Tevhid Sarayı_7

Posted on 27 Aralık 2010

0


 

NASİHAT

  Bismillahirrahmanirrahim. Allah ile olalım,Allah ile olan davayı kazanmış olur. Allah ile olmayan her şeyini kaybetmiş olur. Şah-ı Nakşibendi’nin sözüne itibar edip,başlayalım. Sohbet olurken Rabia sultan olursa çok cevahirler saçarmış,meclisi çok feyizli olurmuş. Rabia sultan olmadığı vakitte dereden tepeden,havadan sudan idare edermiş. Onun için ona sorarlarmış;

   —Niçin Rabia Sultan olmadığı vakit böyle konuşmuyorsunuz?

   —Ey ahmaklar,fil için ayrılan lokmayı karıncalara nasıl verelim?O fil lokması,onun talebi o,

    Karıncanın toplayacağı nedir,ne kadar fark var arada? Tabii Rabia Sultan aldığının hepsini kullanıyor. Tutup durmuyor. Benzin istasyonları vardır,oraya iki tekerlekli yarım at gücünde  bir şey de gelir;

                  —Dök bakalım benzini

   Der,tulumbayı bastırdığı gibi taşmasın diye çeker . Arkasından o istasyona 40 tekerlekli tanker de gelir,

  —Ne kadar oldu kardeşim,ne kadar meşgul ettin?

   Der,ikisi de istasyondan geçer.

   Manevi kuvvet sahipleri hazır olan cemaatin hal ve şanına göre bildirmeye mecburdur. Ona göre yüksek olan membadan söyler, o yoksa insanın eteğine dökülen kırıntıları alır yer. ferah eder,götürür. Evet,sohbet vaciptir. Nakşibendi tarikatında sohbetle aşılanır. İnsanları hayra itici güç,sohbetten olur. Hz. Muhammed s.a.v.;

        “Din nasihat demektir”

   Buyurmuştur. Nasihatte itici güç vardır. Cennet kapısında Ulema-i amilin ve Şüheda olduğunda,cennetten içeri girmek için birbirlerini buyur ettiğinde,alimler der ki;

   —Siz hayır hasenat işlediniz,alimleri de donattınız,fukarayı da beslediniz,hizmet verdiniz,binaenaleyh siz giriniz

   Onlar da;

   —Şehitler İslam ayakta dursun diye kanlarını döktüler,

   Diye mübahasa ederken,alimlere denir ki;

   —Onlardan önce alimler girecektir! Sizin girmeniz gerektir,çünkü sizin nasihatiniz olmasa Galiyul şakir olamazdı o. Cenab-ı Allah’ın onlara vereceği sevabı,cömert olan zenginlere vereceği mükafatı,ecir ve sevabı onlara bildirmeseniz,onlar bilmeyecekti ve tutacaklardı. Binaenaleyh,onların mallarını fisebilillahta sarf etmelerine sizin nasihatiniz sebep oldu. Alim olduğunuz cihetten onlara öğrettiniz ki,onlarda öğrendikleri cihetle faziletini bildikleri için fisebilillahta korkusuz infak ettiler. Kendilerine şükür ederek,Cenab-ı Hak’kın vermiş olduğu nimetlerden verdiler. Şeyh-i Şühedaya gelince,onlar Alimlerin nasihati olmasa,şahadet mertebesi hakkında Allah Zülcelal’in onlara vereceği mertebeyi,bu alimler söyleyip onları inandırmasa,onlar kendi canlarını fisebilillaha da verecek değillerdi,tutacaklardı. Binaenaleyh,Gabiyul Şakir olan kimsenin şükreder zengin olmasına,hayır hasenat yapmasına,malını fisebilillahta vermesine sizin nasihatiniz sebep oldu!İtici güç. Bunlarında canlarını Hak yolunda verip,şehit olmalarına dair itici gücü yine sizin nasihatte buldu. Bu alimler,ganiyyul şakirlerin fisebilillahta şehit olmalarına sebep oldu,onlar girsin,onların peşinden siz giriniz

   Denecektir. Onun için Alimlerin kalemi batırıp yazdıkları mürekkeple şehitlerin kanı tartıldı da,alimlerin mürekkepleri,şehitlerin kanından ağır geldi. Mülahaza budur. İtifa yani ileri atıcı,itici güç,dinde nasihattir. Nasihat müessesesi yıkıldı mı din yıkılmıştır.           

NUR SAHİPLERİ

     Kıyamet gününde ay ve güneş kapkaranlık olacaktır. Herkes,nereye gideceklerini bilmeyen bütün insanlar yol soracaktır. İnsanlar nur isteyecekler. Nursuzlar;onlar şanslarını dünyada kaybettiler.

   —Nur nerede?

  Diye soracaklar.  

   —Arkanıza bakın o zaman göreceksiniz

  Dendiğinde,o nuru almak için geri dönmek isteyecekler. Nurun merkezini bulmak istediklerinde nur sahipleri ile nursuzlar arasında engeller ortaya çıkacak. Tekrar;

   —Nur nerede?

   —Nur arayın,nur sorun!nur arkanızda

   Denecektir,bunun manası;

   —Onlar nuru geçici hayattan,dünyadan getirdiler. Sen geri dönüp de bulamazsın,buradan alamazsın. Nur dünyadaydı. Bu nuru dünyadan getirdiler.

   Nurlu olanlarda değişik ışıklara sahiptirler. Örneğin bazı lambalar 15 wattlık ışık gücüne sahiptir,belki daha fazlası ama bu önemli değil. Nur 1000 watt olabilir,100 bin watt olabilir. Hayatları içinde nuru sordukları zaman kıyamet gününde bu nur ile beraber olacaklardır. Bu gün bir gün gelecektir. Bu belirli bir gündür ve değişmez. İnsanlar buna her geçen gün yaklaşmaktadırlar. Belki 1000 yıl önce görünmeyen saklı bir dünyaya koştular. Her şeyin göründüğünü düşünme. Varlıkta olup da senin göremediğin öyle çok şey var ki. İnsanların nur ihtiyacını karşılamaları için koşmaları… her meclisimiz bu hedef içindir. Biraz daha fazla nur alabilmek içindir. Önemli nokta daha;nuru muhafaza etmen gerekir. Şeytan devamlı olarak bu nurlu insanların peşinden koşar ve nurlarını söndürmek için uğraşır. Şeytanın yolu karanlığa götürmektir. Bundan dolayı ihtiyacımız olan emin bir şekilde bu nuru kazanmaktır. Bu nuru muhafaza edebilmek bizim imanımızdır. Emniyette sen kendi mücevherlerini muhafaza edebilirsin ama inananlar öyle bir muhafaza yeri istiyorlar ki Allah tarafından verilen kasaya koysunlar. Bu peygamberin önemini gösterir. Peygamberler insanlara nur versin diye gelmişlerdir. Her peygamber bizim bu hayat içinde kazandığımızı muhafaza altına alsınlar diye gelmişlerdir. Bu bazen kolaydır ama korumak zordur. Bazı lambalar vardır odayı aydınlatır.   Bazı lambalar da vardır ki dışarıda fırtına da kopsa söndüremez. Bundan dolayı bakman gereken Allah sana ne verdiyse muhafaza etmen için bir kasadır. Her nur kendi kendine gelmez. Allah için çalıştığın zaman Allah seni giydirir. İlahi nurlarla seni giydirir ve onu bundan sonra muhafaza etmen gerekir. İnsanlar şimdi borularla gelen doğal gazı kullanıyorlar .İstediğin zaman açarsın ve kullanırsın. İmanın gücünü de her zaman kullanabilirsin. Eğer onu açık bırakırsan onu kaybedersin. Cenab-ı Allah’ın verdiği ilahi nurun sadece muhafazaya ihtiyacı vardır. Onun için fedakarlık gerekir. Her şey kolaylıkla ve çabucak bizim ruhumuza ulaşır. Sohbet meclislerinde  güç vardır önemli olan bu gücü saklamak tır. Her zaman iyi insanların meclislerini istersen  bu sana ruhani destek verir.  Buna ulaşmak istersen Allah sana kolaylık verir,senin vücudunun ihtiyacı olan destekle desteklenir.    (İngilizceden Türkçeye çeviri)

 

FİTNE  ÇIKARANLARA  CEVAP

   “Her gün yeni bir şandır”

   Saltanatlı bir sözdür. Yani emsali sevkat etmemiş tecellilerden her gün yeni bir görüntü vardır. Yevm;aslında vaktin üniversitesidir. En küçükten en büyüğüne kadar ifade eder. Her an,her dakika her saat… içinden geçmekte olduğumuz zaman tünelinin emsali geçmiş değildir. Bu gün dünün kopyası değildir. Yarın da bu günün kopyası değildir. Dünkü gazete bugünkünün kopyası mı?değil. tefsir; bugünkü ceride dünkü ceridenin kopyası değildir. Başından bak,sonuna kadar dünkünün kopyası değildir. Dün önceki gün yok.  O ayeti kerimenin manasına işaret eden bir delildir. Her gün yeni meydana gelişler,görünüşler yenidir. Onun için;

   —Ne haber var?

Dediğimizde

   —Haber yok

   Deniyor .Haber var. Boş saat olur mu? Boş kese,boş boğaz,boş kafa olur mu? Her an gelişme vardır. Zaman akıyor.

   —Ayda saat kaçtır şimdi?ayda zaman var mı?güneş  ne taraftadır? Ciheti var mı?güneşi nereye göre tayin edeceksin?zaman ve mekan mevfumu tamamdır ama dışına çıktın mı kaybolur. Ayda zaman var mı? Bizim saat orada çalışır mı?

   Zaman izafidir. Mekan;güneşin mekanı nedir? Bizim mekanımız yeryüzü,güneşin mekanı nedir?madem ki mekan vardır,güneşin de bir mekanı olması lazımdır. Güneş bir cisimdir. Madem ki cisimdir mekanı olacak.

   —Güneşin mekanı nedir?

   Boşluğa mekan denilemez. Eğer boşluk mekan olursa boşluk diye bir şey kalmaz orada.

   —Boşluk bir varlık mıdır?yokluk mudur?boşluğun tarifi nedir?varlığın yokluğun tarifi nedir?güneşin evi mekanı,yurdu neresi,nerede duruyor?ne tarafa yakın,ne tarafa uzak?

   Acayip bir şey. Varlık,yokluk ve boşluk mevfumu üç acayip iştir. Hakikat erbabının huzurunda bellidir. Onu bulmayan çözemez. Biz şimdi oraya gitmeyelim aşağıya,dünyaya inelim.

     —-Nerelisin?

   —Lefkoşalı

   —Mekanın nerede?

   Dünyada mekan Ahirette iman. Başını sokacak,barınacak bir yerin olmazsa çok perişansın. Kiracısın,”aybaşı kapının arkasında” derler. Kirayı öde,çık. Çıkacak yeri yok. Mekanı yok,nereye gitse;

   —Bu benim tapulu yerimdir

   Diyecekler. Mekansızlık ta insanlara büyük iftiladır. Bu cihettendir ki eski insanlar göçebeliği tercih etmişlerdir. Gide gide himmetleri düştüğü için

   —Ne diye gidelim,bir yer yurt edinelim

   Demişlerdir. Ve her gün hadiselerle doludur. Bilinen var bilinmeyen var. Bilinmeyenin yanında bilinenler denizden bir damla gibi kalır. Dünyada 6 milyar insan var,bu kadar insanın içinde neler oluyor,bize ulaşan ne?Hizbullah temsilleri,göbek atan 3-5 kadın,onlara benzeyen 3-5 erkek,tambur  çalan tava kafalı,onun gibi hadiseleri aksettiren haber kabilinden bir şey olmayan,en sufli tarafından bir şey olmayandır. Halbuki o alet (televizyon) hayır olarak kullanılsa insanlara ışık tutan bir şey olur. Peygamber a.s.’ın haberleri;

   “Bir şeyin görülmesiyle işitilmesi bir değildir”

   Bakış fotoğraf makinesi gibidir. Lakin işitme görülenden çok gerilerde kalıyor . insanoğlunun aklının temekküz ettiği merkezi beyindedir,baştadır. İmanın merkezi de kalptedir. Ruhaniyetimizi temsil eden kalptedir. Aklımızı temsil eden baştadır. O beynimizin acayip bir yapısı vardır. Kapasitesi de bizim şimdiki bildiğimiz hududun ötesindedir. Bu gün aklımızın çok cüzi bir kısmını kullanıyoruz. Külli olan kısmıyla biz aklımızı çalıştırabilsek,dünyada ne kadar kasetler varsa,gerek resim gerek yazı,hepsini alabilir. Şüphen varsa küfredersin. Şimdi insanoğlu belki tırnak kadar mesafeye kaç bin bilgi yerleştiriyor. Allah beynimize dünyanın bütün bilgilerini alabilecek mesafe ve idraki vermiştir. Havadis çok,

     “Havadisler üzerine bir zaman gelecek,fitneler olacak”

   Fitne insanlığa zarar veren her şeydir. İnsanlığın zararına uğraşanlar fitne çıkarır. Maalesef ahir zaman olduğunda insanlar öyle bir şaşkınlık içine düşecekler ki;hepsi fitne çıkarmakta birbirleriyle yarışacaklar. Nasıl zarar verecek,nasıl fitne çıkaracak,bunu bunu düşünmekten başka kapasitesi yok bu insanların. İnsanlar bu dünyayı karartmışlardır. Güneş var ama karanlık var.

     “Öyle bir fitne gelecektir ki gecenin karanlığındaki gibi…”

   Parmağını bile göremeyeceksin o karanlıkta. İnsanlığın insanlığını yıkmak için çalıştığı zamandır. İnsanlığın şeytana % 100 teslim olduğu bir zamandır. 20. Asrın insanı şeytana teslim olmuş bir insanlık yaşıyor şimdi. Bunların gayesi birbirlerini yok etmektir. İnsanlığı silmek için seferberler. Cismani ve ruhani olarak,cismaniyeti bitmiş,vücutlarının mukavemeti kalmadı, ruhaniyetini inkar edip onu da bırakmış. İnsanlığı bitirmek için insanlar seferber olmuş. Bu fitnelerin içindeyiz. Bu karanlıktan kurtulabilmek için teknolojinin ürettiği elektriklerle kurtulacak gibi değil. Röntgen ışık verir ama iş bu fitnelerin içinde kararmıştır. Ancak ilahi nur gelirse açar. Onun için bu gün ilahi nuru olmayan adamlar bu günü açıklayacak durumda değildir. Çünkü onlardaki şua onları karatmıştır. İlahi nur olsa onu gösterir. İlahi nura muhtacız. Bu nur peygamberlerin makamında olanlara aittir. En büyük imtihanda evliyalarındır. Efendimizin etrafında münafıklar olduğu halde ümmetimizin çevresinde olmaz mı?Allah’ın emirlerine göre değil kendi emirlerine göre kanun çıkaran zalim insanlardır.

   –Hüküm benim iki dudağımın arasındadır

  Diyorlar. Kör dövüşü ve tatsız bir oyun. Efendimiz s.a.v.;

    “Zulüm devam edemez,ederse yıkar bitirir”

   Diyor. Onlar biz büyüğüz dedikçe Allah’ı küçültüyorlar.

                                                 HİKAYE

   Adamın birisi pazara gidecekmiş,yolda heybesiyle giderken şeytan onu görmüş ve yaklaşmış. Evvel zamanda şeytan görünürmüş.

  —Seni çok yorgun gördüm,hayvanın yok mu?

  –Yok

  –Peki ben senin hayvanın olayım

  Demiş ve şeytan eşek oluvermiş.

  –Bin sırtıma!

  Demiş,gitmişler ve tekrar geri dönerlerken bir subaşına uğramışlar,şeytan burada yükü atmış ve suyun içine girmiş ve ufalmış küçük bir hayvan suretinde görünmüş. Adam çok şaşırmış. Gelen sormuş;

  –Ne beklersin?

  –Burada hayvan suya atladı,aha kulakları!

  Demiş ve hayvanın sudan çıkmasını  beklemiş,onu görenler;

  —Deli misin be adam? hiç öyle şey olur mu?

  —Burada bir deli var alalım götürelim

  Demişler,almışlar. Sonra adamın haline acıyan biri; 

  –Sana soracaklar,sende sakın burada hayvan var demeyesin yoksa hapsederler.

  Adamı alıp götürüp sormuşlar,adam;

  –Ne yapalım görüyorum kulaklarını sallıyor ama söyleyemem

  Demiş.

                                                                                            *

  1000 sene evvel İmam-ı Gazali bu zaman için söylemiş;

     “Bu zaman sükut zamanı ve evinde oturma zamanıdır. Oturup evde bekleyeceksin,dışarıya çıkarsan fitneye uğrarsın”

   Alçak nursuzlar ne kabirde ne de hayattayken her şeyi mahvetmişlerdir. Bizimde istediğimiz Ya Rabbi,elektrikle açılamayan,gönderilmeyen nurları gönder,nur sahiplerini bize gönder. Bizi hakikat dönemine yetiştir,hakikat dönemini görenlerden olalım. 

 

YARATANIN VARLIĞI

      Varlıkta olduğumuz için mutlu olun. Bu en büyük şanstır. Cenab-ı Allah bizi varlığa getirdi. Eğer Allah bizi yaratmasaydı sen varlığa gelemeyecektin. Bunu hayal edebilir misin? Varlıkta olmayı bilmeyecektin. Çünkü orada değildin. Eğer orada değilsen mutlu da değilsin.             

   —Seni kim yarattı,sana nasıl şekil verdi,bunu kim yaptı?

   Bunu hayal edemezsin. Bir yaratığı dünya üzerinde yaratmak nasıldır? Bunu da hayal edemezsin. Bir heykeltıraş taştan bir heykel yapabilir,bir ressam da bir resim yapabilir. Resmin gölgesi yoktur. Gölgesiz bir şekil. Evet insanoğlu yaratığa benzeyen bir heykel yapabilir ve baktığınızda;

   –Bu bir kadın,bu bir kedi,kaplan ve ya eşeğe benziyor

diyebilirsiniz. Bir yaratık için heykel yapmak basittir.

  –Ama o şekle karakteristik özelliklerini verebilmek?

   Cenab-ı Allah aslanı yarattı ve aslana bazı özellikler bahşetti. Bu özelliklerle beraber aslan varlığa geldi. Bundan dolayı ona aslan dersin,eşek diyemezsin. Ve eşeğin şekli öyle bir şekle sahiptir ve özellikleriyle beraber yaratıldı ona da kaplan diyemezsin. Yaratıcı şekil yaratıyor ve özelliklerini bahşedip buyuruyor ki;

     “O kaplandır”

     Eşeğin özelliklerini kaplana veremezsiniz. Bu Cenab-ı Allah’ın büyüklüğünü gösterir. Allah yaratıp,onlara özelliklerini vermektedir. Yoksa aslan,aslan olamaz. O sadece o zaman bir madde parçası olur. Bir şekil görebilirisin ama o aslan değildir. O görüntüye aslanın özelliklerini, bahşetmek sadece Allah’ın özelliğidir. Ve Allah insanoğlunun özelliğini verdi,onu yarattı. Cemalettin,Ahmet değil,Ahmet,Sadi değil… insanoğluna genel özellikler verilmiştir ki insanoğlu olmasının özelliği verilmiştir. Herkese ayrı ayrı özellikler verilmiştir. Özellikler verebilmek;ırklara özellikler verebilmek. Alman ırkı ve onların özellikleri,Arap ırkı,Türk ırkı,başka özellikleriyle beraber.

   —Ben Malezyalı değilim,ben Endonezyalıyım

diyor. Avustralya,Yeni Zelanda olmayı kabul etmiyor. Acemler de;

   —İranlı değiliz ,biz Nuh a.s.’ın gemisine çıkan ilk ırkız

   Diyorlar. Allah’ın büyüklüğüne bakın! İnsanlar için Allah’ın büyüklüğünü düşünmek için bahşedilen özelliklerdir. Allah her yaratığa bir istikamet bir yön vermiştir. Karınca sağa sola koşmaz hepsi bir istikamet üzeredir. Seninde varacağın bir nokta yoksa bir adım bile atamazsın. Oraya doğru hareket edersin. Mükemmel inanan kişi der ki;

   –Ey Rabbimiz,Sen çok büyüksün,Senin gibi bir başkası olamaz. Sadece Sen! Teklik Sana aittir. Her büyüklük Senin içindir. Bilsekte bilmesek de sonsuz özellikler Sana aittir.

   Eğer O bir karıncaya özelliklerini vermese,o karıncanın ne kadar özelliklerinin var olduğunu bilemezsin. Sayısız karınca ve bir karınca diğerinden farklıdır. Efendimizden bir emir vardır;

      “Yaratanın varlığı üzerinde bir şey bilmeye çalışma,bilmen gereken yarattıkları ve onların özellikleri üzerinedir.”

   Çünkü onların özellikleri genel bir açıklamada her yaratığa verilmiştir. Varlığa gelebilmesi için özelliklere ihtiyacı vardır. Allah bize bir şey bahşetti ki kendi nurunda bir şey verdi. Bir kimse karanlığa düşerse etrafındaki nedir bilemez. Işık açılırsa görür. Şimdi insan karanlıktaki bir kimseye benzer. Zifiri karanlıkta hiçbir şeyi fark edemez,hissedemez. Şimdi ışıkla doğuya batıya,aşağıya,yukarıya bakabiliyoruz. Allah’ın sonsuz güç deryalarını anlamak için gücünü,kabiliyetlerini,irade gücünü harca. Hazırlandığın zaman belki açılır. Taşıyamazsan senden alırlar ve sana Cenab-ı Allah’tan ne verildiyse onu verirler.

    “Bir karınca insanı anlayabilir”

    Dersek bu sana imkansız gelse de olabilir. Kimse bilemez. Sadece seviyende bir şey bilebilirsin. Daha fazlasını bilemezsin. Neden tartışıyoruz? onun varlığını hiç kimse anlamıyor,mümkün değil.

   —Sen kendi varlığını iddia ediyor musun?

   İddia edemezsin. Sebeplerini bilemezsin. O neden varlıktadır onu bilemezsin. Eğer Cenab-ı Allah sana vermese sen bilemezsin. Allah hakkında hiçbir şey bilemezsin. O önce olduğu gibidir. Allah dün olduğu gibidir. Bu günde Allah devamlı aynıdır. Ezeli olarak aynı kalacaktır. Hiçbir zaman değişmez.  Ya Rabbi bize müsaade et anlayalım! Öyle bir ezelidir ki normal insanların çocukken,gençken bilmeleri,işitmeleri ve öğrenmeleri lazımdır.

                           MARİFETULLAH

İdrak edemeyenler; 

   —Hiç kimseye bağlanma,büyük alim,büyük veli de olsa takip etme,Kuran’ı takip et 

Diyorlar;ama Kuran’da;

   “Takip et”

Deniyor. Allah diyor ki;

   ” Benim için hayatını ver,Benim için kim hayatını vermişse onu takip et”

   Bundan dolayı insanın şerefi kendisine göre iki çeşittir,kendisine göre ve dünyaya göredir. Marifetullah:Allah’ın arifini bulmadan nasıl Cenab-ı Hak hakkında bilgiye ulaşabilirsin? Ahirette ise senin bilgine göre sana şeref verilecektir. Cennette rütbende senin bilgine göredir. Cenab-ı Allah hakkındaki bilgine göre. Bilgi:

  •      Sana verilen bilgi,
  •      Cenab-ı Allah’ın zatı hakkında bilgi,
  •      Onun ilahi özellikleri hakkında bilgi,
  •      İsimleri hakkında bilgi,
  •      Varlıkta olan her şey hakkında bilgi,

   Her ilahi isim her biri sonsuz okyanuslara benzer. Allah ne yazmışsa,o yarattıklarını varlığa çıkarır. Bu şeyler hakkında bilgi edinebilirsin. Cenab-ı Allah’ın hakkında bir şey bilmeye yol bulursun. Yüzersin bitiremezsin. Sonsuzdur. Her zaman sana yeni hikmetler,yeni güzellikler her şey gelir. Her saniye içinde şelale gibi akar durur. Bundan dolayı bir insan için Cenab-ı Allah’ın ilahi varlığına ulaşmak mümkün değildir. Hiç kimsenin aklı Cenab-ı Allah’ın fiillerini kesemez. Özelliklerine ulaşması mümkün değildir. Bilgi sana şeref verir.  Bundan dolayı istediğimiz daha çok bilgidir. Cahil insanlar odundan farksızdır. Kuru bir ağaca benzer. Hiçbir dalı,yaprağı,çiçeği,meyvesi olmayan bir ağaçtır. Burada olanların ana gayesi gerçek hayata,hayatın köklerine ulaşmaktır. Sonsuz hayatı anlamak,çiçeklere ve meyvelere ulaşmaktır. Eğer bu yola girmezsen kuru bir ağaca benzersin ve sonunda odun olursun. Allah bizi oduna benzetmesin. Odun ateş içindir. Kuru vücutlar cehenneme ateş için uygundur.  Bizi muhafaza buyursun.  O Sultandır. Kim bunu bilirse odun olmaz.  Bazı profesörler yarım saatlik bir seminer için 6-8 ay öncesinden hazırlık yaparlar. Düşünerek konuştuğumdan değil,onlar idare ederler. Onların gücü eşeği konuşturmaya bile yeter.

                                        CEBABİRE DEVRİ

       Bu bir sohbettir. Herkes konuşursa demokrasi olur,manası;herkes konuşur. Kimse kimseyi dinlemeye mecbur değildir,kadınlar gibi.  İnsanların düşmanı gene insanlardır.  Kurtlar insanların düşmanı değildir. Kaplanlar,yılanlar insanın düşmanı değildir. İnsanın düşmanı hayvan değil yine insandır.

                  —Hakikaten böyle bir söz işittin mi?

  Bu  söylenen söz haktır.

    —Ne gibi bir insan? 

   Sireti vahşi hayvan,kurt sıfatlı insan var. 100 kurdun yapamayacağını yapar melun. İnsan kıyafetli insan var 1000 yılanın yapamayacağını yapar. Çünkü insanlarda nefis vardır. İnsanlarda da hayvanlarda da nefis vardır. Var da hayvanlardaki nefis kendini ve zürriyetlerini idare edebilecek yerler içindir. Yemek şehveti nefistendir. Hayvanın nefsi olmasa yiyemez. Yemek ev içmek nefistendir. Zürriyeti devam ettirmek şehvettendir. Onlarda akıl yoktur. Hiçbirisinin aklında “dünyaya hakim olalım” düşüncesi yoktur. O hayvanı nereye çaksan o orada durur. Nefsin tezahüratı bundan ibaret. Şeytan onlara bir şey yaptırmaz çünkü onlar mükellef değildir. Şeytanın musallat oluşu ademoğluna imtihan içindir. İmtihanda insanoğluna derece kazandırmaktır. Eğer nefis imtihan olayını idrak etse,şeytana karşı gelir. Şeytana yüz vermez,şeytana tart eder. Şeytana karşı geldiğinden dolayı rütbe alır ve bir kazancı olur. Nefsine mağlup olan kimse yani nefsine  tapan kimse ve ya nefsinin havasını kendine ilah edinen kimse tehlikeli olur. O sıfatta olan kimseyi şeytan azdırır. O sıfattaki insanlar insanlığın en büyük düşmanıdır. İnsanlığı bitiren insanlığı çiğneyen odur. Onun için insan kadar insanlığı yıkan yok eden,insanlığa düşman olan bir mahluk yoktur. Hayvanlar insanların belki fiziki yapısına zarar verebilir,belki parçalar,yer,sokar,onun zararı onun şahsında durur kalır. İnsanlığa o hayvanın zararı olmaz. Lakin insanlığı yok eden,kendi azgın nefsine meydan veren,kendi şehvetini her ne şekilde olursa olsun yerine getirmek isteyen,hırslı,hırs küpü,şehvetine hırslı olan kimse,insanlığı harap eden kimse odur. 20.asrın insanı budur.  20. Asrın insanına hudutsuz bir hürriyet verilmiştir. Bu vakitte huzursuz hırsını tatmin etmek için oraya buraya saldırır. Onun için bu asrın insanında insanlık mevhumu kalmamıştır. Her yerde muharebeler var,karışıklıklar var,her yerde insanlarla insanların çatışması. İnsan ismiyle bir sembol olduğu vakitte,manasıyla insanlığı temsil eden adam kimseye zarar veremez. İnsan hayvanlaşmadan zarar veremez. Bazı insan yılan olur,bazısı ayı,sırtlan,katır,akrep cinsidir,bunlar o hayvanları temsil eden zararlı haşarattır. Bütün teknoloji ve bütün değişmeler de en büyük gelişme %90’ın üzerinde çalıştıkları silahtır. Silah;insanların zatını hedef alan teknolojinin belalarıdır. İtiraz var mı? Bütün çalışmaların,araştırmaların hedefi,fiziki bünyelerin hedefi insanlığı yok etmek içindir. Umumi dünyada insanların fiziki ulviyelerini sarf ettikleri paranın rakamı insanın başını döndürür ki;katrilyonlarla ifade edilebilir. Bu sırf insanın insanı öldürebilmek için ayırdığı paradır.

   —Binaenaleyh insanlık nerede kalmıştır?

                  Bitmiştir. Onun için Hz. Muhammed;

        “Cebabire devri”

  Diye bildirmiştir. İnsanların birbirine düşman olduğu bir devirdir. İnsanlık için konuşamazsın. İnsanlığın tüketildiği zamandır. Bir insan ki; onun kıymeti Allah’ın katında insansız bir dünyadan kıymetlidir. Sinek gibi öldürüyorlar,hakaret ediyorlar,insanlıklarını çiğniyorlar. İnsanlığı arayanların yeryüzünde sığınacakları bir yer yoktur. Mekke,Medine,Şam,Kudüs,İstanbul,Mısır,Bağdat,Acemistan’ da dahil olduğu halde. Öyle bir belalı zamandır. Zaman değil vahşilerin hükmettiği zamandır. Dünya kurulalı böyle vahşet görmemiştir. İnsanlığı tahrip eden insanlığın en büyük düşmanı insanlardır. İnsan şerefinin bitmiş olduğu zamandır.  İnsanlarda vahşeti temsil eden kimseler,insanlığı ve insanlığın şerefini kabul etmiyorlar. Hakikaten mühim bir mesele. İnsanlar insanlıktan çıktıktan sonra tercih diye bir şey bilmez. Kedinin önüne altın koy,bir de fare gibi bir şey koy,kedi fareyi tercih eder. Fare diri ve ya geberik olsun kedi için değeri yok. Bir avuç altın,inci,yakut koysan fare olan kabın içine bakar da o tarafa bakmaz. Bu zamanın vahşi insanları Ahireti tercih edemiyor. Ebedi Ahiretle bu dünya arasında tercih yapamıyor. Onun için bu zamanın insanının da ebedi hayatla alakası yoktur. Sonsuzlukla bir buluşması yoktur. Serveri bir hayatın zevki onda yoktur. Bu hayatın gam ve kederinin irinini yiyip içmekten hiçbir mahlukat onlara erişemez. Yedikleri irin,içtikleri kan. Efendimiz s.a.v. buyurdu;

     “Allah’ım bizi nefsin eline bırakma”

   Nefsin içine düştün mü çıkamazsın. Bir lahza düştün seni pis eder,berbat eder. İnsanların zulmü. Macaristan’da bir altın fabrikasından siyanür sızıntısı geldi,nehirdeki zehirden bütün mahlukat öldü. Milyonlarca insan o sudan kullanıyor,içiyor,hepsi tehlike içerisindedir. Vahşet insanoğlunun. Estağfirullah! Allah’a dönmekten başka kurtulmanın başka yolu yok. Allah’ım bizi affeyle,ne kadar söylesek bizim sesimizin ulaşması imkansız. Bizim istediğimiz zahiri ve manevi kuvvetleri tamam olan zatın bize yetişmesidir. Bize yetişsin manevi güçle gelsin. Gazetelerde Rus kumandanı demiş ki;

   —Biz Grozni’ye gelirken ,gözetmek için çok dikkat ettik ama imkanı yoktu.

Top tüfekle ıslahat olmaz. Bu kötü akımı böyle durdurmanın imkanı yok.  

                         EN   BÜYÜK  ALLAH

   Bizim ihtiyacımız Allah’tan af dilemektir;

   —Rabbimiz bizi affeyle,biz en küçük olanlarız

   Çok küçüğün manası;hiçbir şeydir. Eğer bu alemden farklı milyonlarcası da olsa buna rağmen yine küçüğüz. Milyarlarca olsa gene küçük. Trilyonlarca alemler de olsa,trilyonun katı kadar da olsa bu hiçbir şeydir. Katrilyonlarca nın çarpımı da olsa hiçbir şeydir. Bunun vasıtasıyla hayal gücünü kullanarak bu varlıkta olanları çok büyük yapsan da bu Cenab-ı Allah’ın büyüklüğü yanında hiçbir şeydir. Her şey O’nun büyüklüğü yanında hiçbir şeydir. Çünkü O’nun büyüklüğüne sayılar yetmez,teraziler yetmez,dengeler de yetmez. İmkansız. Belki bizim idrakimize göre her şey büyük olabilir. Varlıkların büyüklüğü bizim gözümüzde büyük görünür. Yaratıkların varlığı senin idrakine göre daha büyük görünmekte. Ama senin idrakini,ölçülerini ve dengelerini,bunları Allah c.c. için kullanamazsın. O’nun büyüklüğünün son noktasına varamazsın. Mümkün değildir. Eğer O’nun büyüklüğü için bir sınır bulursan,O yaratıkların seviyesine düşmüş olur o zaman yaratıcı olamaz. Yaratıcı en büyük olmaktır. O çok büyüktür. Herkesten ve her şeyden. Varlıktaki en büyüktür. Onun varlığı her yeri kuşatmıştır. Bundan dolayı yaratıklar ve alemler;

   —Bizim yerimiz var

   Diyemezler. Allah’ın yanında hiçbir yer yoktur. O ilk olduğu gibi sondur. Bizim varoluşumuz hakkında Büyük Şeyh Efendi;

   “Senin varlığınız aynadaki varlığındır. Büyük bir aynada göründüğün gibisin. Bu aynada görünen hiçbir zaman ben varım diye iddia edemez.”

Allah c.c.;

     ” İnsan zayıf yaratılmıştır.”

   Diyor. Zayıf olan himayeye muhtaçtır. Zayıf kendi kendini kayıramaz. Çocukta öyledir onun için annesi ve babası yardım eder. Büyüyüp akıl baliğ oluncaya kadar yine himayeye muhtaçtır. Akıl baliğ olmuş lakin daha olgunlaşmamış olan kendi halini iyi bilir. Ancak olgunlaşmadığından daha kötüdür,kendi arzularına hükmedemez. Hükmedemediği takdirde şeytana uyar.  Bütün hayatı perişan olur gider. 18 yaşına gelip reşit olduktan sonra kendi kendini anlamaya süzmeye başlar.  O vakitte kadar gözetmek,göz hapsinde bulundurmak mukarabeye bulundurmak lazımdır. Gençlerin akıllarını çelenler kendilerini çalanlar kendilerini çalarlar.  Benliklerinden çalınmış işe yaramaz bir hale gelirler. Dünyadan gidinceye kadar cemiyetin içinde yaramaz olurlar ve herhangi bir surette dünyadan giderler.  Onun için Cenab-ı Allah ,insanların kendilerini nasıl gözeteceklerine dair emirler bildirmiştir. İnsanların kemale erişmesi,dünya hayatlarını da yerine getirip,ebedi hayat için hizmeti tamamlamaları için gönderilmiştir. İlahi emirleri ayak altına alan,hiçe sayan çok cemiyetler batıp gitmiştir. Helak olmuşlardır. 21.asırda yaşayan insanlar,insanlara gönderdiği ahir zaman peygamberinin emirlerinin dışına çıkamaz. 21.asır değil 120 bin asır geçse sen gene maneviyata muhtaçsın. Ey insan seni bu yeryüzünden alıp götürecekler. Yeryüzü boş kalacak değildir. 1 alırsa 5 koyar,5 alırsa 15 verir. Dünya daha kendisine verilen zaman dolmadan daha boş kalmaz. Dikkat edin,bu zamanın insanları dünyayla sarhoştur. Her şeyi maddeden bekliyor,maddenin zindanına hapis olmuş,çıkamıyor veya çıkmak istemiyor. Çocuk ana rahminde rahattır,çıkmak istemez. Onun için Allah iki melek tayin eder. Biri çeker o kaçar. O yüzden ana sancı çeker. Derler ki;

   —Ya Rab,bu ana karnını çok sevmiştir,çıkmak istemiyor,biz aciz kaldık

   Deyince Alla c.c. tecellisini gösterir. Bunun üzerine çocuk secdeye kapanır. Onun için buradaki insanlar;

   — Dünyada kalalım

   Diyorlar. Peygamberler ebedi bir dirilişe,serveri bir dirilişe davet ediyorlar. Sana Allah ruhaniyet verdi. Hayvanlarda olan ruhu vermedi. O ruh ile sen gökyüzüne bir yolla arşa doğru çıkabilirsin. Ama yok hayvanlara verilenden kör,topalda olsa istiyorlar;

   —Yiyelim,içelim,geviş de getirsek dünyada kalalım

   Diyorlar. Bu sınıf,sınıf değil, hayvan sınıfıdır. Allah c.c. seni öyle bir surette yarattı ki aşk seni bekliyor. Huzuruna vereceğine göre Allah c.c. seni huzuruna çağırıyor. Sonsuz aşk için. Dünyaya doymayanlar geviş getiriyor. Senin etrafında yaşayan hesapsız milyonlarca mahlukat var. Sen teksin,sen kendini tanımıyorsun. Tanımakta istemiyorsun. Topraktan gelip toprağa gidiyorsunuz.  Kuyruğu eksik bir mahluk yer,içer,keyfeder,ölür,gömülür,toprak olur gider. Talim ve terbiye gerekir. Bu milletin vebalinden kurtulamayacaklar. Çünkü aldatıyorlar ve aldatıyorlar. Hakikati söylemiyorlar. Lakin bir gün gelecek mızrak çuvala batacak. Allah’ın vermediği şey bayram değildir. Uydurmadır. Bu millet 80 sene önce öyle bir tuzağa düşürüldü ki kurtulamadı. Bir tarih başlangıcı yapıldı. Onu yapan da bizim gibi bir kuldu. Bu gün o bir kulun bayramını yapıyorlar.  O kulu gönderenin bir şükür hakkı yok mu?Bazı kimseler der ki;

   —Kabirlerden medet ummayınız.

   —Ne diye diyor?

   —Evliya kabirlerinin ziyareti yasaktır,lakin bir tek türbe! vardır

   —O kimseyi sana gönderene teşekkür etmeye gerek yok mu?

 “Kıyamette ilmiyle alim olmayan alim kimselerin bağırsakları yerlerde haşrolunacaktır.”

   Sokaklarda merasim yapıldı,bir de bizim Cenab-ı Hak’ka şükrümüz olması lazım değil mi?

   SIR SAHİPLERİ

    Ya Allah,Meded Ya Sultan-ül Evliya,Destur Ya Seyyidi Meded…

    Sohbet;Nakşibendi tarikatının asli imkanındandır. Direk olmasa çadır olmaz. Çadırın direği şarttır Çadır o zaman ayakta durur. Nakşibendi Tarikatında sohbet,tarikatın direği yerindedir. Çünkü insanlar işiterek öğrenir ve manevi güçle yürürler. Öğrenmeye herkes öğrenebilir ve ya herkes öğretebilir lakin herkes yürütemez .Hususi olarak din meselesinde belki öğreten çok olur lakin öğrettiğini tutturabilecek olan azdır. Müslüman olmayan,Yahudi dinine mensup lakin İslam dininde ekspert olmuş,onun hakkında doktora almış,Avrupa Üniversitelerinde yüzlerce profesör vardır. Onlar öğretiyorlar. Lakin o öğrettiği kimseye,öğrettiklerini kendi nefsine tatbik edebilmesi için kuvvet veremez. Peygamber efendimiz a.s.;

  “ Ahir zamanda hatipler çok olacak, alimler azalacak”

   Diye bildirmişlerdir. Hutbe okuyan çok,lakin milletin bir kulağından girip,ötekisinden çıkmaktadır. Çünkü söyleyen adamın itici ve ya çekici kuvveti yoktur. O tarikatlara ait olan bir şeydir. Tarikata sahip olmayan adam bir kimseyi din yolunda yürütemez,yürütse de yanlış yürütür. Çünkü tarikatın dışındaki insanlar manevi güç alamaz. Manevi güç tarikat yoluyla gelir. Zahiri ilim kim öğrenirse öğretebilir. Zahirden,kitaptan İslam’ı öğrenmek kolaydır,herkes öğrenebilir. Lakin İslam’ın kutsiyetini aktaramaz,o maneviyat herkeste olmaz. O maneviyat,Peygamber Efendimiz Aleyhusselatu Vesselam’dan başlayıp zamanımıza kadar gelmektedir. Onu bulan adam dine ve dinin emirlerine kendisini itaat ettirebilir ve kuvvet alabilir. O manevi kuvvet seçkin kişilere verile verile gelmektedir. Tarikatın dışında hiç kimse peygamberden bir şey alamaz. İçinden su geçmeyen boş borulara benzer. Bu su borularını Avrupa’da da,Amerika’da da döşetiyorlar;

   —İşte din budur;borular da bunlardır

   Deniyor,netice itibariyle çeşmeye bakılır .İçine su konursa borudan su gelir. Verilmediği takdirde döşenmiş boş borular bir şey vermez .Onun için tarikat şarttır .Tarikatsız İslam’ın kutsiyeti kalpten kalbe aktarılamaz. Geri zekalılar zanneder ki kendi kendine öğrendikleri ve salahiyyetsiz kimseler tarafından öğretilenler kendilerini kurtarabilir,bir şey yapabilirler. Yapamazlar;

   —Hem boru döşedik hem de hazne yaptık, onlardan farkımız ne?

  Derler. En eski boruları kullansa,yamru yumru bir havuz yapsa, o biçimsiz havuza su geliyor ya mühim olan suyun akmasıdır .Boruların yeni oluşu,eğri büğrü olmaması önemli değildir .

   –İçinden bir şey geçirebiliyor  mu?Söylediklerinle karşındaki harekete gelip,himmet sahibi olabiliyor mu? Allah ve resulü için,İslami hizmetlere bir hizmet verebiliyor mu?

   Yok. Sadece havuzu yapıp,künkleri serdiler oldu bitti.

   —Bunları hava için mi döşedin?

    Diye o ahmak kimseye söylemek lazım. Zahmete değmez. Onun için İslam’da iki tayfa vardır. İki tayfada Müslümanlara hitap eder.  Birinin hutbesi bir kulağından girer,ötekisinden çıkar. Ötekisininki kişiye hükmeder,kalbine girer ve uyuyan adamı uyandırır. Kötürümü ayağa kaldırıp yürütür .O insana bir keyfiyet verir ve o insan ataletten kurtulur,kalkar ve o insan;

   —Yapmalıyım. Beni kim men ederse onu dinlemeyeyim

  Der. Ötekisi  kutsiyeti olmadığından bir şey veremez. Kutsiyetsiz insan hiç bir şey veremez,boş borudan ibarettir. Boş kalıpları gösterir. Görünüşü itibari ile dışarıdan bakanlar;

   —Bunlar pek aladır bize yarar

   Derler. Halbuki hiçbir şeye yaramaz çünkü içinden su geçmez. Manevi feyiz sahibi olanı aramak vaciptir. Yani manevi feyiz arabası olanı. Bu benzinle çalışan bir arabanın deposuna suyla çalıştırmayı deneyip,suyla tecrübe eden kimse;

   — Oraya doldurduğu su gibi bir şeydir nasıl olsa,su koyalım!

   Diyen bir kimse gibidir. Suyla makine dönmez ki. O su gibi görünür ama onda sır vardır. Öbüründeki sır makineyi yürütür,ekini öldürür. Bu su arabayı yürütmez. lakin ekini büyütür. Sırrı olmayan hiç bir şey yoktur. Allah c.c. her şeye bir sır verdi. Sırrı  dediğimizde ,hikmeti vardır. Onun için zahire bakıp aldanmamalısın. Dinde bilhassa sana bir şey verebilen kimseyi aramalısın. Restoranda oturan bir adamın masasına plastikten yapılmış meyveler koyduğunda,o adam;

   —Ne güzelmiş bu meyveler

   Deyip ağzına attığında elastiki bir şey tadar. Onların bir kısmı cam gibidir,ısırdığında ağzında kalır. Üzümler ne kadar güzel ama maalesef plastik. Her insan kendisini tamamlamakla mükelleftir. Bu her insana lazımdır.Bir sefere çıkacağız. Ne noksanın varsa her şeyini gözden geçirmelisin.  Boş kazanla yola çıkılmaz .Sonra boş kazanı doldurayım diye neyle doldurursam doldururum deyip,sirke döksen,yağ döksen,su döksen  olmaz. Arabanın deposuna su gibi bir şeydi deyip,sirke,yağ,şerbet ya da coca cola döksen gene olmaz. 

    —Neye ihtiyaç vardır?

   İlahi feyze. Onlar peygamberlere veriliyor,onların nefesinden sahabeye aktarılıyor,sahabeden ashaba,daha sonra bize kadar gelmektedir. Onun için Peygamber Efendimiz tarafından

                  ” İlim Çin de dahi olsa gidip bulunuz”

   Denmesi,bu nefes sahibi kimsenin bulunması manasındadır.

  ”Çin en uzak yerdir,oraya gidip alacaksın”

   Diyor .Bizim ihtiyacımız Çin’ de ise başka nereden alabiliriz?

   —Senin hayat iksirin Çin’dedir

   Dendiği vakitte,sen  başka ülkeleri ne diye dolaşacaksın ki .Deseler ki;

   —Bir memlekette şifalı kaynak suyu çıkmaktadır,filan hastalığa bire birdir .

   Şifa arayan başka nereye gidecek? Onun devası oradadır. Biz Allah’ a gidiyoruz. Yoksa  siz başka yere mi gidiyorsunuz?Kuran-ı Kerim ve bütün kitaplar;

”Allah’tan geldik,Allah’ a gideceğiz ”

   Demektedir zaten.

HAYAT GAYESİ

   Devamlı muhalifiz. Hiçbir zaman ;

   —Sen nasıl istersen ..Demiyoruz. Devamlı Cenab-ı Allah’la itiraz içindeyiz.

   —Allah’ım,Sen nasıl istersen

   Demeliyiz. Bir olaydan memnun değilsen bile Elhamdülillah demelisin. Sen muhalif olsan bunun hiçbir manası yok. Bu edebi korumalıyız.

   Büyük Şeyh Efendi h.z.;

      “En yüksek seviyeli mürit,herhangi bir şey için,niye böyledir diye sormayandır”

   En yüksek seviyeli edep,bir şey olduğunda;

   —Niye böyledir?

   Diye sormaz. Sorarsa bunun manası;

   —Ben bunun olmasından hoşlanmıyorum

   Anlamına gelir. Ayrıca senin iradeni,Allah’ın iradesinin üzerine çıkarmaktan başka bir şey değildir. Senin egon itiraz eder. Sen;

   –Niye oldu?

   Diye soramazsın. Sen kulsun. En düşük seviyeli edep soru sormamaktır. Allah c.c. görmektedir,bakmaktadır ve bilmektedir. 

    “Nesin sen? Niyetin ve gayen nedir? Niye bu soruyu sormaktasın?”

   Nihayet senin nefsin bir numara olmayı iddia etmektedir. Kendinin emrettiği emirleri getirmeye uğraşır.

   —Niye bir şey oldu?

   Diye sorarsan,bunun ilahi makamdaki  manası;

   —Rabbim’den memnun değilim! Daha iyi bir şey yapabilirdi,benim düşündüğüm bu konuda ben yapsaydım daha iyi olurdu!

   Allah hiçbir zaman affetmez. Onun iradesi Allah’ın iradesinden daha mı iyi? İnsan bakmakta ama nerede olduğunu bilmemekte. Ne oldu? Diye sorduğu zaman mesuliyetini unutur. Bundan dolayı bütün tarikatların yaptıkları; müritleri,insanları eğiterek kul olmayı öğretmektir. Kul hiçbir zaman hesap sormaz. Tarikat eğitimi;insanları en iyi edep,nefsini unutmak ve kendi nefsine muhalif olmak,mutlu olmak ve Allah’ın iradesini kabul etmeği öğretir.!Allah’ın iradesini kabul edinceye kadar belki sen nefsinin ve şeytanın kulu olabilirsin. Bu hassas bir noktadır. Cenab-ı Allah’a milyonlarca insan muhaliftir. Kullukta en iyi edep,Cenab-ı Allah’ın iradesini kabul etmektir. Herkesin istediği Rabbe ulaşmak,Rab olmak,haşa!bu olamaz çünkü bir Allah var. Kul olabilirsin. Alemlerin Rabbi  seni unutmaz,muhafaza eder ve destekler. Eğer Allah c.c. biriyle beraber olursa o kimse her zaman huzur,mutluluk ve tatmin içinde olur. Muhafaza etmen gereken şey,Allah’ın arzusu ve hürmetiyle mutlu olmaktır. (İngilizceden Türkçeye çeviri)

RUHANİ  ZEVKLER

  Her soru için bir cevap olması lazım. Her zorluk için bir rahat yol,her hastalık için bir ilaç olması,her şey için bir çıkış yolu olması gerekir. Bu dünyada ve Ahirette,insanların ruhani ve fiziksel ihtiyaçlarını vermek için İslam geldi. Daha  tohumlarımız annelerimizin karnına yerleştirilmeden önce. Hiçbir şey faydasız değildir. İslam bizim hareketlerimizde ortaya çıkar. Bir kimse elbise giyer,bu ona yük olmaz ondan ağırlık hissetmez. Ama kangurular gibi eline bir çanta alırsa o yüktür. İslam’ın özelliği insanların fiziksel ve ruhani ihtiyaçlarını karşılamaktır. Sen ayağını bastığın zaman Allah için basmalısın. Baktığın zaman da neye bakıyorsun? Allah için mi? Bir şey taşıdığın zaman kimin için taşıyorsun? Kimin için dinliyorsun? Konuştuğun zaman kimin için konuşuyorsun? Düşündüğün zaman, oturduğun zaman kimin için?   

   —Şeytan için mi?nefsin için mi? Allah için mi?

  Her gün nefes alıp verme dahil yirmidörtbin amel vardır. Gerçek halifelik makamına ulaşmış kişiler,biz onlara namzet deriz,kendi nefesini bile; Hu Hu Hu diye kontrol eder. Kim her anını kontrol edebilirse o Allah’ın gerçek halifesidir. Diğerleri de kendini o seviyeye getirmek için çalışmalıdır. Nakşibendi Tarikatında,her anında her nefesinde yalnız olmamaya,Allah’ı unutmamaya çalışman gerekir. Bütün hayat içinde Allah ile beraber olmak gerekir. Eğer O’nu unutmazsan,her an onunla olursan bu Cenab-ı Allah’a hizmet etmektir. Her nefesin Allah’ın huzurunda ilahi hizmet yapanların listesinde yer alır. Bu isimler ilahi huzurda yazılıdırlar. Sende ona çalış,bu da takip etmeyle olur. Büyük Şeyhi,veliyi,Efendimiz s.a.v.’i,takip etmekle olur. Onların mükemmelliği,mükemmel olmayanları mükemmelliğe taşır. Allah tarafından onlara özellikler verilmiştir. Hz. Ömer’in oğlu Mekke’ye doğru kervanla yoldaydı. Bu yol doğru gitmekteydi. Yolun başına vardığında tekrar geri döndü ve ana yola vardı. Onunla beraber olan insanlar;

   –Efendimiz,niye doğru yolu bırakıp yolu değiştirdin?

   –Ben Efendimiz s.a..v. ile beraberdim o yolunu değiştirip gittiği zaman bende onu takip etmek istedim.

   Onun her adımında nur vardı. Onun yolunu aradığın zaman sende halifesin. Eğer onları takip edersen sende onlar gibi olursun. İnsan hayatı için önemli olan ilahi hizmetin kulları olmaktır. İlahi kullukta herkes için özel bir makam vardır. Kulluk devamlıdır. Hiç kimse yorulmaz,emekli olmaz. Bu günler son günlerin de en son günleridir. Yıllar birbirine çok yakın olacaktır. Günü geldiğinde herkes ölecektir. Ruhani olarak huzurlu bir yer bulmaya çalış. Cehennem huzurlu bir yer değildir. Cenab-ı Allah kulluğunu muhafaza eden kişilere bu huzuru ve rahatlığı verir. Zevkler sadece tattığımız saniyeler içindedir ve geçicidir. Yeni yıl zevkleri için bir hafta öncesinden insanlar kendilerini hazırlıyordu,o gece geldi ve geçti artık hiçbir şey kalmadı.  Onlar sadece ;

   —Bu yeni yıl geçti,gelecek yeni yıla varacak mıyım?

   Diye düşünüyorlar. Şeytan bunu söyler ve insanları ağlamaklı bir hale getirir. Nuh a.s.’dan bu zamana kadar yaşasan,her gece yeni yıl zevkini tatsan,dolu bir şekilde eğlensen,seninle kalan nedir? Şeytan insanları aldatır. Fiziksel zevkler hiçbir zaman devam edemez. Fakat ruhani zevkler seni bırakmaz. Yaşlı da olsan,mezarda da olsan bu zevkler seni bırakmaz. zevk deryaları içersin. Fiziksel varlığın taşıyamaz ama ruhaniyetin taşır. Cenab-ı Allah’a doğru açılan kapıdan girersin ve dalarsın. Ruhani zevklerin hiçbir zaman bitmez. (İngilizceden Türkçeye çeviri)

KULLUĞU  UNUTANLAR

   Musa a.s.,Allah c.c.’a sordu;

   —Sen ne zaman mutlu olursun?

  Allah dedi ki;

   ”Sen benden razı olursan bende senden razı olurum. Sen beni seviyor musun? Ben de seni seviyorum.”

   Allah c.c.’nün 4000 yıl evvel Sina Dağında söylediği bu haber ölmeyen sözlerdir. Hastanede, hapishanede ve ya köle olmadığımız için mutlu olmalıyız,Elhamdülillah demeliyiz. Senden insanların kaçmaları,seni yalnız bırakmaları büyük bir testtir. Bu zamanda,yaşlı insanlardan uzaklaşıyorlar.20.yy medeniyeti;yaşlılarını,anne ve babalarını huzur evine götürüyor. Yılbaşında ve ya belirli günlerde ellerinde birkaç çiçekle gelip 15 dakika yalandan seviyorlar sonra anneleri ve babaları ağlıyor. Bu bir cezadır. Sonunda kendileri de yaşlanacaklar ve unutkanlık olacak,kim gelirse tanıyamayacaklar. Kulluğu unutan kullara bir cezadır. 20 yy’ın başına kadar böyle bir şey yoktu. Eskiden herkes anneye babaya hürmette ve saygıda kusur etmiyordu. Onları huzurevine gönderdikleri zaman eve gelen rahmeti engellediklerini bilmiyorlar. Aile içinde büyük geçimsizlik başlar. Allah c.c.,Musa a.s.’a;

   “Sen benden razıysan Ben’de senden razıyım”

   Şikayet edilecek bir şey yok. Fiziksel durumumuz iyi. Yemek ve giymek için bir şey bulmaktayız. Eğer bir kimse sağlığını kaybederse;

   —Allah’ım Sen ne gönderdiysen ben razıyım,fakirlikte zenginlikte göndersen ben senden gene razıyım. Hastalıkta sağlıkta göndersen,Elhamdülillah

  Cenab-ı Allah’a şükretmek;

   —Ben Sen’in kulunum

  Demek lazım. O zaman Allah ondan razı olur. Bazıları;

   —Allah’ın canımı al,ben bunu taşıyamam

  Canlarını atıveriyorlar. Bunun manası taşıyamıyorlar yani Allah’tan razı değiller.

   —Allah’ım ben Seninle mutluyum

  Demek zor değil.(İngilizceden Türkçeye çeviri)

Reklamlar
Posted in: sohbet