir. Senin terazini bozar,ruhaniyetin zayıflar,biterde. Ancak Cenab-ı Hak’kın izniyle devam eden manevi güç talebinde olan kimselere temsilde hata olmaz. Damla usulüyle koca ağacı beslerler,dışarıdan baksan;

   —İmkanı yok,damlayla koca ulu bir ağaç nasıl olur?

   Dersin. İşte o damla günler geçer,haftalar,aylar geçer o ağacı besler. Onun için her zahiri güç,merakları olan ne varsa onlara da manevi güç aşılaması yapılır.

   —Manevi güç aşılaması nedir?

   Her yapacağın işe Besmele ile başlarsan onu maneviyata dahil etmiş olursun. Besmeleyi unuttun mu maneviyatı olmayan cansız bir ameldir,cansızdır,ruhsuzdur,ölüdür. Besmelesiz iş ölüdür,ölü doğmuştur. O işe hayat verecek “Bismillahirrahmanirrahim” demeden başlanan her iş ölü doğmuştur. Ondan bir netice beklenemez.

                               

HAKİKATLER

   Kötü nefsin elinden sana sığındık,yaramaz kullardan sana kaçtık,salih kullarının peşinde koşmaya iktidar ver Ya Rabbi.

                  —Salih kulları niçin istiyoruz?

   Salih kullar Allah ile beraberdir,şerli kullar şeytan ile beraberdir. Hayırlı kullar Allah ile beraberdir. Allah ile beraber olmak isteyen,Allah ile beraber olan kulları bulsun. Bizim de istediğimiz o,lakin nefsimiz kötüdür,inadından dönmez,kendi dediği olsun ister,emir altına girmek istemez. Sıkıyı görmeyince yalvarmaz,darda kalmayınca Allah demez. Keyfi yerinde olmayınca çifte tekme de atar,önünden de yaklaştırmaz,ısırır. Nefsi doyurduktan sonra genişler,kuvvet bulur. Sana der ki;

   —Bana iyi bak,beni besle seni taşıyayım,

   Der aldatır,iyi bakıp iyi tımar ettiğin vakitte alnına bir çifte yersin.“Sen ölmedin,nalları diktin” Sınıfına girersin. Ya Rabbi,salih kullarınla bizi beraber eyle. Eski insanlar,dünyada ve Ahirette de salih kimselerin komşuluğunu isterdi ve onların kabirlerinin yanına defnedilmeyi vasiyet ederlerdi. Çünkü istifadesi vardır. Hayattayken de Allah onların üzerine rahmet eder. Ahirete yürüdükten sonra da rahmet kesilmez. Hak’ka yürüdükten sonra da. Dikkat et salihler meclisini ara.

   —Ya Rabbi bizi onlarla beraber eyle

   Diye müracat eyle ki seni buldurur. Gene de kabrinde en sonunda onların civarında,komşuluğunda,dünyadan gittiğinde kabri onlara yakın olur. Eyüp Sultan Hz.’lerinin makamı bulunduğundan,camisi makamı yapıldıktan sonra asırlar boyu,600 senedir, onun civarına defin olunmaktadır.

   —Neden milyonlarca insan onun civarına defin olunmak için vasiyet ediyor?

   Çünkü kıyamette onun sancağıyla kalktığında,etrafındakiler hemen o sancağı altına geçerler. Ona tabi izzet ve ikram edilecektir. Onun etrafındakilerde mezardan kalktıklarında arkasından giderler. Melaike-i kiram onları geri sürmez. Dünyada da komşuluğunda bulunduklarından;

   —Dünyada onlar bizim komşularımızdı,Ahirette de ayrılmasınlar

   Diyeceklerdir. Şefaatleri makbuldür, Onlarla gömülmüş,komşuluğu bulunan kimseler de,onların arkasından hesapsız cennete girsin diye ümit olunur. Cennet,iyi kimselerledir. Kötü kimselerle hayat cehennemdir. Dünyada cennette yaşamak isteyen adam ,cennetliklerle beraber yaşasın. Çünkü Cenab-ı Allah;

   “Dünyadayken onları cennetlerime koyarım gönülleri ferahlanır,cennet ehlinin gönülleri daralmaz,yarın ne olacak diye onlara korku yoktur”

   Hüzün de yok,onlar mahzun da olmazlar,binaenaleyh onlarla beraber olanlara,ne dünyada ne ahirette korku  da yoktur. Cennetlik bir kimse bul ve

   —Ya Rabbi,benim kalbim onlarla beraberdir,

   De,sana yetişir. Nitekim tüccar,yani Allah’tan korkmayan,her habisliği yapan bir kimse,onunla arkadaşlık yapar,onunla beraber yürütürse,onunla beraber olan hareketleri,onunla birlikte olan korku,sözleri,onunla olan kişiye o zahmet,elem,keder ve korku onun üzerinde de olur. Cennette gibi yaşamak isteyen adam,cennetlik insanla yaşamalıdır. Cennetlik insan aranması farzdır.

   “Sadıklarla beraber olunuz”

   Diye bir emir vardır,54 farzdan biridir. İyi,sadık,cennetliklerle beraber olun ve cennetlik kimselerin  huyundan,tabiatından,genişliğinden alırsınız. Siz boşsanız o cihetten onlar sizi doldurur. 7 çeşme vardır,her bir çeşmeden bir türlü şerbet akar,boş gezdiğin vakitte sana hepsini doldurur. Çünkü o çeşme zaten akıp gitmektedir,o hep doldurur,üzerinde musluk yoktur. Sen o cennetliğin kalbindeki feyizden,ferahtan,senin boş kapların dolar,öyle dönersin. Peygamber s.a.v.;

   “Kiminle arkadaşlık yapıyorsun,bakınız”

  Diyor. Cennetliklerle arkadaşlık yaparsan hoş,ne kadar talihlisin ki sana cennet ırmaklarından içiriliyor. Cehennemliklerle arkadaşlık yaparsan,sana bin çeşit zehir içirir ve sende cehennem ehlinin sıfatı olur,onda olan o dur. Cennetliklerle gittiğinde,sana o ferah elbise sıfatını giydirir,telaştan kurtulursun,dünya sana zarar yapamaz,nefsin ve şeytan sana zarar yapamaz. Havan Cenab-ı Hak’kın keyfine uyar ve “sen-ben davası”ortadan kalkar. Cenab-ı Hak’kın istediğini seversin ve istersin. Cenab- Hak’kın istemediğini sevmezsin ve istemezsin.

   İnsana ne kadar korkular gelir ve geldiği vakitte gelecekler de vardır. Onun için kurtuluş ;Cennetliklerle beraber olmaktır.  Mesafe mevzu bahis değildir,sen ne sıkıntıda olursan ol,istersen10 bin km. uzaklıkta olsun,o cennetlik olan kuvvet sahibi sana yetişir,seni ferahlatıp senin üzerinden yükü alıp seni de, cennetlik yapar. Cehennemlikler de kendine benzetip cehennemlik yapar. İşin kısa ifadesi ama nasihattir,keyfin bilir “paşa gönlün bilir”derler. İstersen dünyadayken cennetliği bul,cennetteki gibi yaşa .Cennetliğin gelecekten korkusu  yoktur. Ne olur,ne kalır,zelzele velvele ona dokunmaz,onun yeri ayrıdır. Onu Cenab-ı Allah ayrı dünyasında tutar. O kendi dünyasındadır,dünyanın keyfini çıkarır. Ötekisi bilakis malıyla,mülküyle,parasıyla,kuvvetiyle rezil olur,korkuyla zelil olur,varlıkta mahrum olur. Maraz ve kahır onu yer bitirir. Cehennemlikle giden adam!

   İki yol;

  1. Ya cennetliği ararsın
  2. Cehennemliklerle kalırsın.

  Cennetliği bulan bu zindandan kurtulur,Cenab-ı Allah ona izin verir. Kapılar açılır,o dışarıya çıkar. Gam olmayan bir genişliğe çıkar. O cehennemlik mahpusun içine sıkışır kalır ve yudum yudum zehir içirilir. Bahçelerde damla usulü su verirler,cehennemlikte damla damla suyu verir ki,elem ve ıstırabı devam etsin. Şeytanın evliyasından yani cehennemlikten uzak dur. Yakın olma seni zehirler. Günün gün olmaz,gecen gece olmaz. Yol budur;

   ”Cennetlik ara ki cennette gibi yaşayasın”

   Koca Mevlana işte bunu söyledi. Bütün peygamberlerin,salat ve selam onlara olsun,söyledikleri mana budur. İster kabul et,ister ne yaparsan yap. Bugün yeryüzünde cehennemlikten bol bir şey yok,lakin hepsi bir cennetliğin arkasından gitse,hepsini cennetlik yapar. Bir cennetlik,bütün dünyada kaç bin cehennemlik varsa hepsini cennetlik yapar.

   —Aman Ya Rabbi,cennetlik arıyoruz,buldur bize

   Diye arzulasalar Allah c.c. onlara buldurur. İşte mülasa bu. Kendini yere serme!kendi doğru yolunu bul ve cennetlik kimseye ulaşayım diye sabahleyin koştur. İşin yahşi gitsin,yaman olmasın.      

 

NEFSİN  GÖRÜNTÜSÜ                                                                                                     

   İnsan;İyi amelde insandan,kötü amelde insandandır. İyi amel kamil insandan,kötü amel pis insandan çıkar. Demek ki kamil insanın alameti nişanı,ondan süt sağılır. Kamil olmayan insandan sidik gelir. Onun için;

   “İnsan suretiyle insan olmaz,suretiyle olur”

   Demişlerdir. Süt veriyorsa insan,sidik veriyorsa hayvandır. Evliyalar öyle demiştir. Siretin önemi olmuş olsaydı ana karnında 40 günde insan sureti meydana geldi. Lakin özürü insan yapabilmek kolay değildir;uğraşmak ister,didinmek,cihat ister! Cihat dediğin vakitte;nefsine cihattır. Sana kılıç sallamak kolaydır da nefsine kılıç sallaması kolay değildir. İslam’ın büyüklüğüne bakın! Evvela nefislerinizle mücadele edeceksiniz,nefislerini kahredeceksiniz ki sizin insanlığınız meydana çıksın. Değilse nefsaniyetinizin sureti sizleri kapar ve kurt iseniz kurt olursunuz. Nefsinizin galip sıfatı eşek ise eşek çıkarsınız,ayı ise ayı suretinde çıkarsınız. Bu dünyadaki iki ayaklı görüntünüz,Kıyamet gününde, her halükarda da sizi insan olarak mahşer yerine getirecek diye beklemesin! Çünkü Mahşerde herkesin sıfatı belli olur. Şimdi kurt gibi adamlar insan gibi görünür. Mahşerde ortaya çıkacak,kurt sıfatına girdiğinde insanlar soracak;

    —Nereye kayboldu bu herif?

    —Bu aç kuduz gibiydi,işte bu köpek oldu

   Denecek. Dünyada kurt tabiatlı olan,köpek,ayı,eşek,yılan,akrep,çıyan tabiatlı olan,dünyada insan gibi göründü,Ahirette ise hayvan tabiatında olduğu için bu surette görünecektir. İşte mühim olan suretimiz değil siretimiz ve nefsimizin sıfatı neyse o dur. Onun için bize nefisle mücadele emir olunmuştur. Nefisle beraber görünmekten sakınınız. Çünkü kıyamet gününde nefsin hangi  tabiatı sizde galip ise o sıfatla görüneceksiniz,

   —O adam  adamdı,nasıl kurt oldu?Sen dünyada insan değil miydin?

   Diye sorduklarında;

   —İnsandım ama kurt gibiydim

   Diyecektir. Hasılı kelam hangi tabiatı galip ise o mahlukatı besler. Kıyamet gününde Allah’ın karşısına o şekille çıkacaktır,dikkat etmek lazım. Dünyada suretimiz galip,ahirette siretimiz neyse odur. O gün sura üfürüldüğünde insanlar bölük bölük,14 alay gelir ve her birinin sureti başka şekildedir. Onun için İslam insan nefsini terbiye etmek için gelmiştir. Millet;

   —Başım,dişim!

  Der hekime koşar,

                —Hastayım da iyi olayım,kurdum,tilkiyim,bu eşeklikten kurtulayım, Diye kimse manevi cihetten sormaz. Herkes der ki;—Biz iyi hayvanlarız,yiyip,içip,abdesthaneye koşarız

 Abdesthanecinin kıymeti;abdesthanenin içindekinin değeri kadardır. Çoğu pisliktir,ürettiği de pisliktir. Temiz iş Allah’a kulluktadır. Allah bizi affeylesin. Allah’ın divanına çağırılacağız ve Allah bize bakacaktır;

   “Bu kulum nasıl geldi,abdesthane deki gibi mi?temiz mi?”.

   Din temizlik içindir. İman manası,temizlik,nezafettir. Temizlenmedikten sonra bir kıymeti yoktur. Zahiri ve manevi temizlik başkadır. Temizlik yapacak adam bulmazsan ilelebet temizlenemezsin.

   Muhiddin-i Arabi Hz.;

  “Muhakkak seni nefsaniyetinin pisliğinden kurtaracak bir mürşide muhtaçsın”

   Mürşidin olmazsa kendi  yolunu,Allah’ı bulamazsın. Allah’ı bulmak için evvel Allah dostunu,evliya ve evliyaullahı bulacaksın. Sultanı bulmak isteyen adamın evvel içeriden bir adam bulması gerekir. Allah’ı bulmak isteyen ,Allah’a mensup olan,Rabbani kimseleri bulacak ki,Allah’ı bulsun. Allah’ın has kullarını bulmadan Allah’ı bulamazsın. Lakin şimdi insanların arasında şeytan doludur,evliyaları inkar eder. Evliyalar Allah dostlarıdır,onları bulmazsan Allah’ı nasıl bulacaksın?Allah dostlarına sen ikram etmezsen,Allah senin ikramını kabul eder mi? İşte bundan ibarettir ama kuvvetlidir,anlayabilirsen ve tutabilirsen hiç korkma. Sadık olmak çok zor,lakin Cenab-ı Allah sadıklarla beraber olmamıza da razı olur. Cenab-ı Allah;

“Sadıklarla beraber olunuz”

   Diyor.

NEFSİNE HÜKMEDEBİLENLER

   İnsan söyleyeceği şeyi düşünüp söyleyecektir,bakacağı yere düşünüp bakacaktır. Bizim tarikatımız; Nakşibendi tarikatıdır. Cenab-ı Mevla’yı severiz,onlar asıldır,biz taklidiz. Taklit etmede de fayda vardır. İyi kimseleri taklit etmek kötü kimseleri taklit etmekten elbette ki hayırlıdır. Tarikatül ashabta,Şah-ı Nakşibendi Hz. demişlerdir ki;

       “Bizim yolumuz sohbet yoludur”

   Destur Ya Seyyidi;Bizi kendi nefsimizle bırakmasınlar,biz hiç bir şey bilmiyoruz,onların bildikleriyle biz de ferahlıyoruz. Onların bildikleri saf,elimdir. Ondan nasibini alan sevinir;

   —Biz ne zaman mükellef oluruz?

   Baliğ olduğumuz zaman. Allah huzurunda bir de ehlullah ve evliyanın huzurunda baliğ sayılmak vardır. Saç,sakal olması buluğa ermenin alametleridir. Bu herkese göre baliğ olma nişanıdır.

   —Hakikat ehlinin yanında baliğ olmak nedir?

   Baliğ olan adam nefsine hükmeden adamdır. Nefsine ne zaman hüküm eder, o zaman baliğ olur. Saçı,sakalı çıkmakla değil. O avam işidir. Şeytanı arkasına alıp,sırtına bindiren adam baliğ olur mu?

HİKAYE

   Bir zatın birisi,bir yerden geçerken,başka bir zatı kaplanın üzerine binili ve zehirli yılan elinde,kırbaç gibi çarpıp koşturuyor olarak görür ve sorar;

   —Ey kardeşim,nasıl eriştin bu mertebeye,bu dereceyi nasıl buldun,bize de söyle,bunların ikisi de insanı helak eder, nasıl binek hayvanı yapıp bindin ve zehirli yılanı da elinde tutuyorsun?

   —Ey kardeşim bu bize nefsimize hükmettiğimizden dolayı Cenab-ı Allah bu kaplan ve yılanı emrimize tayin etti!…

                                                                 *

   Avrupa’da karayolundan geçiyordum,düşündüm;

 ”Bizim ecdadımız nasıl hakim oldu,nasıl olur da dinleri,dilleri ayrı milletleri hakimiyeti altına aldı,kolay değil,kendi milleti başka,72 milletin yönetimi başka. Osmanlı İmparatorluğu bu,bir ay,bir sene değil yüzlerce sene egemenliği altında tuttu”

    Dedi ki;

 “Allah’a itaat eti,her şey ona itaat etti”

  Sır burada:Allah’a itaat edene her şey itaat eder. Top tüfekle itaat olur mu?Avrupa’da 72 çeşit millet var mezhep ayrı din ayrı. Bunların üzerinde hakimiyet kurmak nasıl olur,silahla mı?500 sene!Allah’ın tekbiri ile küfrü temizleyip,içeriye girdiği vakit,İslam’ın,şeriatın,adaletini,merhametini,insafını kurdu. Esasına bak!

   —Halk ne zaman ayağa kalkar?

   Zulme karşı ayağa kalkar. Durur durur sonunda ta ki zulüm kalkana kadar. Osmanlı, ülkeleri idare etti,böyle muhafaza etti. Tüm ecdadımız Allah’a itaat ederdi,hakkı hududu da tanırdı. Şimdi bu zamanda memleketimiz ”insan hakları” diye bayrak açıyor. İnsan hakları nasıl olur?Önce insan ol da sonra! Baliğ olma manası,nefsine hükmetmektir. Nefsini yıldıran adam,fetheden adam,fatihtir. Tek başına,dünyayı fethedebilir. Cenab-ı Allah öyle bir heybet giydirir ki;heybet geldiği vakitte karşısındakinin silahı yere düşer ve ya silahına dokunamaz.  Baliğ olduğunda mükellef olursun. Bizi de halimizi de sen bilirsin Ya Rabbi!Teraziye koyup amelimizi sen bilirsin. İbadet etmiyoruz diyerekten sen alınıp kırılma,elbette ki rahmetin gazabını geçmiştir,rahmetin sonsuzdur. Lakin bir karınca bize hareket etse,o ki karıncadır aklı yoktur. Biz vücut itibariyle çok küçüğüz. Lakin Allah katında bizim yapımız Cenab-ı Hak’kın bize muamelesi,zahirdeki görünüşümüze,okkamıza,ağırlığımıza göre değildir,yok. Ruh çıktıktan sonra vücudun hiçbir değeri yoktur,5 paraya olmaz. Söylemek istediğimiz bu fiziki bünye çok küçüktür. İnsanın hakikati Allah katında kıymetli olandır. Çünkü insana bir salahiyet verilmiştir,kendisini taşıyabileceği bir yere kadar,ilahi sıfatlarını düşünebilir ama idrak edemez. Dünya üzerinde hesapsız şekilde mahlukat vardır lakin hepsi insana göre nakıstır yani eksiktir. Kendi sınıfında kemalleri var lakin onun ötesini zorlayamaz. Bir sinek bir öküz,bir deve insanı düşünemez . Lakin sen Allah’ı düşünebilirsin. Onun için insana kemal verildi. Allah’ı zatında düşünme! yasaktır. Lakin Allah’ı yarattıklarının üzerinde düşünebilirsin. İnsanda kemal var onun için. Düşündüğümüze bakma,hiçiz sıfırlanmışız! Allah’ı düşünebiliriz. Yazıklar olsun ki oturup Allah’ı düşünmeye dalamıyoruz,tefekküre vakit bulamıyoruz. Onun için şeytan insanı mağlup etmiştir. Düşünmeyenlerin hepsi gayri mükelleftir. Düşünürse insandır. Düşünmeyen,surette insanda olsa hakikatte hayvandır. Bu nokta var bizde. Bir işe yarayacak olsan,büyük hangarlar yapar,çengellerin üzerine takar,satarlar. Allah,akıl deryasında şaşırtmasın.

                  —Mükellef kimdir ve ne zaman mükellef olursun

  Nefsine hükmettiğin vakitte. Müslüman:söyleyecek sözü bilinceye kadar söylemeyen,dinleyecek sözü bilinceye kadar dinlemeyen ve yapacağı işin ne olacağını bilinceye kadar hareket etmeyen adamdır. Hakiki Müslüman;Allah’a karşı teslim olan kişidir.

   —Rabbime teslimim

   Dediğinde,bu teslimiyet ve bu iman bir arada durur mu diye bakılacaktır. Bile bile yalan söyleyen adam küfretmiştir. Baktığından,konuştuğundan,söylediğinden sorulacaktır.

 

SADAKA BELAYI ÖNLER

    Bazı münasebetlerden dolayı Londra’da,Yahudilerin evlerine giderdim. Onların kapılarında muhakkak bakır levha üzerine kazınmış 10 emirleri vardır ve yanında kutuları da bulunur. O kutular,siyonizmin dünya hakimiyeti içindir. Yardım için,Yahudi ailesinin her ferdi o kutuya para atar. Çocuklarına 5 penny,10 penny vererek o kutuya para atmaları için alıştırırlar. Küçük büyük,herkes o kutuyu bilecektir ve oraya para atacaktır. Bu bize yakıştığı halde yapamıyoruz. Kapının önüne bir kutu koy ve;

  “İslamiyet içindir. Allah yolunda”

   Diye yaz,geçerken hatırla,oraya bir şey at. Kapıdan çıkmadan önce bir şey atarsan,Cenab-ı Allah seni muhafaza eder. Bir sadaka 70 bela kapısını kapatır. Bir gün Avrupa’dan geliyordum Yugoslavya’nın yolları pek berbattı. Huduttan girerken dikkat ettim,halinden düşkünlüğü belli yaşlı bir hanım kendini dilenir

göstertmemek için eline bir sini almış,ihtiyacını arz etmeye bir vesile olsun diyerekten,sininin içerisine de 5-10 erik koymuş. Bizim şoföre;

   —Bu kimseye biraz sadaka ver,

  Dedim. Geçerken ona sadaka verdi ve erikleri de alıp arabanın önüne koyuverdi.

Hududu geçtik,epey de o memleketin içerisinde yol aldıktan sonra bir yere geldik. Biz , burnu uzun olmayan toyota marka otomobille,kendi yolumuzda ilerliyorduk. Karşıdan askeri bir konvoy geliyordu,ben şoförün yanında otururken dikkat ettim,karşıdan bir kamyonet çıktı ama karşısında birden bizi görünce şaşırıp yine sırasına girdi. Lakin onun o hareketinden şaşıran acemi bir asker,kendi dışarıya çıktı ve kocaman çelik askeri araç üzerimize gelip güm! Diye vurdu. Bizim arabanın içi alt üst olup, bütün eşyalar yere düştü. Dev gibi çelik araba,bizim mukavva kağıdı gibi arabaya vurdu ama cam bile kırılmadı. Benim oturduğum yerde ayağım,demir çekmece gözü gibi bir yere çarptı o hatmede,parmağımdan daha kalın bir demir yamulduğu halde ayağıma bir şey olmadı. Arabadaki 7-8 kimsenin burnu bile kanamadı. Polisler geldi,yazdılar,çizdiler,askere yol verip gönderdiler. Emniyet kemeri kullanmıyordum ve araba hurdahaş olmuştu. Polisler düşündüler;

   —Bir yük arabası getirip bu arabayı alalım, sizde oradan bir vasıta bulup gidersiniz

 Dediler. O kadar hurdahaş olmuştu ki onlar da arabadan ümidini kestiler.

 Ben dedim ki;

  —Çevir anahtarı!

 Araba çalıştı,bizim Hacı Mustafa Efendi şaşırdı;

  —Motora bir şey olmamış, dedi.

  —Dümene bak,dümen dönüyor mu?O bastığın alametler nedir?Stop mu,o da yerinde mi?

Diye sorunca,

   —Dümen yerinde hepsi iyi

   —Öyleyse bu şeytanların önünde dön bir manevra yap!

Dedim,yolu dönünce polisler şaşırıp kaldı ve akşam ışıklarımız olmadığı için o polisler de önümüzde eskort yaptılar. Eskort ile şehre kadar yetiştik. O arabayla İstanbul’a kadar geldim.

   Hasılı kelam o;Sadakanın bereketinedir. Binaenaleyh sadakayı unutma!Cenab-ı Peygamber;

  “Bilesin ki sadaka,önce Allah’ın eline düşer,”

  Diyor. Onun için müminlerin anası Aişe-i Sıddıka anamız bir fakir geldiğinde,sadakayı önce yıkar,sonra kokular,ondan sonra verirdi. 

BESMELENİN ÖNEMİ

   Besmelesiz işten hayır bekleme,çünkü mühim olan sonuna yetişmektir. Sonu selamet yetişirse o vakit iyi. Ekinlerin yeşermesine bakıp da ;

   —Erken oluyor

   Diye ümitlenme. Hüküm sonunda oluyor. Başlangıcında,görüntüsünden hüküm çıkarılmaz,hükmü sen harmanlayıp yığdığında,o zaman bakıp;

  —İyi iş oldu

   Diyebilirsin. Besmelesiz işin neticesi yoktur. Epey zaman hem kendileri aldattı,hem aldandılar. Görünüşü güzel ama saman gibi,başağı verir de tane tutmaz,Allah bir rüzgar estirir,

   —Arpalar,buğdaylar,çalındı

   Derler. Besmelesiz işe başladılar ve devam ediyorlar. Kamış gibi olduğuna da bakma,başağa da bakma,başağın içindeki taneye bak. Besmeleyi unutan kimseyi Cenab’ı Hak;

    “Demek Ben’den yardım istemezsin,kendi kendine bu işin hakkından geleceksin ha?”

   —Cenab-ı Hak’kın yardımı olmasa kim ayakta durabilir?Hangi medeniyet,hangi millet,hangi devlet,hangi hükümet?

   Lakin Cenab-ı Allah bir vakit tayin eder,o vakitte hurra yıkılır gider. Besmelesiz bina ayakta durmaz. Besmelesiz hükümet devam etmez,faydalı olmaz. Bu günkü hallerden ibret alan akıllı olandır ve söylediğimiz sözün doğruluğuna inanır. İşte bütün tarikatlarda esas olan,Cenab-ı Hak ile beraber olmaktır,şeytanla beraber olmamaktır. Küfür etmek istersin,et,kolay. Şeytan gelir ve senin yanından ayrılmaz,şeytan senden ümit kesmediği vakitte,seni bırakmaz. Senden ümidi varken seninle dolaşır;

   —Bu bizim yolumuzdan çıktı

   Diye hükmetti mi,öbür şeytanlara da ilan eder ki;

   —Filan kimseye yaklaşmayınız,çünkü sadece yanınızda yorgunluk kalır.

 Şeytan bir kimseden ümidini kesti mi o kimse vilayet sahibidir. İnsanları çirkinleştiren günahtır,ta ki o günahı bırakıncaya kadar,ne yapsa o çirkinliği üzerinden gitmez.

 

HİKAYE

Peygamber a.s.’ın kapısına bir gün şeytan gelmiş,kapıya vurup,içeriye girmek için izin talep etmiş. Kapıyı açan kimse bakınca öyle telaşlı ve korkuyla karışık biçimde demiş ki;

   —Ya Resulullah,kapıda acayip kılıkta birisi var,lakin böyle çirkin birisini hiç görmedim.

   Resulullah;

   —Yol ver girsin

   Girdiği vakitte selam verir. Resullullah;

   —Selam bizedir,sana olmaz,sen uzaklaştın,onun için sana selam yok,selamet de yok. Bunu kabul et,peki buraya niye geldin,bunu anlayamadım,bu meclistir,benim meclisimde hazır olanlara bir şey yaptıramazsın,niye geldin?

    Şeytan;

     —Buraya ben gelemem,seninle beraber olanlara dokunamam,lakin Rabbin bana emir eyledi ki ;

    “Ben’im Habibim filan yerde sohbettedir,ona sorular sorduğunda doğru cevap versin,eğer yanlış cevap verirse kül ederim,ikinci defa hayata gelmesine imkan olmaz

    Bunu duyan şeytan ürkmüş,titremiş,yok olacağından değil de onun derdi, Muhammed’in ümmetini azdıramayacağından korkmuş. Onun derdi, ümmeti Muhammed’in kulları cennete girmesin,cehenneme girsin diye uğraşamayacağındandır. Eğer yokluğa atarsa ümmet rahat olur,şeytan da olmadığından hepsi cennete girer. Cennete gireceğine hepsi cehenneme girsin diye uzak durmuş. Peygamberin meclisi şeytandan mahrumdur,o oturanlara,o meclise şeytanın gelmesi yasaktır. Evliyaların meclisine de yaklaşamaz, uzaktan uzağa durur. Velinin inayet ruhundan da yanar diye korkar. Şeytanı üzerine çeken insanın kendi nefsidir. O gelmeyi istemez ama biz kapıyı kaldırıp

   —Gel içeriye muhabbet edelim

   Dersek,gelir. Sohbet de insanın nefsini bastırır,sohbette fayda vardır. Nefis o tarafa bakmaz ve insanın ruhani kuvveti artar,şer kuvvetine karşı mukavemet edeceği kuvveti artar. İnsanların bazıları önündeki sohbetle yetinir,bazıları seneden seneye bir sohbet hasıl olursa ona yetişir,bazıları aylık,bazıları haftalık,bazıları da günlüktür. Günlük sohbet ister ki doğru gitsin. Efendimiz s.a.v,Ashab-ı Kiram’ını bu surette terbiye edip,nefislerine hükmedecek mertebeye onları getirdi. Nefsine hükmeden adam,cehennemden nefsini koruyabilir. Kontrol edemeyen adam,o her an tehlikededir,ona bir şey isabet edebilir. Her şey Cenab-ı Hak’tandır lakin ayağını taşa vursan,bundan nefsini mesul tut. Çünkü nefsin istediği için Allah onu bıraktı.

   Bir gece köprünün üstünde bir adam vardı,

   —Kendimi atacağım

   Diyordu,bıraksalar adam kendisini atacak. Kullarının aklı olduğu için,Cenab-ı Allah kullarını serbest bırakıyor. Aklını kullanacaksın ve kendini şerre atmayacaksın. Köprünün üstüne çıkıp;

   —Atacağım kendimi

   Derse,demek ki aklını kullanmıyor. İş yaptıktan sonra başlar. Ölüm kolay mesele değildir. Herkese ölüm gelecektir,ölümden kurtulacak adam yoktur. Lakin  ölümü aceleye getirmesi, o kimsenin talihsizliğidir. Allah kimseyi düşürtmesin. Zanneder ki ölüm her şeyi kapatır,kurtuluştur ama değil. Neyle öldürdüyse kendini;demirle öldüyse, cehennemde elinde demir onu boyuna öldürürler . Kendini zehirle öldürdüyse,zehirlenerek böyle azap çeker, boynuna ip geçirip astıysa,asıp asıp azap çeker,azabı durmaz. Hangi surette kendisini öldürdüyse,kendisini boyuna öldürür durur. Kendisini dünyada öldürüp kurtulacağını zanneder. Hayat ilahi bir lütuftur,varlığa gelmemiz Cenab-ı Allah’ın bize sonsuz bir ihsanıdır. İyiye kullan,kötüye kullanma. İyiye kullan ki hayatın sana zindan olmasın,ferahın olsun. Doğru yolda yürüyen kimselerin içlerinde ferahı vardır. İlahi lütfü yerinde kullan,adalettir,insaniyettir,iman ve İslam dır. Kullanamadığı takdirde en ufak bir şeyde geğis hali gelir. Bu ümit kesmektir,yani bundan sonra bana ne olacak gibi. Önünü karanlık gördü mü geğis halidir. Ümitsizlik;insanı kahreden odur. Cenab-ı Allah’ın adaletinden ümit kesmek haramdır. Evet insan belki isteyerek,belki istemeyerek her sıkıntıya düşebilir ve hiç kimse zannetmesin ki sıkıntıdan kendi gücüyle çıkabilir. Yok lakin seni o sıkıntıdan çıkaracak Cenab-ı Hak’tır. De ki;

   —Aman Ya Rabbi,ben geğis kuyusuna düştüm,geğis kuyusundan beni çıkaracak senden başka kimse yoktur.

   Onun için belini doğrult,rahmet seni kuşatsın. Amelin kötü olursa,etrafını karanlık sarar. Karanlığın içinde kalan adam ümitsizliğe düştü mü,en kıymetli hazinesini hemen inkar edip;

   —Ben bittim artık

                  Dedi mi biter. Allah o hallere düşürtmesin.

                

DESTUR

   Destur almaksızın olan meclis ölü bir meclistir. Din maneviyattır. Dine inanan adam maneviyata da inanacaktır. Maneviyata inanmayan adam,dinin maneviyatını alamaz. Meclisi canlandıran,mecliste hazır olan kimsenin,manevi nazar ve kuvvet sahibi ve bu asırda İslam üzerinde halife,manevi halife olan zattan edep olarak destur alması lazımdır. Hemen haberini alır ve hemen cevap verir. Vermese olmaz çünkü peygamber halifesi olamaz,cahil ve kör olamaz,ademi iktidar onda olamaz . Hepsine muktedir. Ondan destur almak için “destur”dedin mi,hemen o haber alır ve bu mecliste ne konuşulacağına dair bize yol verir. Bu mecliste ister çoban olsun,ister ırgat olsun,hepsi alimler,hepsi sultanlar olsun,hepsi evliyalar,hepsi talebeler olsun fark etmez. Sen seçebileceğini seçeceksin,alırsın. Değilse bazı dükkanlar vardır orada yalnız piyaz vardır,

   —Fasulye veya başka ikincisi var mı?

   —Yok

Adam der ki ;

   —Bu bana uygun değildir.       

   Bunun gibi bazı yerlerde yalnız pilav yapılır,o pilava kanaat eden oraya girer. Bazı dükkanlar vardır,işkembeci,ciğerci gibi,ikincisi olmayan. Aşçı dükkanı oldu mu,orada istediği gibi yer ve kalkar gider. İzin veren kimsenin sohbet meclisinde ne kadar kimsenin olduğunu bilmesi lazımdır. Bu manevi bir sofradır,her birinin tabiatı nedir ve ya perhizi nedir ve ya onun bünyesine uygun nedir bilir ve söyletirler. Sen uygun olanı alacaksın,ötekine karışma. Destur aldığın vakitte,onlar sana tertip ve idare-i nizam gönderir. Hazır olan da ondan keyif alır,lezzet bulur,o meclise devam eder,feyiz alır. Destur almayan adamın meclisi sönüktür. Takdim ettiği şey plastik cinsinden veya mumdan ibarettir. Plastik meyveler vardır,binaenaleyh  o kimse satın alıp eve gittiğinde,tecrübe eder,yiyip,ısırdığında;

   —Bu güzel iyi şeyler söyledi ama hiç bize uymadı,uyduramıyoruz.

Görünüşü havuç gibi,elma gibi ,yalnız ısırdığın vakitte elma suyu dolduracağına,plastik tadı gelir,kokar.

   —O mecliste bize onu takdim etti ama hiçbirisi yenmez bunların!

   Destur almayan adamın mecliste vereceği sohbetler,işte böyle uydurma meyveler gibidir. Destur aldığı vakitte,o senin ruhaniyetini takviye terbiye edecek ve nidalandıracak ilahiyat meclise gelir. Yersin içersin,cennet bahçelerinden bir bahçedir;yer,içer,zevk edersin. Meclis diridir,canlıdır. Şeytan dolabında bile bazen üst sağ köşede “canlı yayın” yazar. Canlı yazılı olan,öbüründen daha dikkat çekiyor.

   —Meclis canlı olunca niye dikkat çekiyor?

   Meclis,manevi kuvvet sahipleriyle canlanır. Destur dedik,gönderildi.

   —Ne isterdiniz?

—Biz istediğimizi bilmiyoruz veya aç kimseleriz.

Ne  isterseniz gönderiniz diyoruz. Helal olmak şartıyla   ne isterseniz gönderiniz,taştan yumuşak yeriz.

   Yoksa bir avuç fukara vardır ki hiçbir şeyi geri çevirmezler. Meclis o meclistir. Tarikat insanları Ahirete ve Ahiret gününe,mizana,sırata,huzur-u Rabbül alemine hazırlar,dünyaya değil. Usturayı kalemtıraş için kullanırsan o bile kördür,her şeyi yerli yerinde kullanmak adalettir. Yerli yerinde kullanmadığın vakitte zalim olursun. Oturağı çocuklar için abdesthanede bulundururlar,onu alıp mutfağa koyarsan yerinde olur mu? Olmaz. Tencereyi alıp,abdesthaneye koysan onu yerinde kullandın mı?Yeri değildir. Her şeyi yerli yerinde kullanmak mühim esastır. İslam da yerli yerinde bir şey kullanan adam tamamdır. Cenab-ı Hak’kın ilk emredişi;

   “Ey insanlar,eşyayı yerli yerinde kullanacaksınız,israf etmeyeceksiniz!”

   Pencereyi kapının olduğu yere koymayın,onun gibi her şeyi yerli yerinde kullanmak İslam da mühim esastır. Şeriatı nerede kullanacağını bileceksin. Şeriat, dünya nizamı içindir,lakin müeyyidelerini,şeriat hükümlerini teyyid eden esaslar yapmadığınız takdirde bir cezası olacaktır. Şeriat dünya nizamı için,dünya hayatını tanzim eder. Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Her şeyin haddini gösteriyor. Senin duracağın yer bu,haddin bu diye gösterir ve şeriat düzeninde,insanın dünya hayatı nizama,intizama girer. Helalinden kazanır ve helal yolda sarf eder.  Namazını,orucunu,zekatını verir ve dünya işleri de tamamlanır.  Tarikat sırf ahiret içindir,sırf Allah içindir. Oraya bir şey karıştırma,karıştırdın mı bozuluyor. Ovaya “gerden” derler. Bir gerden süt getirip,sütü bir kazana döktüğünüzde,kazanda azıcık bir kirlilik olsa,bütün kazanı bozar. Tarikat elbette ki dünya kirine tahammül etmez. Dünya kiri işin içine girdi mi hepsini söndürür. Dopdolu bir tekerleğe iğne veya çivi batırsan içi boşalır. Tarikatın havasını alan dünyadır. Dünya ile tarikat yürümez. Tarikat sırf Allah içindir. Tarikatı sen sırf dünya işi için kullanacak olsan kuvveti gider,tekerleğe çivi batırdığın gibi söner,gider. Tabi biz ahir zamandayız ve şeytan zincirlenmemiştir,ona kıyamete kadar izin vardır. Onun için şeytan,şeriat tutanların arkasından koşturduğundan daha fazla,tarikat tutanların arkasından koşturur.

   —Şeytan ne içindir?

    Tarikatı bozmak için. Tarikatla dünya talep ettin mi,şeytana teslim oldun demektir. Hiçbir kıymeti yok,hiçbir manevi gücü olamaz. Olanlar oldu ki böylelikle çok tarikatlar durmuştur. Önleri kesilmiş,yolundan öteye yol verilmemiştir. Bir yere gelmişler,tren istasyonlarına,istasyonda demir engeller vardır,ondan öteye gidecek yol yoktur. Mümin Allah’ı arayacaktır. Müminlerin Rabbi araması farzdır.

   —Bizi yaratan nerede,arşta mı,kürsüde mi,dünyada ne ararsın,tavşan mı tutarsın,neyin arkasından koşturursun,1 milyonun mu,5 milyonun mu?Arkasından koşmaya,ömrü onun için çürütmeye değer mi,Allah nerede? Allah’ı bulalım Deyip,aramıyoruz.

   —İşittik ki Şeyh Efendi İstanbul’a gelmiş,arayıp bulalım,nerededir?

   Şeyh efendi de senin gibi bir insan,sevdiğinden, saydığından dolayı arayıp kendisini,bulabiliyorsun da,Allah’ı niçin aramazsın?Aranmayacak,istenmeyecek birisi mi? Hakkımız yok mu

   —Rabbimiz nerededir?

   Diye arayıp sormaya. Yazıklar olsun ki dünya matahından arayıp duruyoruz. Dünya menfaati için bütün himmetimizi,gücümüzü sarf edip duruyoruz.

   —Rabbimizi aramak yolunda hiç gayret sarf ettiğimiz var mı?

   —Rabbimiz nerede?Ya Rab sen neredesin?

   Cenab-ı Allah;    

   “Ben seninle beraberim,sen neredesin ey kulum,Ben senin şah damarından daha yakınım,sen nereye bakarsın,etrafına bakarsın sen,sen dağıldın,arayacak yeri bıraktın,sağda solda arıyorsun,sendeyim,senin kalbindeyim,gönlünün tahtında Ben’im,ne bulmak istersin,bulacağın şey Ben’den daha mı kıymetli, zengin,ganidir?”

   Diyor. Kalp,müminin kalbi,Allah’ın arşıdır. Tarikat bunu gösterir. Tarikata girdin mi yolun budur. Dünya;senin hayvanını beslemek için olan tarladır. Ekeceksin,biçeceksin,hayvanını besleyeceksin,lakin senin işin o değil. Senin hayvanın;

   —Durmadan beni besle,semirt

   Der. Ne olacak sonra semirip semirip?Sonunda kabrin içinde kutlara yem olacaksın. Kurtların,yılanların,çıyanların semirilişinden kaçamayacaksın.

Reklamlar
Posted in: sohbet